Hewa hatin hewa çûn!

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

3 Mart 2021 Çarşamba - 23:00

  • Muhalefet Kürt sorununda AKP’den farklı ne düşündüğünü, nasıl bir plan ve projeye sahip olduğunu ortaya koymadan, özellikle de İmralı tecridine son verilmesi konusunda açıkça rol oynamadan tutarlı bir alternatif haline gelemez. 

Zap direnişinin halk arasındaki sembolik vecizi “siwar hatin pêya çûn!” şeklindeydi. Garê’de “hewa hatin hewa çûn!” Bunlar birbirinin devamı olan sözlerdir. Garê bir sürecin devamı olup Zap’ı, Xakurkê’yi, Heftanîn’i tamamlamış, hepsinin zirvesi olmuştur!

Saldıran güç açısından “hava” metaforu Garê’deki durumu daha iyi ifade etmektedir. Hem gerçek hem de mecazi anlamda havadan gelip havadan gittiler! Mecazen havalarını aldıkları şeklinde okunur!

Şiddet esiri oldukları için büyük bir katliamdan medet umdular ama tüm kanlı umutları berhava oldu. Geriye -istedikleri gibi olmasa da- yine de yürekleri yakacak düzeyde kan ve ölüm bıraktılar. Ödenen bedeller ancak hesap sormayla, faşizmi yıkmayla sonuçlanırsa tam anlamıyla karşılık bulabilir.

Garê bu iktidarın katliamcı karakterini açıkça ortaya serdi. Muhalefet tutarlı davransaydı şimdiye dek bu iktidar düşmüştü.

Muhalefetin paradigması değişecek mi?

AKP’nin hesap vermesi için muhalefet biraz sesini yükseltti. Belki demokrasi adına bu tutum olumluydu denilebilir, ancak eski zihniyetle gerçek bir alternatif olunamaz. Nihayetinde HDP’ye yaklaşımları nasıl bir zihniyete sahip olduklarını da gösterdi.

İşin özü muhalefetin Kürt sorununa yaklaşımıdır. Bunu kabul etmeden, öyle bir yandan AKP’yi eleştirerek bir yandan da “terör” propagandalarının kuyrukçuluğu yapılarak muhalefet olunamaz.

Üstelik Libya’dan Dağlık Karabağ’a Efrîn’den Garê’ye her yerde sınır ötesi operasyonların yapılmasına imkân veren tezkere oylamalarında “evet” dediği için bu muhalefetin de sorumluluğu vardır. Öncelikle kabul edilmeli ki şiddete, işgale ve tecride dayalı politikalar iflas etmiştir. Bu çizgiyi reddetmeyen muhalefetin hiçbir şansı olamaz. Oysa şu an büyük bir fırsat kapıya gelip dayanmıştır.

Ne kadar gündem değiştirmeye çalışsa da AKP fiilen iktidardan düşmüş durumdadır. İktidarı AKP’den alacak bir ataklık mı gösterilecek yoksa “resmi ideoloji” sınırlarındaki muhalefet rolleri devam mı ettirilecek?

Muhalefet Kürt sorununda AKP’den farklı ne düşündüğünü, nasıl bir plan ve projeye sahip olduğunu ortaya koymadan, özellikle de İmralı tecridine son verilmesi konusunda açıkça rol oynamadan tutarlı bir alternatif haline gelemez.

Muhalefetin Kürt sorununa “terör” paradigmasıyla yaklaşması büyük bir handikaptır. Bu işin şifresi çoktan çözüldü. “Terör” demek soykırımda ısrar demektir.

Yine muhalefet açısından “Kürt sorunu ayrı terör sorunu ayrı” demagojisiyle hakikati perdeleme dönemi de sona erdi. Soykırımcı kafayı terk edecekler mi? Esas mesele budur.

Gelişmeler muhalefeti de değişime zorluyor. Ne zaman ki geleneksel imha ve inkâr siyasetinden farklı bir dil kullanırlarsa o zaman HDP ile birlikte tek adam rejimine son vermede rol oynayabilirler.

Garê’den sonra eski politikalar sürdürülemez!

AKP’nin sahte vatanseverlik propagandalarına artık kimse kulak vermiyor. Bedelleri ağır ve acı da olsa herkesin gözü biraz açıldı, herkes bu sayede diktatörlüğe karşı biraz umutlandı, konuşur hale geldi.

Garê’den sonra soykırım rejiminin tüm kötülükleri bir kez daha gözler önüne serilmiş ve muhalefet cesaret kazanmıştır. Bu durum AKP’nin iktidardan düşmesiyle sonuçlanmalıdır. Bunun gerisine düşen her türlü tartışma AKP’nin faşizan ömrünü uzatmasına yarar.

AKP’liler taht oyunlarının en çirkin ve son bölümünü oynuyorlar. Bu son sahnede sanki Garê hezimetini yaratan AKP değil de HDP’ymiş gibi pişkince HDP’ye saldırdılar.

Yine de aklı başında herkes için bu durum AKP’nin suçlarını kanıtlamaktan başka bir şey ifade etmemektedir. Vekillerin fezlekesini ortaya atmaları, Garê’ye gidip 13 esiri katletmelerinin sebebini de açıklığa kavuşturmuş oluyor. Böylece hem Garê hezimetini gizleyecekler hem HDP’yi daraltacaklar hem de tüm muhalefeti etkisizleştirecekler! Bir taşla üç kuş!

Hatta dört kuş denilebilir. Şöyle ki, Kandil fotoğraflarını gündeme getirenler dolaylı olarak Erdoğan’ı da hedef yapmışlardır. Bu görüşmelerin yapılmasını isteyenin Erdoğan olduğunu herkes biliyor. Savaş tekrar başladığında Önder Apo Erdoğan’ın da rehine durumuna düştüğünden bahsetmişti. Devlet Bahçeli ve Süleyman Soylu’nun tutumları bu tespitin içini dolduruyor. Kanlı ittifak böyle sürdürülüyor. Şu anda HDP’ye karşı algı oluşturmak hedeflendiğinden Erdoğan’a doğrudan dokunulmuyor. Yarın ne olacağı belli olmaz.

AKP ve kanlı ortaklarının halklar nezdinde suçları sayılamayacak kadar çoktur. Kobanê katliamından Roboskî, Cizre katliamlarına ve kaçırılan, kaybedilen gençlerden Musa Orhan gibi tecavüzcüleri kanatları altına almalarına dek altından kalkamayacakları büyük suçları var. HDP olmasa da bu suçların hesabını çok daha keskin şekilde soracak olan Kürdistan gerillası ve HBDH güçleri var!

HDP olursa işler daha demokratik ve siyasi yöntemlerle çözülebilir. Hatta HDP bu son saldırıyı da atlatırsa Türkiye’yi yönetme konumuna yükselir. HDP yönetimindeki bir Türkiye’de ne esirler olur ne operasyonlar ve ölümler! Her sorun demokratik yöntemle çözülür.

“Ama HDP’nin de kabahati var, Türkiye Partisi olamadı!” diyenler HDP’ye zerre kadar demokratik fırsat tanınmadığını, gasplarla, tutuklamalarla, linçle üstüne gidildiğini de görmelidir.

Evet, siyasetin doğasında var, elbette HDP de değişecek, eksiklerini gidererek ilerleyecek ve halklarımız HDP’yi her zamankinden daha çok sahiplenecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.