- Her krizde olduğu gibi içinden geçtiğimiz krizin de doğru yönetilmesi halinde, Kürtler ve Kürdistan için fırsata dönüştürülmesi pekâlâ mümkündür.
DEMİR ÇELİK
İçinden geçmekte olduğumuz sürecin dinamiklerini bilmek, değişimin olası ihtimallerini öngörmek oldukça önemlidir. Kapitalizm, tarihsel ve yapısal krizini aşamadığından derin bir açmazı ve çoklu krizi yaşıyor. Sermayenin, iktidarın, emeğin ve bilginin uluslararasılaşması, bu çelişkinin derinliğine yaşanmasına neden oluyor. İnsanlıktan sapma olan devletli sistem, yapısal ve tarihsel krizin neden olduğu açmazını, ulus devletlere yeni biçimler vermeye çalışarak aşmaya çalışıyor. Ulus devletlerin tekçi, katı merkeziyetçi idari ve siyasi yapısı, emperyalizmin yeni ihtiyaçları önünde engel oluşturuyor. III. Dünya Savaşı'nın özellikle de Ortadoğu'da devam ediyor olmasının nedenleri üzerinde durmakta yarar vardır:
- Zengin fosil yakıtlarının varlığı,
- Üç Semavi dinin Ortadoğu’da ortaya çıkması ve kutsallarının varlığı,
- Neolitik Tarım Devrimi’ne mekanlık etmesi, demokratik modernite değerlerinin burada güçlüce yaşanıyor olması,
- Karşı devrim ve insanlıktan sapma olan devlet ve iktidarın ilk kez burada yaşanıyor olması. Dolayısıyla kapitalist modernitenin buradaki tarihselliği,
- Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arası jeostratejik konumu.
Güzergahlar ve bloklaşma
Ortadoğu’nun bu jeopolitik ve jeostratejik konumu yanında son yıllarda Hürmüz Boğazı ile Babülmendep Boğazı’nın fosil yakıtların uluslararası piyasalara taşınmasında sorunlara neden olması, bu güzergahlar etrafında yeni ittifaklar ve güç bloklaşmasının oluşmasını sağlıyor. Bu güzergahların öne çıkanları:
- Orta Koridor ve Güney Gaz Güzergahı: Çin, Türkmenistan, Özbekistan, Hazar Denizi’nden Azerbaycan, Türkiye üzerinden Avrupa koridoru.
- Orta Asya- Çin Güzergahı: Çin-Türkmenistan arasında gaz boru hattı. Çin-Kazakistan arasında petrol boru hattı olarak uygulamadadır.
- Irak-Türkiye Kalkınma Yolu: Körfez ülkeleri (Irak, Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn) fosil yakıtlarının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması.
- Yeşil Enerji ve Elektrik İpek Yolu Projesi: Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki güneş panelleri ve rüzgar güllerinden sağlanan elektriğin Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarılması.
Söz konusu bu güzergahlar; kapitalist-emperyalist sistemin enerji ihtiyaçlarını karşılamak üzere küresel güçlerin inisiyatifi ile şekilleniyor. Bölgesel aktörler de gelecekte mahrum olmamanın arayışında olup yeni ve farklı güçlerle ittifak arayışındalar. Vekil savaşların ve devletsiz halkların askeri ve siyasi tasfiyesi, bu nedenle son üç yılda gündeme gelip hız kazandı. Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki jeostratejik ve jeopolitik avantajlarından olmamak için PKK’nin silahsızlandırılmasını kendisi açısından hayati konu görüyor. Bunu gerçekleştirmek adına adım atmaktan imtina ederken Kürt tarafından kendi varlıksal haklarından vazgeçmesini istiyor.
Yeni ittifaklar çabası
Savaşın yoğunluğu içinde bölgesel devletler, geleceğin Ortadoğu’sunda ve dünyasında kimi avantajlara sahip olmak adına yeni ittifaklara ve güç bloklaşmasına gidiyor. Başlıcaları şunlar:
- İbrahim Anlaşması: İsrail, BAE (Birleşik Arap Emirlikleri), Bahreyn arasında imzalandı.
- Doğu Akdeniz Gaz Forumu: Mısır, İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan’ın katılımı ile oluştu.
- Mekke İttifakı: Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından oluşturuldu.
- Türkiye-Libya Deniz Sahanlığı Antlaşması: Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na karşı Türkiye’nin hamlesiyle sağlandı.
- Bedir Mutabakatı: Türkiye, Katar, Pakistan ve Endonezya arasında imzalandı.
Bütün bunlardan çıkarılması gereken sonuç: III. Dünya Savaşı'nın devam ettiği Ortadoğu’da girift ve karmaşık ilişkiler ağında her devletli yapı, kendince pozisyon alıyor. Her gün yeni ittifaklar ve bloklaşmalara tanık olacağımız bir geçiş süreci söz konusudur. Tek bir eksen, tek bir güç değil, çoklu aktörlerin ve çoklu eksenlerin çatışması ve çelişkisinden her devlet ve siyasi aktör kendi pragmatist çıkarları ve ulusal stratejileriyle pozisyon alıyor.
Kürtler için risk ve tehlikeler
Devletsiz halk hareketlerinin tasfiye edilmek istendiği bu süreçte, biz Kürtleri bu anlamda büyük tehlike ve riskler bekliyor. Emperyalistler arası ve bölgesel güçler arası çelişkiyi doğru analizle birlikte örgütlü hareket edebilirsek fırsatlar ve olanaklar da mümkündür. Hele de Kürdistan’ı ilhak eden dört ulus devletin Kürt sorununu çözümsüz bırakmış olmalarının yol açacağı siyasi ve toplumsal istikrarsızlıkta, çok daha büyük fırsat ve imkanların doğması mümkündür. 60 milyon civarında Kürt’ün kendi kadim coğrafyasında dili yasak, kimliği yasak, kültürü yasak ve statüsüz olması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Dilsel, kimliksel, kültürel ve anayasal haklarına ulaşmak adına tarih boyunca verdikleri mücadelenin kazanımları üzerinden mücadeleye devam edeceklerdir. Bu durum, dört faşist ulus devletin siyasal ve toplumsal istikrarsızlığı anlamına geliyor. Bu durumda yukarıda ifade etmeye çalıştığım enerji kaynaklarının aktarılması, güvenliği, siyasi ve toplumsal istikrarı gerekli kılacağından küresel güçlerle söz konusu ulus devletler arası çelişkinin de derinliğine yaşanması mümkündür.
Bölgesel ve uluslararası sorun olan Kürt ve Kürdistan sorununa birçok aktörün kendi stratejisine göre yaklaştığını, kendi çıkarlarını esas aldığını ve alacağını unutmayalım. Bu nedenle büyük tehditleri bertaraf edecek olan mücadele, uzun soluklu, özgüce dayanan ve uluslararası ilişkileri önemseyen olmalıdır. Kürtlerin Avrupa’daki örgütlü gücünün, Kürt statüsünü elde etme stratejisiyle hareket etmesi, bu açıdan önemlidir. Tehditleri, uluslararası meşruiyetin verdiği güç ve haklılık misyonu ile nitelikli kamuoyu diplomasisi üzerinden minimize edebiliriz. Her krizde olduğu gibi içinden geçtiğimiz krizin de doğru yönetilmesi halinde, bu krizin fırsata dönüştürülmesi pekâlâ mümkündür. Büyük kazanmaya odaklanmak, rutin, günübirlik kendiliğinden gelişen mücadele yerine, özgür bireyin kolektif örgütlü eylemselliğiyle hareket etmek esas olmalıdır.