DTK’nın kapısına vurulan mühür

Cihan DENİZ yazdı —

2 Temmuz 2020 Perşembe - 12:56

26 Haziran 2020 Türkiye’de iktidarın Kürtlere dönük yeni bir siyasi darbe yaptığı gün olarak tarihe geçecektir. 26 Haziran’da Demokratik Toplum Kongresi’ne dönük yapılan siyasi soykırım operasyonu, ileride Türkiye siyasi tarihi yazılırken üzerinde önemle durulan bir konu olarak ele alınacaktır.

Zira DTK’nın kapısına mühür vurulması, çok derin anlamları ve mesajları olan bir hamledir. Bu, artık Türkiye siyasetinin normali olmuş OHAL sırasında KHK ile kapatılan onlarca dernek ve vakıf gibi değerlendirilemez. DTK’nın kapatılması, “iktidar kapatır biz yenisini açarız” denilerek basite alınacak bir gelişme değildir.

DTK’nın kapatılması ana hedefi Kürtler ve kazanımları olmak üzere Türkiye’de demokrasinin kalan kırıntılarının da tasfiye edilmesini amacıyla iktidar tarafından devreye konulan stratejinin bir parçasıdır. Fakat bu hamle, Türkiye ile sınırlı amaçları olan bir hamle olarak görülemez. Kürtler bağlamında DTK’nın kapatılması bugün tüm Ortadoğu coğrafyasında Kürtlere ilan edilmiş ve dört parçada da Kürtlerin büyük emeklerle, büyük bedellerle elde ettikleri kazanımlar ortadan kaldırılmayı hedefleyen topyekün savaştan bağımsız değildir. Ve Kürtlerin ulusal birliklerini kurma noktasında attığı adımlara verilmiş bir yanıt olarak okunmalıdır. Dahası DTK’nın kapatılması, bölgedeki tüm antidemokratik, tekçi, kadın ve doğa düşmanı iktidarların Kürtler ve onun şahsında bölgede, özgürlük, demokrasi ve adalet isteyen tüm ezilenlere ilan ettiği savaştan ve bölgeye kendi çıkarlarına uygun şekilde yeniden şekil vermeyi amaçlayan büyük güçlerin mevcut örgütlük düzeyi ve siyasal projeleri ile Kürtleri kendilerine bir engel olarak görmesinden de bağımsız değildir. Özcesi DTK’nın kapatılması bugün tüm coğrafyada devreye konmuş çok ayaklı, çok yönlü ve çok uluslu bir konseptin bir parçasıdır.

DTK’nın kapatılması güncel politik olduğu kadar ideolojik bir hamledir aynı zamanda. DTK farklı inançtan, farklı uluslardan bölge halklarının yaşamlarını bizzat kendileri örgütlemek üzere bir araya gelebilecekleri, kendine kadın özgürlük ideolojisini ve ekolojik yaşamı rehber edinmiş bir yapıdır. DTK’yı hedef haline getiren bu demokratik cinsiyet özgürlükçü ve ekolojik paradigmadır. Bu anlamıyla da DTK’nın kapatılması DTK meydana getiren düşünsel yapıyı ortaya koyan Abdullah Öcalan üzerindeki tecritten de bağımsız değildir ve tecridin ideolojik yanını oluşturmaktadır.

Dolayısıyla, Türkiye’de kendi varoluşsal krizlerine bir çözüm olarak demokrasinin kalmış son kırıntılarını da tasfiye etmeyi amaçlayan iktidar, hedefleri önünde en büyük engel olarak gördüğü Kürtlerin örgütlü mücadelesini tasfiye etmek, bunun olmadığı durumda ise mücadelenin ideolojik olarak içini boşaltarak onu kendi için kabul edilebilir bir çizgiye çekmek için DTK’yı kapatmış, onlarca kişiyi gözaltına alarak tutuklamıştır.

DTK illegalize edilerek Kürtlerin kendi ulusal birliklerini kurma yönündeki çabalar baltalanmak istenmekte; farklı Kürt örgütlerinin yan yana gelmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Aynı şekilde Türkiye’de faşizm karşısında en dinamik güçlerden biri olan kadın mücadelesi, Kürt kadınları şahsında boğulmak istenmektedir. Ve bu uğurda iktidar bir Kürt kadına yapılan aleni işkenceyi sahiplenerek Kürt kadınının bedeni üzerinden tüm ezilenlere mesaj verecek kadar alçalabilmektedir. Aynı şekilde Kürdistan coğrafyasındaki doğa talanına karşı verilen mücadele boğulmak istenmektedir.

Madalyonun diğer yüzüne dönecek olursak; DTK’nın kapatılmasını Türkiye’deki örgütlü ve iktidarın tüm baskılarına rağmen mücadele etmekten vazgeçmeyen kesimlerine karşı dönük yeni saldırı hamlesinden ayrı düşünebilir miyiz? Tam DTK’nın kapatıldığı günlerde Barolara dönük “yasal” değişikliğin meclise gelmesi asla tesadüf değildir.

Sonuç olarak, İktidar DTK’nın kapatılması ile çok stratejik bir hamle yapmıştır; buna karşı da Kürtlerin ve tüm ezilenlerin aynı stratejik güçte bir hamle ile cevap vermesi gerekmektedir. Bu çok ayaklı, çok yönlü ve çok uluslu saldırıyı püskürtmenin yegane yolu Kürtler arasında ulusal birliğin sağlanması ve bu ulusal birlik temelinde bölgenin diğer halkları ile demokratik ulus perspektifinden birlikteliklerin yaratılması, mevcut birlikteliklerin daha da güçlendirilmesidir. Yani birlik ve demokratik ulus perspektifinin pratikleştiği bir örgütsel yapı olarak DTK’nın geçmişten de daha güçlü sahiplenilmesi ve örgütlenmesi, daha güçlü bir kadın özgürlük mücadelesi verilmesi, daha güçlü ekoloji mücadelesi verilmesi.

Diğer taraftan Türkiyeli barış ve demokrasi güçleri açısından DTK’nın kapatılması kendi dışlarında, Kürtlere ait bir sorun olarak alınmamalıdır. Tersine DTK’ye dönük saldırılar Türkiye demokrasisine dönük saldırıların bir parçası olarak görülerek DTK tam da temsil ettiği değerlerden dolayı adeta bir son mevzi gibi görülerek savunulmalıdır. DTK’ya vurulan mühür, demokrasiye vurulmuş olan bir mühür gibi görülerek kararlı bir mücadele ile sökülüp atılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, iktidarın adeta can havliyle Kürtlere karşı başlattığı bu yeni konseptin boşa çıkarılması, faşizm altında nefes alamaz hale gelmiş sadece Kürtlerin değil tüm halkların, kadınların, gençlerin, emekçilerin ve tüm ezilenlerin tekrar nefes almasını sağlayacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.