• Devletin, hukuk, medya, siyaset ve idari baskı yoluyla CHP’yi fiilen siyasetsiz kılmaya, iktidara alternatif olmaktan çıkarmaya çalışmasına karşı çıkmak, demokrat olmanın asgari ilkesidir.

DEMİR ÇELİK

Bir siyasal partiyi ya da düşünceyi eleştirmekle, söz konusu düşüncenin devlet tarafından bastırılması veya partinin devlet zoruyla tasfiye edilmesine karşı çıkmak aynı şey değildir. Doğası gereği demokratik siyaset; her tür iktidar ve devlet gücüne karşı toplumun çoklu kimliğini ve çoklu kültürünü esas alan siyaset olup haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkmanın ve mücadele etmenin siyasetidir.

Bu anlamda CHP’yi siyasal programı ve siyasal mücadele yöntemi açısından eleştirmek elbette ki haktır. Hatta onun ne kadar Kemalist olduğu; sosyal demokrasi kisvesi altında mazlum ve mağdurları manipüle ettiği; Kürt ve Kürdistan karşıtlığında ne denli ilkesiz, tutarsız ve inkârcı olduğu; mevcut iktidara payandalık yaptığı; devletin ala çıkarlarını savunduğu konusunda dünya kadar eleştirebiliriz ve eleştirmeliyiz. Devletin yargı sopasıyla tasfiye edilmek istenmesine karşı çıkmak ise çok daha başka bir şeydir. Hele de devlet, hukuk, medya, siyaset ve idari baskı yoluyla CHP’yi fiilen siyasetsiz kılmaya, iktidara alternatif olmasını engellemeye çalışıyorsa, buna karşı çıkmak da demokrat olmanın asgari ilkesidir. Söz konusu bu yönelim ve saldırı, yalnızca CHP’nin tüzel kimliğine ve siyasal parti olmasıyla sınırlı değildir.

Devletin 'atam' dediğinin kurduğu CHP'nin genel merkezinin giriş kapısını balyozla kırarak işgale kalkışması, demokrasinin asgarisine bile tahammül etmeyeceğini gösteriyor. Yıllardır anayasasızlığın yaşandığı, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı Türkiye’de, siyasetin tasfiye edilerek göstermelik rekabetli seçimlerin bile anlamının kalmadığı gösterildi. Polisin gazlı saldırısında, “Bu ne zulüm! Devletimizi tanıyamadık…” diyen CHP, kurucu olmakla övündüğü ırkçı devleti tarafından çökertilme ve parçalanmayla karşı karşıyadır.

Bu saldırı ve kayyum ataması, açıkçası demokrasinin kalan kırıntılarını da ortadan kaldırmaktır. Açık faşizmin uygulanmasıdır, çünkü günümüz devletli sistemde, demokrasinin olmazsa olmaz ilkesi, iktidarın mutlak olmadığı, değişebilir olduğu ilkesidir. Bu saldırı da seçim yoluyla iktidarın değişebilme ihtimalinin kalmadığının ilanıdır. Tüm antidemokratik yasa ve anayasasına rağmen, Türkiye’nin son 70 yıllık seçimli rekabet, deneyim ve birikimlerinin rafa kaldırılması anlamına geliyor. Tek adam diktatörlüğünün seçimli siyaset üzerinden sağlayageldiği meşruiyete artık ihtiyaç duymadığının işaretidir. Muhalif olan her tür yapı ve hareketin parçalanıp dağıtılmak istendiğinin somut gelişmesidir. Artık Erdoğan’ın kendisi dışında hiçbir siyasal oluşumun iktidar olmasına fırsat vermeyeceğinin gösterisidir. Bunu, faşizm olarak görmek ve yorumlamak yerinde olur, çünkü günümüzdeki faşizm; yüzyıl öncesinin tarifine sığdırılamayacak kadar girift ve karmaşık bir yönetim biçimi karakteri taşımaktadır. Dolayısıyla buradan Kürt çözümünün çıkmayacağı da ayan beyan ortadadır.

Kürtler, devletin inkâr ve imhasına uğrayıp partileri kapatıldı, belediyelerine kayyumlar atandı, seçme ve seçilme hakları gasp edildi; tutuklama, sürgün ve öldürme dahil olmak üzere 40 yıldır maruz kalmadıkları kötülük kalmadı. Bunca zulme sessiz kalan ve destek veren CHP’nin savunduğu ve övündüğü bu tekçi zihniyet, şimdi kendisine yönelerek onu eziyor, parçalamaya çalışıyor.

Kürt sorunu gibi bölgesel ve küresel bir sorunu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile çözemeyen devletin, demokrasi ile buluşması ve demokratik tarzı esas alması mümkün değildir. Devlet ve iktidar çözümsüzlükte ısrar etmeye devam ettikçe, içten içe toplumsal çürüme giderek daha derin bir şekilde  yaşanmaya devam edecektir. Bunun sonucu olarak bugün AKP iktidarı, CHP’yi çökertmeye ve çözmeye çalışırken, yarın öbür gün başka bir iktidar bloku AKP’yi çökertmeye çalışacaktır. Bu temelde de Erdoğan, eğer tekçi ve katı merkeziyetçi anlayışı terk etmez, demokratik toplum inşasına engel olmada ısrar ederse öncekiler gibi uzak olmayan çok yakın gelecekte aşılıp çökertilecektir. Zamanı gelmiş dinamizmin önünde hiçbir güç duramaz…