Darbe değil pusuya yatmış bir iktidar var

Cihan DENİZ yazdı —

15 Mayıs 2020 Cuma - 12:49

Türkiye’de artık yönetemez hale gelmiş bir iktidar gerçeği vardır. İktidar ne salgını yönetebilmektedir ne de bu salgınla iyice derinleşen ekonomik ve toplumsal krizleri yönetebilmektedir. İktidar gerçekliği ne kadar yansıttığı gayet kuşkulu olan hasta sayıları ile ölüm sayılarındaki düşüşün ardına sığınarak bu salgını yönetiyormuş gibi yapmaktadır. Ama bu sayıların ardındaki kara tablo için kılını kıpırdatmamaktadır. Salgının emekçiler ve ezilenlerde yarattığı yıkım ile ilgili tek somut adım atma gereği duymayıp onları kaderlerine terk etmektedir.

Ama en önemlisi iktidar bloğunda bu krizleri kapitalizmin mantığı içinde bile olsa anlayabilecek ve yönetebilecek bir feraset yoktur. Bu krizlerden çıkışa dair, ülkenin tüm zenginliklerini savaş siyasetiyle ve yandaşlarını daha da zengin etmek uğruna tükettikleri için IBAN verip halkın cebindeki son paraya da göz dikmek dışında bir çözümleri yoktur. Komplo, yalan, çarpıtma, nefreti körükle, dışında ağızlarından neredeyse tek bir söz, ürettikleri tek bir politika yoktur. Ve bu gerçek artık iktidarı destekleyen kesimler tarafından da görülmektedir.

Bu koşullar altında asgari düzeyde bile olsa yapılacak adil bir seçim sonunda iktidarın varlığını artık devam ettiremeyeceği açıktır. Bugün seçim olsa hangi partinin ne kadar oy alacağına ilişkin son yapılan anket de bu gerçeği ortaya koymaktadır. İktidar bloğunu oluşturan partilerdeki ve particiklerdeki erime yapılan son seçim anketinde de açıkça gözükmektedir. Bu anket Korona salgının ekonomik etkilerinin sadece öncü şoklarının hissedildiği, henüz asıl yıkıcı dalganın gelmediği günlerde yapılmıştır. Yani bu anket iktidar için asıl “kötü” günlerin henüz gelmediği “iyi” günlerde yapılmıştır. Buna rağmen manzara iktidar açısında hiç de parlak değildir. İktidar bloğunun aldığı oy oranı ancak yüzde 42’yi bulabilmektedir. AKP’nin oy oranı her hangi bir devlet kaynağına sahip olmadan 2002 seçimlerinde aldığı yüzde 34’ün bile altında kalıp ancak yüzde 32’ye ulaşabilmektedir.

İktidar da bunun bilincindedir. Artık yönetemediğinin, kendisine körü körüne bağlı kitlede bile bir heyecan uyandıramadığının gayet farkındadır. İktisadi, siyasi, toplumsal, kültürel her türlü sermayesini tüketmiş olan iktidar, her zaman işlediğini gördüğü kan-oy diyalektiğinin bugün de işe yarayacağını umarak bugünde de çıkışı, komplo teorileriyle, yalanlarla, çarpıtmalarla gündemi değiştirmekte, değiştirdiği gündem ve topluma pompaladığı nefretle kendi kitlesindeki safları sıkılaştırmak ile muhalif kesimler içinde çatlaklar oluşmakta ve tabii ki baskı ve zulmü daha da artırarak muhalif kesimleri sindirmekte aramaktadır. Ama dün iktidar için günü kurtaran bu yolların bugün için iktidarı kurtarabileceğini söylemek o kadar da kolay değildir.

En tepesinden başlayarak iktidara nüfuz etmiş bu panik tam da bu nedenledir. Artık bu şekilde iktidarlarını devam ettiremeyeceklerinin bilincindedirler.

Kendi dışındaki muhalif kesimlerden yükselen her sesi darbecilik olarak nitelendirmeleri, seçim dışı yollarla iktidarı değiştirme isteğinin bir yansıması olarak görmeleri aslında kendi bilinç altılarının dışa vurumudur. Seçimle mevcut iktidarı değiştirebileceğine inanmayanlar, çareyi darbede arayanlar değil tersine seçimle artık varlığını devam ettirebileceğine inanmayan bir iktidar gerçeği vardır.

Kürdistan’da yaşananları zaten bu rejimin “normali” deyip bir kenara bıraksak bile, 31 Mart İstanbul seçimleri sonrası olan tam olarak da bu değil miydi? Her ağzını açtığında “sandık”, “seçmen iradesi” diyen iktidar İstanbul’da seçimi kaybettiğinde sonuçları kabullenmemiş ve bunu neredeyse kendisine karşı tezgahlanmış bir darbe olarak görmüştü. İktidarın ve çevresindekilerin kaybettikleri İstanbul seçimleri sonrasında takındığı tutum aslında gelecekte yaşayacakları yeni bir seçim hezimetiyle iktidardan düşmeleri durumunda yapacaklarının bir ön provası gibiydi.

Bugün iktidar yaklaşmakta olanın gayet bilincindedir ve bundan bir çıkış arayışı içindedir. Bu nedenle de iktidar, mevcut antidemokratik haliyle bile olsa seçimlerden umudunu kesip varlığının devamı adına demokrasiye son darbeyi vurmak için pusuya yatmış beklemesine rağmen, güncel “darbe” tartışmalarında olduğu gibi, sanki kendisine karşı bir “darbe” tezgahlanıyormuş gibi ortalığı ayağa kaldırmakta ama aslında bizzat kendisi seçim dışında başka yollarla iktidarını devam ettirmenin yollarını aramaktadır.

Sonuç olarak bir “darbe” olacaksa bu, mevcut iktidara son verme değil ama onun varlığını deva ettirme için tezgahlanacaktır. Aynı şekilde bir “darbe” olacaksa ona direnecek olanlar iktidar ve çevresi değil kadınıyla, genciyle, emekçisiyle, Alevisiyle, farklı kimlikleriyle ezilenler cephesi olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.