Cumhuriyeti kurtaran parti mi?

Suat BOZKUŞ yazdı —

31 Temmuz 2020 Cuma - 23:00

  • CHP cumhuriyeti kuran parti olarak övünürken şimdi de ikinci yüzyılda "cumhuriyeti kurtaran parti" olmak istiyor. Bunu yapabilmesi için geçen yüzyılın kapsamlı bir değerlendirmesini ve özeleştirisini yapabilmelidir.

Cumhuriyetin kuruluşu 100. yılına yaklaşırken Kılıçdaroğlu, Kurultay'daki konuşmasında "İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi"ni açıkladı. 13 maddeden oluşan çağrı metninin en önemli kısmı ise ilk dört madde oluyor:


1. Yeni bir Anayasa ile Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme geçilecektir.


2. Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır.


3. Devlet yönetiminde ve toplumsal düzende liyakat sistemi hâkim kılınacaktır.


4. "Seçim Yasası” değişecek, milletin vekilini millet seçecektir.


Diğer maddeler de bu ilk dört maddeyle bütünleşen, ilk dört maddeyi tamamlayan öneriler denebilir.


CHP’liler her zaman bu cumhuriyeti ve bu devleti kuran parti olduklarını övünerek hatırlatırlar. Yapılan işi küçümsemek de istemeyiz. Ama birinci yüzyılın sonunda bu çağrı yapılıyorsa demek ki cumhuriyetin durumu hiç de iyi değildir. Birinci yüzyılın sonunda cumhuriyet tıkanma noktasına gelmiştir. O zaman CHP bunun sorumluluğunu da taşıyor demektir.


Anlaşılıyor ki, CHP cumhuriyeti kuran parti olarak övünürken şimdi de ikinci yüzyılda "cumhuriyeti kurtaran parti" olmak istiyor. Bunu yapabilmesi için geçen yüzyılın kapsamlı bir değerlendirmesini ve özeleştirisini yapabilmelidir. Yoksa ne başarılı olması mümkündür ne de inandırıcı olması…
İktidar cephesi zaten yıllardır bir "Beka sorunu"dur tutturmuş gidiyor. Kurulduktan 100 yıl sonra gerçekten bir beka sorunu varsa, demek ki temelindeki kuruluş ilkelerinde ve yapısında ciddi sorunlar var demektir.


HDP ise siyasal yaşamın her alanında varolduğunu gösterdiği 2015 seçimleri öncesinde "Yeni Yaşam" bildirgesiyle sisteme olan itirazını ortaya koymuştu. Bütün farklılıkların eşit ve özgür olarak yaşamasını isteyen ve bunun zorunlu olduğuna inanan bu program üçüncü yolu temsil ediyor.
Siyasal yaşamda ortaya çıkmış olan üç ana çizgi de gelinen durumdan memnun değildir.


AKP-MHP ve onların arkasında toplanan ırkçı-dinci "Cumhur ittifakı" tam bir faşist diktaya dönüşmüştür. Sadece demokrasiyi değil, tüm hukuk kırıntılarını da ezip temizleme telaşındadır. Libya’dan Azerbaycan’a kadar, Akdeniz’den, Suriye’den Irak’a kadar her yerde işgal ve askeri macera peşindedir. Yeni Osmanlı hayallerinin mantıki sonucu budur.


CHP ise buna karşı kendi çağrısını yapmıştır. Bu çağrıya bakılırsa geçen birinci yüzyılın sonuçlarından memnun olmadığı ve onları aşmak için yeni bir program yaptığı görülüyor. İkinci yüzyıla "Millet ittifakı”nı daha da yaygınlaştırıp güçlendirerek hazırlanıyor.


HDP, Sol ve demokrat güçler bu iki eğilimden birisinin peşine takılamaz, kendi görevlerini başkasına yaptıramaz. Ancak kendi görevlerini iyi yaparlarsa, halkın desteği ve eylemini yükseltirlerse CHP de, Türkiye’de özgürleşecektir.


HDP, Sol ve demokratik güçler kendi siyasi ağırlıklarını arttırmadıkça, sistemi ve diğer partileri sadece eleştirerek çözüm yolunu açamazlar. Onları eleştirip teşhir etmekten çok kendi programlarını halka mal etmek zorundadırlar.


Bu açıdan en büyük görev ve en ağır yük sistem partilerine karşı "üçüncü yol" dediğimiz HDP etrafındaki "halk ittifakı"na düşmektedir. Buna "Demokratik İttifak" da diyebiliriz.


Demokratik ittifak güçlendiği oranda siyasette etkili olacak ve CHP’yi de, siyaset dünyasını da etkileyecektir. Etkilemekten de öte, AKP-MHP diktasını yıkılmasının ve demokratikleşmenin, demokratik cumhuriyetin önü açılacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.