Ekmek askıda, insanlık ayaklar altında!

Demir ÇELİK yazdı —

29 Ekim 2020 Perşembe - 21:15

  • Faşist iktidarın küçük ortağı MHP lideri ise ”askıda ekmek” kampanyasıyla Türkiye halkları ile dalga geçercesine insanları dayanışmaya çağırıyor. Eleştirenleri  “Ekmek düşmanı. Vatan haini” ilan ediyor.

Amin Maalouf’un “Çivisi Çıkmış Dünya” kitabının başlığı bugünün Türkiye'si için ne kadarda uygun bir başlık. Ülkenin Cumhurbaşkanı kendisine “evimize ekmek götüremiyoruz” diyen yandaşı esnafına; ”Bu bana çok abartılı geldi.” demekle kalmıyor, poşetteki çayı uzatıp “Al bu keyif çayı. Bunu iç” diyebiliyor.  Bu söylem fıkralara konu; “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” diyen Fransa kralı XVI Louis’ın eşi Marie Antoinette’nin sözünü hatırlatıyor insana. Aradan yüzyıllar geçse de muktedirlerin kibir kokan, üstenci, otoriter zihniyetlerinin değişmediğini, değişmeyeceğini gösteren bu yaklaşım en üstten en alta kadar iktidardan beslenen tüm kesimlere sirayet etmiş durumdadır. Faşist iktidarın küçük ortağı MHP lideri ise ”askıda ekmek” kampanyasıyla Türkiye halkları ile dalga geçercesine insanları dayanışmaya çağırıyor. Eleştirenleri  “Ekmek düşmanı. Vatan haini” ilan ediyor.  Saray şürekasının şatafatını, akıllara durgunluk veren israfını, savaşa oluk oluk akan milyar dolarlara itiraz edeceğine ekmekten başka beslenme kaynağı kalmayan milyonların açlığını satın almaya çalışıyor.
Yoksullaştırıp kendine bağımlı kılmanın hastalıklı halini sürdüren ırkçı devlet zihniyeti, halkın en temel gıdası olan ekmek ile ilgili yaklaşımlarından da anlaşılacağı üzere milyonların işsizliği, yoksulluğu, açlığı ve sömürü düzeni içindeki tükenişleri onların hiç te umurlarında değil.
Balık baştan kokar sözünü doğrularcasına İstanbul valisi; “İnsanlar işten atılmaktan korktukları için hasta halleri ile işe gidiyorlar.  Salgın bu nedenle kontrolsüzce yayılıyor” diyor. Maske takmamış olan vatandaşı uyaran valiye, ‘gebermek istiyorum’ diye isyan edince, başka bir vali; “Durma geber” diyebiliyor. 
Ermenek, Soma işçileri kaybettikleri madenci kardeşlerinin acılı ailelerinin mağduriyetleri yetmezmiş gibi haklarını almak için salgında, soğukta ve yağmurda yolları arşınlıyor. Onlar kendilerini açlık sınırına mahkûm eden asgari ücret ve tazminatlarını bile alamazken Saray’a yeni son model yüzlerce araçlık konvoy bir çırpıda alını veriliyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş milyon dolarlık bütçesi ile şatafatlı makam odasının sıcak koltuğunda biz yoksulların aklı ile oynarcasına; “Fakirler cennette, şehit mertebesine yakın yedi kat yüksekte olacaklar. Belki de biz onları kıskanacağız” diyor. Fakirlerin ‘öteki dünyasına’ methiye düzenler her nedense zengin olmaktan, mal mülk sahibi olmaktan kendini alıkoyamıyor. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Derinliğine yaşanan siyasal ve ekonomik krizin yönetilemez olduğu, Anayasasızlık ve siyasetsizliğin neden olduğu Türkiye fotoğrafı maalesef bu.
Anayasasızlık ve siyasetsizlik halinden çıkış için toplumun gerçek gündemi ile yüzleşmek ve çare aramak yerine iktidar ile muhalefet elbirliği içinde milliyetçi, cinsiyetçi ve dinci ulus devlet zihniyetinin arkasında hizalanmaya devam ediyor. Erdoğan diktatörlüğünün ömrünü uzatan da bu siyasetsizlik halidir. Devletin ali menfaatleri için hareket eden elit siyaset yürütücüsü siyasi partilerin gündeminde işsizlik, yoksulluk, açlık ve barış asla olmadı, olmayacakta. Elit siyasal partilerin gündeminde hak, hukuk, adalet ve özgürlüğün esamesi okunmaz. Sivil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa akıllarından geçmez. Tekçi, inkârcı ve katliamcı ulus devleti kutsayan elit siyasetçilerin nezdinde toplum ve toplumun hakları, doğa ve doğanın hakları, inanç ve inançların hakları, kadın ve kadın hakları yok hükmündedir. O nedenle içerde muhaliflere, Kürtlere, Alevilere, işçilere, demokrasi güçlerine, insan hakları savunucularına saldırıda sınır tanımıyorlar. Dışarıda ise savaş ve savaş teskereleri ile halklar ve inançların kıyımında ortak hareket etmeyi milli çıkarının gereği görüyorlar. Gerçek ve hakikat yerine belirsiz bir geleceğin umut pazarlayıcıları, cennet vaadi ile yoksulları, emekçileri ve kimsesizleri kendi iktidarlarına razı etmenin ideolojik aygıt sahipleri hamaset ve polemiklerle geleceğimiz karartırken bizler çaresiz değiliz. Yalandan ABD, Fransa, Almanya ile yetinmeyip AB’ye hakaret yağdıranların çıkara dayalı ilişkilerine aldanmamak gerekiyor. Çıkarlarına geldiği gibi davranmaları asla ve asla bizi aldatmamalı. Çünkü hepsi birden iktidardan ve devletten beslenenlerdir.
Onların çıkara dayalı, toplumu yok hükmünde gören kirli siyasetleri yerine demokratik siyasetin örgütlü gücü ile geleceğimiz için ayağa kalkmanın zamanıdır!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.