İmralı tecridine karşı özgürlük için mücadele

Cihan DENİZ yazdı —

29 Temmuz 2020 Çarşamba - 15:07

  • Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit, sadece Kürtlere ait bir konu olduğu anlaşılabilseydi ve kırılabilseydi bugün çok farklı şeyleri tartışıyor olurduk. Öcalan’ın konuşabildiği, fikirlerini özgürce dile getirebildiği bir Türkiye, demokrasi ve barış için, halkların özgürce yaşayabilmesi için umutların yeşerdiği bir ülke olacaktır.

HDP Eşbaşkan Yardımcısı Tayip Temel, geçen hafta sonu yaptığı açıklamada vurguladığı gibi sadece Kürtlerin değil tüm bölge halklarının Abdullah Öcalan’a ihtiyacı vardır. Onun fikirlerine, yaşanan sorunla ilişkin geliştirdiği önerilerine, kapitalist modernitenin krizleri karşında tüm halklar için umut kaynağı olan alternatif sistem arayışlarına ihtiyacı vardır. Ve bu ihtiyaç belki de hiç olmadığı kadar yakıcı ve acildir ama en çok da tabii ki, barışa, özgürlüğe ve demokrasiye su kadar, hava kadar ihtiyacı olan bu coğrafyanın halkları için.


Bugün içinden geçmekte olduğumuz karanlık içinden bakıldığında, en temel demokrasi ve insan hakları ilkeleri gereği zaten olması gereken bir durum olan Abdullah Öcalan’ın üzerindeki hukuksuz tecridin sona ermesi ve Öcalan’ın özgürce konuşabilmesi, fikirlerini ve görüşlerini halklarla paylaşabilmesi kuşkusuz çok önemli bir gelişme olacaktır. Çünkü Abdullah Öcalan’ın dili barışın dilidir, çözümün dilidir, demokratik yaşamın dilidir, halkların dilidir, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanan ezilenlerin ve sömürülenlerin dilidir, gençlerin dilidir ve tabii ki kadın mücadelesinin dilidir. Bundan dolayı da, Abdullah Öcalan’ın konuşabildiği, fikirlerini özgürce dile getirebildiği bir Türkiye, demokrasi ve barış için, halkların özgürce yaşayabilmesi için umutların yeşerdiği bir ülke olacaktır.


Tam da bundan dolayı, Türkiye’de bugün yaşanan karanlıktan bir türlü çıkılamamasının temel nedenlerinden biri de, Abdullah Öcalan’ın bu coğrafyada demokrasi ve barışın önünün açılmasındaki kilit rolünün ve bu bağlamda tecridin aslında ne anlama geldiğinin geniş muhalif kesimlerde tam olarak anlaşılamamasıdır. Kendini muhalif zannedip tüm kritik konularda faşizme koltuk değneği olan kesimlerden bahsetmeye gerek bile yok ama barış ve demokrasi güçlerinin en geniş kesimleri tarafından Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit, sadece Kürtlere ait bir konu olarak görülmeyip bu temelde anlaşılabilseydi ve tecrit verilecek ortak mücadele ile kırılabilseydi bugün çok farklı şeyleri tartışıyor olurduk.


Ama maalesef bunu başaramadık. Demokratik siyaset alanında Abdullah Öcalan’ın rolüne ilişkin netlik olsa bile maalesef pratikte Abdullah Öcalan’ın bu rolünü oynayabilmesinin koşullarının sağlanması konusunda yapılması gerekenin tam olarak yapıldığını söyleyebilmenin imkânı yoktur. Geçen yıl cezaevlerinden yükselen ölüm orucu direnişinin kararlığı karşısında iktidar geri adım atmak zorunda kalmıştı. Fakat bu fırsatı değerlendiremedik ve surda açılan gediğin devamını getiremedik; Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin bir iki sembolik görüşme dışında devam etmesini engelleyemedik. Onca bedele rağmen tecridin hala sürüyor olması hepimiz için, demokratik siyaset alanı için, barış ve demokrasi güçleri için, insan hakları mücadelesi verenler için bir özeleştiri nedeni olmalıdır.


Tam da Kürtlere karşı topyekün savaş konseptinin devreye konduğu tarihin yıl dönümünden geçtiğimiz şu günlerde, Abdullah Öcalan’ın barış ve çözüm sesinin halklara ulaşmasının engellenerek İmralı’da devreye konulan tecridin sonuçlarının tüm halklar için her gün daha fazla acı ve gözyaşı olduğunu görüyoruz. Her gün bir kez daha ispatlanmaktadır ki, tecridin devamı savaşın devamıdır, tecridin devamı yeni antidemokratik uygulamalardır, tecridin devamı yoksulluğun ve sömürünün daha da derinleşmesidir, tecridin devamı daha fazla kadın cinayetidir, tecridin devamı doğanın daha fazla talan edilmesidir. İktidarın tüm bunları sürdürebilmesi için tecride ihtiyacı vardır, faşizmleri karşısında gerçek muhalefet lideri olarak gördükleri Abdullah Öcalan’ın sözlerinin, fikirlerinin, alternatiflerinin topluma ulaşmasının engellenmesine ihtiyacı vardır.


O zaman yapılacak aslında çok basit. Acılarımız, kayıplarımız, bedellerimiz çok büyük olsa da hala bunu tersine çevirebiliriz. Bunu ilk adımı, ister Kürt olalım ister olmayalım, bu coğrafyaya barış, demokrasi ve özgürlük gelecekse bunda Abdullah Öcalan’ın kilit bir rol oynayacağını; sözüne, fikirlerine siyasetin de toplumunda ihtiyacı olduğunu kabul etmektir. Ve bu temelde tekrar barışın konuşulabilmesi için her alanda çözümsüzlük ve savaş siyasetinin en önemli payandalarından olan tecride karşı kararlı ama daha da önemlisi tüm halkların ortak mücadelesinin örülmesidir. Bu mücadele de elde edilecek her başarı bizleri bu karanlıktan çıkaracak yolun biraz daha aralanmasını sağlayacaktır.


Son bir not olarak; tam da iktidarın tüm kadın mücadelesine karşı adeta topyekün savaş ilan ettiği bir süreçte mücadele içinde olan kimi “erkeklerin” son pratikleri düşünüldüğünde, “içindeki erkeği öldürmek” diyebilmenin ne kadar da önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Tek başına bu bile aslında Abdullah Öcalan tarafından ortaya konulan düşüncelerin yaşamın ve mücadelenin örgütlenmesinde ne kadar da önemli olduğunu, bunlardan sapılması durumunda yaşanacakların görülmesi açısından yeterlidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.