Kadınların sabrı taşarsa

Selim FERAT yazdı —

8 Mart 2021 Pazartesi - 23:00

 

Almanya’daki istatistiklere göre, salgının mağdurları kadınlar.

Kadınlar dünya kapsamında erkeklere oranla, iki yakinen (1,8) kat daha fazla işini kaybetti.

İroni bu ya, kadınlar salgının kahramanları olarak da yeniden keşfedildi.

Nedeni, kadınlar, okula, kreşe gitmekten men edilen çocuklara bakmak için evde kalmak mecburiyetinde kaldılar.

Almanya’da kadınlar evinde çalışan sosyal danışman bir arkadaşım, bu ülkede kadınların birçok ülkede olduğu gibi şiddete maruz kaldığını söyledi.

Ancak bunun basındaki adı "aile dramı“ olarak adlandırılıyor.

İzlenimlerim, salgından bir yıl sonra, kadınların sabrının taştığı.

8 Mart eylemlerine hazırlanan kadın hareketinin sözcüleri, özellikle Türkiye’de iktidarlara meydan okudular.

Diyarbekir’de kadınlar “Eşit ve özgür bir yaşam için hayatlarımıza sahip çıkıyoruz” dediler.

Stockholm’de Kürt kadın örgütleri “Diktatör Erdoğan'ın Yargılanması İçin 100 Neden” kampanyası hakkında bilgi verdiler.

Bu yıl 8 Mart’ta revaçta olan:

Kadın adına konuşmak;

Kadınlarla ilgili boş laf etmek;

Kadına uygulanan şiddetle ilgili beyhude felsefe yapmak;

Ya da katillerin, devasa ironik, boş ve aslında şiddeti örtbas eden sözleri…

Hayretler içinde izledim.

Tayyip konuştu:

"Bir insanlık suçu olarak gördüğüm kadına yönelik her türlü fiziki ve ruhsal şiddeti ve ayrımcılığı bir kez daha en sert şekilde kınıyorum.“

Bu sözlerin kadının gözlerine bakılarak söylendiği bir ülkede, lanetli yaşamlar üzerine ironik söylemlerin kadının sabrını taşırdığına şahit oluyorum.

Özellikle, Erdoğan’dan sonra Soylu’nun: "Kadına yönelik şiddeti tamamen önleyebilmek için…“ ile başlayan sözlerinden ve Bahçeli’nin: "Kadınlık onurunu, insanlığın onuru mertebesinde görmeden atılacak hiçbir adım amaç ve hedefine ulaşamayacaktır" sözlerinden sonra…

Korku filmlerini seyretmekten korkan, şiddetten uzak, sokaklardaki radikal hareketlerden kaçınan, yüksek düzeyde hümanizma sahibi bir kadın arkadaşım;

"Eğer yürekli birileri, özellikle de bir kadın çıkıp, Tayyip Erdoğan, Soylu ve Bahçeli üçlüsünü sokak ortasında cezalandırırsa, yaşamımda ilk kez birilerinin defolup gitmesine üzülmem“ dedi.

Hemen sonrasında da kendisini bu duygusundan sonra, suçüstü yakalamış oldu.

Ve sabrının taştığına hayret eden ben değil o oldu.

Tayyip’in sözlerine cevap, Stockholm’den geldi:

“Jin jiyan azadî, Sara, Rojbîn, Rohanî”.

Türk Cumhurbaşkanı’nın kadınlar günüyle ilgili, kurtarıcı (!) açıklamasından sonra, kadın haklarıyla Kürt halkının kaderini tayin hakkıyla ilgili ortak bileşkenler üzerine yoğunlaştım.

Bu iki hakkın ortak paydasının ilk adımda, mutlak bir kopuştan geçeceği hipotezini buraya not olarak düşmek istedim.

Aradım; 8 Mart ile ilgili, duygularımı Henry Miller güzel tarif etmiş:

“Hepimiz kardeşiz gibi davranmayı sürdürmek, salaklıktan başka birşey değil. Bana kalırsa, aslında hepimiz yamyam, cani, hain, yalancı, ikiyüzlü ve alçağız.“

Bu cümlelerden sonra, kadının kurtuluşu için boş sözler söylemekten feragat ediyorum!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.