Faşizm kendiliğinden yıkılmaz

Cihan DENİZ yazdı —

22 Temmuz 2020 Çarşamba - 15:43

  • Türkiye’de muhalefetin geniş bir kesimi faşizm karşısında aktif bir direniş yerine kabuğuna çekilmeyi ve faşizmin siyasette, diplomaside, ekonomide içinde bulunduğu derin kriz halinin sonucu olarak kendiliğinden yıkılmasını beklemektedir.

Türkiye’de faşizmin bu kadar pervasızlaşmasının en önemli nedenlerinden biri de muhalefet sorunudur.


Bugün Türkiye'de neredeyse tüm rejim muhaliflerine, aydınlara sinmiş garip, garip olduğu kadar da patolojik bir ruh hali var. Bu ruh haline göre Türkiye'de faşizm yaptığı baskıyla, zulümle kendi sonunu hazırlamaktadır. Attığı her adım, devreye koyduğu her yeni uygulama onun sonunu daha da yaklaştırmaktadır.


Türkiye’de muhalefetin geniş bir kesimi faşizm karşısında aktif bir direniş yerine kabuğuna çekilmeyi ve faşizmin siyasette, diplomaside, ekonomide içinde bulunduğu derin kriz halinin sonucu olarak kendiliğinden yıkılmasını beklemektedir. Veya başka ülkelerin Türkiye’ye yapacağı baskı ile rejimin dağılacağını hayal etmektedirler. Diğer bir ifade ile Türkiye'de sanki faşizm öyle bir noktaya gelmiştir ki adeta kendiliğinden, hiçbir direnişe, karşı koyuşa gerek kalmadan yıkılması kaçınılmazdır. Yaptığı zulüm ve baskılar, onun güçsüzlüğünün, sonunun ne kadar yakın olduğunun işaretidir adeta. Bu anlayışa göre rejimin muhaliflerinin tek yapması gereken dişlerini sıkıp beklemesi yeterlidir.


Türkiye’de aydınlara, muhaliflere sinmiş bu edilgen ruh halini en iyi ifade eden söz, “zulmün artsın ki sonun çabuk gelsin”dir. Yıllardır aydınların, muhalif kesimlerin geniş bir kısmı iktidarın her zulmü karşısında bu sözü tekrar etmektedir. Her baskı da, zulümde iktidarın sonuna biraz daha yaklaştıklarını hayal etmektedirler. Yıllardır sürekli bu sözü duyarız ama faşizmin sonunun bir türlü geldiğini göremeyiz.


Çünkü bu anlayış, kendi edilgenliğine kılıf bulmak için gerçekliği ters yüz etmektedir. Faşizm karşısında gerçekten bir şey yapmamalarını meşrulaştırmak için faşizmin sonunun yakın olduğu hayaline sarılmakta bu hayal ile halkların zihnini bulandırmaya çalışmaktadırlar. Tabi bu anlayışın bir de ikizi vardır. O da direnişin faşizmi getirdiği, direnişin yeni baskıları tetiklediğidir. Bu anlayış bize “evinizde oturun, direnmenize, tepki göstermenize gerek yok. Zaten sonları yakın, biraz daha sıkın dişinizi” demektedir. Bugün de iktidara karşı eylemsizliği önerenlerle, mücadelenin aslında iktidarın işine yarayacağını iddia edenlerle karşılaşmıyor muyuz?


Ama görmedikleri, daha doğrusu görmek istemedikleri, görseler de kabul etmedikleri gerçek, kapitalizmin, ne kadar büyük kriz içinde olursa olsun, sömürülenlerin devrimci bir darbesi olmadan yıkılması nasıl imkânsız ise aynı şekilde faşizmin de kendiliğinden yıkılmasının da aynı şekilde imkansız olduğudur. Nasıl kriz tek başına kapitalizmin sonunu getirmezse, zulüm ve baskı da tek başına faşizmin sonunu yaklaştırmaz, tersine onun ömrünü uzatır.


Faşizm, halkların boyunduruk altına alınmasına, baskıya, zulme dayandığı için doğası gereği, sürekli bir kriz halindedir. Buna bağlı olarak da aslında her zaman yıkılmanın bir adım ötesindir. Ama bu asla kendiliğinden olmaz. Faşist rejimlerin baskı ve zulmü sürekli yoğunlaştırmasının nedeni, bu gerçeğin en iyi onların bilincinde olmasıdır.


Hiçbir faşist rejim kendiliğinden yıkılmamıştır. Evet, dünya tarihi zulüm eden faşist, baskıcı, sömürgeci rejimlerin çöplüğüdür adeta. Ne kadar büyük bir güce sahip olursa olsun bu rejimler varlıklarını halka rağmen uzun süre sürdüremezler. Yaptığı baskı ve zulüm sonucu yıkılan böyle bir rejim örneği yoktur. Dünya tarihinin gördüğü en güçlü devlet aygıtlarından biri olan ve varlığını bin yıl sürdüreceği hayal edilen Nazi Almanya’sının ömrü sadece 12 yıl sürmüştü. Ama Alman faşizminin sonunu getiren Avrupa’nın dört bir yanında kurduğu ölüm kamplarında milyonlarca insanı katletmesi, halklar işgal ettiği halklara uyguladığı zulüm değildir. Onun sonunu getiren halkların faşizme karşı verdiği mücadeledir.


Ancak mücadelenin faşizmin sonunu getireceği gerçeğinin bilinciyle bugün iktidar her yolla bu direnişi boğmaya çalışmaktadır. Devreye koyduğu yeni baskı yöntemleri onun kendi içinde bulunduğu krize ve kendisine gösterilen direnişe verdiği yanıtlardır. Evet, sadece direniş ve mücadele gerçeği bağlamında zulüm faşizmin sonunun yakın olduğunun kanıtıdır. Aksi taktirde, sonunun ne kadar yakın olduğunu hayal edersek edelim faşizm içinde bulunduğu krizi aşamayı ve varlığını sürdürmeyi başaracağı kesindir.


Sonuç olarak bugün demokratik siyasetin en önemli gündemi, Türkiye’de muhalefete sinmiş bu kaderci ve edilgen anlayışla mücadele ederek, bunun Türkiye halklarının zihnini bulandırmasına izin vermeden, faşizmin sonunu getirecek gerçek mücadeleyi bir an daha da güçlü örgütlemektir. Bu yapıldığı anda, faşizmin sonunun gerçekten de tahmin ettiğimizden de yakın olduğu görülecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.