- Türk iktidarı, adımlara karşılık vereceğine işi yokuşa sürüyor, zamana yayıp çürütmeye çalışıyor. Tekçi, katı merkeziyetçi zihniyetten vazgeçmeyip ulus devleti kalıcılaştırmak istiyor.
DEMİR ÇELİK
Sayın Abdullah Öcalan, 9 Eylül 1999’da İmralı Cezaevi'nde avukatları ile görüşmesinde; "Cumhuriyet'i yıkmıyoruz, demokratikleştireceğiz" diyerek Demokratik Cumhuriyet kavramını gündemleştirmişti.
Sonraki yıllarda kavramın teorik ve politik boyutlarını ele almış, Kürt sorununun diyaloga dayalı demokratik çözüm yolunu ve perspektifini kamuoyu ile paylaşmıştı. Demokratik uluslaşma ve demokratik ortak vatanda, ortak yaşamın siyasal perspektifini ve yol haritasını şekillendiren kavram ve kuramlarla bugünlerin yol haritasını 20 yıl ön cesinden belirlemişti. Dolayısıyla son iki yılda bahsettiği 'Demokratik Entegrasyon' bir oldu bittiyle dile getirilmiş değildir. Ulusal kurtuluş mücadelesinin yıllara dair pratiğinden çıkardığı sonuçlardan hareketle, savaşın kazananı olmayacağı tespitiyle Kürt sorununun diyaloga dayalı demokratik çözümünü hep esas almıştır. Buna rağmen çözüm ve irade sahibi muhataplarını bulamayınca da Demokratik Toplum‘un inşası çalışmalarını Kürtlerin ve Türkiye halklarının gündemine taşımıştı. Bu amacı yerine getirmek üzere Kürdistan’da Demokratik Toplum Kongresi’ni, Türkiye’de de Halkların Demokratik Kongresi’ni kurma önerisi ile Demokratik Toplum’un inşasının metodolojisini deklare etmişti.
DTK'nin kuruluşu
Bu metodoloji ekseninde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Ekim 2007'de Amed'de kuruluşunu ilan etti. Kongreye Kürdistani siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, akademisyenler, kadın ve gençlik hareketi temsilcileri, ekoloji hareketleri, inanç grupları ve halk delegeleri katılım sağlamıştı. Kongrenin amacı şunlardı:
* Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümünü sağlamak.
* Farklı halkların ve inanç topluluklarının sorunlarını çözüme kavuşturmak.
* Demokratik toplum örgütlenmesini gerçekleştirmek.
* Yerel demokrasi ve demokratik özerkliği inşa etmek.
* Toplumsal, kültürel, ekonomik ve ekolojik sorunlara çözüm üretmekti.
HDK'nin kuruluşu
Demokratik Cumhuriyet perspektifi gereğince Kürdistan’da DTK, Türkiye’de ise HDK’nın kuruluşu gerçekleşti.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK): Türkiye’de yaşayan halkları, inançları, kadınları, emekçileri, sosyalistleri ve ekoloji hareketlerini ortak bir mücadele hattında buluşturma amacıyla kurulmuştu. Türkiye’de inkar edilen, yok sayılan toplum kesimlerini ortak yaşamda buluşturan HDK, parça bütün ilişkisi gereğince DTK ile Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde önemli bir misyonu yüklenmiş oldular.
Bu misyonu yerine getirmek üzere Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Özerkliği formüle edip halklarla buluşturma çalışmalarına giriştiler. Türkiye’nin geniş coğrafyası, çoklu kimliği ve çoklu kültürünün Ankara’dan yönetilmesinin siyasal ve toplumsal istikrarsızlığa neden olduğunu; bu nedenle katı merkeziyetçi ve antidemokratik idari ve siyasi yapısı yerine 25-26 bölgesel yönetime evrilmesi gerektiğinin siyasal perspektifini geliştirdiler.
Demokratik Özerklik kararı
Bu perspektiften hareketle Bakurê Kurdistan’da DTK’nin 14 Temmuz 2011’deki kongresinde Demokratik Özerklik kararı alındı. Bin civarındaki delegenin aldığı bu karar sonrası süreçte yerellerde de kamuoyu ile paylaşıldı. Anlaşılacağı üzere Kürt Siyasal Hareketi bir yandan ulusal demokratik talepleri için mücadeleyi elden bırakmazken, diğer yandan da devlet ve iktidarlardan beklemeden, öz gücüne dayanarak Demokratik Toplum inşası çalışmalarını birbirini tamamlayan süreçler bütünü olarak yürüttü.
Demokratik Entegrasyon
Dolayısıyla Demokratik Entegrasyon; Kürdistan coğrafyasının dört ulus devletin işgal, ilhak ve paylaşıma karşı meşru, demokratik ve politik çözümün metodu olmaktadır.
Demokratik Entegrasyon; parça bütün ilişkisinin, genel yerel ilişkisinin, azınlık çoğunluk ilişkisinin, halklar ve inançlar ilişkisinin siyasi ve hukuki zeminde buluşturulmasının yolu olmaktadır. Kürt kimliğinin, ana dil eğitiminin ve eşit-özgür yurttaşlık hakkının anayasal güvenceye alınması; inanç ve kültürel hakların özgürce kullanımı; siyasal temsiliyet ve Kürt statüsünü tanıma ve hukuki güvenceye kavuşturma anlamınadır. Yani parçanın bütün içinde erimesi, yerelin genelin insafına terk edilmesi, azınlığın inkarı ve asimilasyonu değildir. Aksine demokrasiye inananların, demokratik siyaset mücadelesini yürütenlerin bilince çıkarması ve sahiplenmesiyle Demokratik Toplum‘un ete kemiğe bürünmesidir.
Devletin savaş ısrarı
Yukarıda da aktardığım inşa süreçleri 1990’nın ikinci yarısında başlayan ve yukarıdan beklemek yerine, tabandan örgütlemenin pratik ve teorik adımları olmuştu. Eğer o süreçte fırsat verilmiş olunsaydı 25 yıl, binlerce can, trilyonlarca dolar ve onca bedel ve emek heba olmamış olurdu. Devlet ve iktidar bu gerçeğin aksine, savaş ve güvenlik politikalarında ısrar etti. DTK, HDK ve HDP aleyhine kapatma davaları açtı. Kurumları kriminalize etti, yöneticileri ve delegeleri hakkında onlarca yıl cezalar verdi.
Bu kör inatta ısrar eden devlet ve iktidar sahipleri, yaşanmışlıklardan ders çıkaracaklarına, onca nitelikli ve tarihsel önemde adımlara karşılık vereceklerine işi yokuşa sürüyor, zamana yayıp çürütmeye çalışıyorlar. Sahte kardeşlik söylemi ile Kürtlerin aklını çelmek, sıradan bir kısım adımlarla mutlak iktidarlarını ve ulus devleti kalıcılaştırmak istiyorlar. Tekçi, katı merkeziyetçi zihniyetten geri adım atmayanların ufkunda Barış ve Demokratik Toplum hülyası yok. O nedenle mazlumlar, mağdurlar, kadınlar, gençler, ezilenler ve emekçiler, demokrasi asgari müştereğinde yan yana gelmeli; birlikte mücadele hatını örmelidir.