Hukukun hiç olmadığı iki yer

Nurettin DEMİRTAŞ yazdı —

17 Kasım 2021 Çarşamba - 23:30

  • Bunların kavgası hak-hukuk kavgası değil; biri mevcut düzeni deşifre ediyor, diğeri sadece buna karşı çıkıyor, deşifre etme diyor! Hepsi bu kadar: Hukuksuzluk yap ama hukuku savun!

 

Zulüm her yerde zulümdür ama bazı yerlerde katmerlidir. Bazı yerlerdekini kulaklar duymaz, gözler görmez. Oradaki çığlıklar yankısız kalır.

O yerin adını herkes biliyor. Bir zamanlar adı korkudan söylenmez, yazılmaz, konuşulmazdı. “Ora veya orası” denilirdi.

Orası Kürdistan değilse, orası Erdoğan’ın ve Bahçelinin de ülkesiyse, o halde bu kadar büyük zulüm neden? Bu kadar büyük düşmanlık neden?

“Orası-burası yok, her yer aynı” diyenler gözlerini açmalıdır. Eğer öyle olsaydı oranın insanları göç yollarında en perişan hallere düşmezlerdi.

Ekmek derdiyle kamyonlara balık istifi yığılıp gittikleri Ordu, Kocaeli, Sakarya gibi illerde kan emici patronların kahrını çekmek zorunda kalmazlardı.

Hangi gece evlerine baskın düzenleneceğinin kaygısıyla yaşamaz, her sabah gözlerini yeni bir tutuklama operasyonuyla açmazlardı.

Dillerine “bilinmeyen dil” denilmez, kendi ana dillerinde eğitim görme hakları olurdu.

Orası-burası farkı yoksa oralı olanların binlercesi neden siyasi fikirlerinden dolayı hapistedir? Türk olmadığı, Türklüğe biat etmediği için olmasın?

Bizim orada neden polis panzerleri ve türlü zırhlı araçlar bu kadar çok “kaza” yapıyor ve çocukları katlediyor?

“Kazadır, yapacak bir şey yok, başka yere çekmeyin!” diyenlerin yalanı en fazla Trabzon’a kadardır.

Bunların sorumlusu olan gaspçı Bakan aslen Trabzonluymuş.

Şimdiye kadar Trabzon’da kaç kişi zırhlı araç çarpmasıyla hayatını kaybetmiş acaba?

Çocuklar başka yerlerde de ölüyor ama bizdeki gibi değil!

Bolu’da kaç çocuk askerlerin attığı havan güllesiyle paramparça olmuş?

Çankırı’da kaç kadın uzman çavuşların tecavüzüne uğramış?

Hangisinin valisi, siyaset yerine fuhuşu teşvik etmiş?

Kaç tanesinin belediyesinde gaspçılar oturmakta, seçilmişleri ise hapiste?

Hangi ormanı askerler tarafından yakılmış, kaç tarihi kent ve eserleri baraj sularına gömülmüş?

Bütün bunlar bizim buralarda bolca yaşanan olaylardandır. Çünkü burası Kürdistan!

“Ayrımcılık yok, kimse Kürt olduğu için farklı muamele görmüyor” diye iktidarın yalanlarına inananlar daha başka ne tür kanıtlar istiyor?

AKP-MHP’nin Kürdistan’da işlediği insanlık suçlarının haddi hesabı yok. Tüm bunlar tamamen faşist-ırkçı bir mantıkla geliştiriliyor ve “ülke bekası” adıyla meşrulaştırılıyor.

Türkiye’de de işçilere, köylülere, memurlara, kadınlara, öğrencilere, gençlere kan kusturan bir AKP-MHP var.

Evet bu zulüm her yerdedir ama Kürdistan’da daha farklı bir düzey kazanıyor. Bu farkı görmeyenler Kürt sorununu ve Kürdistan gerçekliğini anlayamazlar.

Hiçbir yasanın ama istisnasız hiçbir yasanın geçerli olmadığı iki yer var: Biri İmralı, biri de Kürdistan! İkisi de birbirine sıkı sıkıya bağlı…

Geçtiğimiz günlerde Türk Adalet Bakanı, gaspçı İçişleri Bakanı’nın hukuksuzluğu teşvik eden sözlerine karşılık, hukukun önde yürümesi gerektiğini açıkladı. Makamı gereği bu sözler elbette yerli yerinde görünüyor.

Tutarlı bir Adalet Bakanı sözlerinin arkasında durur. Peki İmralı’da neden hukuk yok? 250 bin mahkuma verilen hakların tek biri bile İmralı Hapishanesi’nde neden yok?

Bu arada İmralı kanunsuzluğunu tüm zindanlara yaymaya başlamışlar.

30 yıldır hapiste olanlar tahliye edilecekken infaz yasaları bahanesiyle; müdürlerin, gardiyanların vicdanına terk edilmiş durumdalar.

Müdürün-gardiyanın kanun olduğu yerde, bir AKP’li belediye başkanının makamında mahkeme kurması ne ki?

Adalet Bakanı “hukuk önde yürümeli” diyorsa, hukukun her yerde uygulanmasını sağlamalıdır.

Yürürlükteki kanunların hiçbirini İmralı’da uygulamayan bir Adalet Bakanı nasıl inandırıcı olabilir ki?

Demek ki bunların kavgası hak-hukuk kavgası değil; biri mevcut düzeni deşifre ediyor, diğeri sadece buna karşı çıkıyor, deşifre etme diyor! Hepsi bu kadar: Hukuksuzluk yap ama hukuku savun!

Hele ki söz konusu Kürt halkı olunca, hukuk karşısında Kürt’ün zerrece hakkının olmadığının nice kanıtı vardır.

Bunlardan biri de, kamuoyunun gözleri önünde eziyet çektirilen Şenyaşar ailesidir.

Şenyaşar ailesi Urfalı değil de Rizeli olsaydı, acaba başlarına bu katliam getirilir miydi; olsa bile adalet arayışları bu kadar karşılıksız kalır mıydı?

Bu aile her gün Konya adliyesinin önünde oturan Konyalı bir aile olsaydı, acaba Erdoğan onları ziyaret etmez miydi?

Şimdi yanlarına gitmez-gidemez. Çünkü bu aile aleni bir katliamdan geçirilmiştir ve bu katliamı yapan-yaptıran kişi de AKP’de vekildir.

Seçim hesaplarıyla tecrit hakkında tek kelime konuşmayanların, bahsettiğimiz tüm bu ayrımcılıkta ve akan kanda payları vardır. Bu gidişle yarın daha kötü olaylarla da karşılaşılması kaçınılmazdır.

Bu karanlık gidişata son verecek tek çıkar yol, hukuksuz bırakılan iki yerin hukuka kavuşturulmasıdır!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.