Madrid’deki hesap Kürdistan’a uymaz

Veysi SARISÖZEN yazdı —

30 Haziran 2022 Perşembe - 08:15

  • Endişeye yer yoktur. Resim netleşmektedir. Ve bu anlaşma “devleti olmayan” elli milyonluk bir halka karşı öylesine adaletsiz, öylesine ahlaksız, öylesine saldırgan ve dışlayıcı bir anlaşmadır ki, bunu ancak “devletler”in işkembesi sindirir
  • Madrid’de gerçekleşen ahlaksız uzlaşmanın ikinci sonucuna gelirsek. Tekraren söyleyelim, “bu kirli pazarlığın sonunda Türk devleti NATO ile Rusya arasındaki savaşta ‘tarafsızlık’ politikasından vazgeçmiştir.”
  • Madrid anlaşmasının en muhtemel sonucu PKK’nin “iki süper güç” ile “dört bölgesel gücün” kıskacından kurtulması olacaktır. Dünya savaşı devletler arasında her türlü taktik esnekliğe büyük ölçüde son verir. 

Madrid’te yapılan NATO toplantısının iki cümleyle anlamı şudur: 
Birincisi, İsveç ve Finlandiya Erdoğan rejimine Kürtleri “rüşvet” olarak vermiş ve Erdoğan da onların NATO üyeliğine ”evet” demiştir. 
İkincisi, bu kirli pazarlığın sonunda Türk devleti NATO ile Rusya arasındaki savaşta “tarafsızlık” politikasından vazgeçmiştir. 
Kürt halkı açısından Madrid’de Kürt halkının Türk devletine “rüşvet” olarak verilmiş olması nasıl bir anlam taşıyor? Kürt özgürlük hareketi büyük bir tehlikeyle mi karşı karşıya kalmıştır? Soru hiçbir stratejik anlam taşımıyor. Çünkü Kürt özgürlük hareketinin mücadelesinde İsveç ve Finlandiya devletleri hiçbir stratejik rol oynamıyor. NATO ülkelerinin PKK’ye ve PYD’ye karşı tutumunda hiçbir stratejik yenilik yoktur. NATO ülkeleri PKK’yi zaten “terör” örgütü listesine almıştır ve Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşa her zaman destek olmuştur.  

Elbette bu iğrenç pazarlığın olumsuz sonuçları olacaktır. NATO üyesi ülkelerde yaşayan yurtsever Kürtler üzerinde baskılar artacaktır. Daha şimdiden İsveç ve Finlandiya hükümetleri ülkelerindeki Kürt yurtseverlerine karşı Türkiye’nin talep ettiği yönde baskı uygulamak üzere harekete geçmiştir.  

Fakat, bu ülkelerde bu baskıları Türklerin talep ettiği seviyede uygulamanın önünde iki engel bulunmaktadır. Birincisi demokrasidir. İsveç ve Finlandiya’da yaşayan Kürt halkı, sahip olduğu demokratik hakları örgütlü gücüyle kullanarak geriletme olanağına sahiptir. Madrid’deki kirli anlaşmanın nasıl sonuç doğuracağı Kürt halkının demokratik haklarına sahip çıkarak yürüteceği mücadele tarafından tayin edilecektir. İkincisi, Kürt halkı bu mücadelede İsveçli ve Finlandiyalı güçlü müttefiklere de sahiptir. Burada önemli olan kirli pazarlığa tepki verirken Kürt özgürlük hareketinin örgütleri kendilerini İsveç ve Finlandiya halkından uzaklaştırıp, izole edecek her türlü sekterlikten uzak durmalarıdır. Örneğin yarın kirli pazarlığın sonucunda bu ülke hükümetleri Kürt halkına karşı anti-demokratik saldırıya geçtiğinde, bu ülkelerin vatandaşı olan Kürt toplumu “İsveç ve Finlandiya bizim ‘Ortak Vatanımızdır ve bu ortak vatanda yaşayan herkes ‘demokratik ulusun’ eşit haklı bireyleri sayılmalıdır, bizi dışlayamazsınız ve bize, yani kendi vatandaşlarınıza karşı Türk faşizmiyle ortaklık yapamazsınız, bizi NATO üyesi olabilmek için faşist Erdoğan’a rüşvet olarak veremezsiniz” diye sokaklara döküldüğünde, Türkiye’de elde edemediği toplumsal desteğe kavuşur. Kirli pazarlığın kaderi Türk devletine “rüşvet” olarak verilmek istenen Kürt halkının mücadelesine bağlıdır.  

Madrid’de gerçekleşen ahlaksız uzlaşmanın ikinci sonucuna gelirsek. Tekraren söyleyelim, “bu kirli pazarlığın sonunda Türk devleti NATO ile Rusya arasındaki savaşta ‘tarafsızlık’ politikasından vazgeçmiştir.” NATO’nun Rusya’yı genişleyerek kuşatma ve boğma operasyonuna ortak olmuştur. İşte bu sonuç stratejiktir. Türk devleti artık “bırakalım arabulucu” laflarını, NATO’nun Rusya’ya karşı uyguladığı barbar yaptırımları, bugün değilse de yarın uygulamak zorunda kalacaktır. Adım adım NATO’yla birlikte Rusya’ya, dolayısı ile İran ve ileride Çin’e karşı saldırgan NATO politikasının “militan” askeri olacaktır. Tahterevalli kurnazlığının sonu gelmiş, Erdoğan ve avanesi safını seçmiştir. Şu anda fiilen olmasa da Türk halkı diplomatik ve siyasi açıdan dünya savaşının içindedir. 

Kürt özgürlük savaşı açısından Madrid uzlaşması nasıl bir sonuç verir? Bazı öngörülerde bulunabiliriz.  
Her şeyden önce şu saptamayı yapalım: “Türkiye artık Kürtle savaşıp, Üçüncü Dünya Savaşından uzak durma, aynı anda hem ABD’nin, hem de Rusya’nın desteğini alarak Kürdü yok etme” imkanını kaybetmiştir. Demek ki PKK de artık kimi taktik işbirliklerine rağmen, “iki süper gücün” kıskacından kurtulma imkanını kazanmak üzeredir. Özellikle bu sonuç daha çok Rojava devrimiyle ilgilidir.  
“İki süper gücün kıskacı” dışında bir başka kıskaç bölgesel güçlerdir. Kürt özgürlük hareketi öteden beri Kürdistan parçalarının içinde yer aldığı devletlerin “eşgüdümüyle” stratejik bakımdan kuşatma altındaydı. NATO Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşta bugün hem Suriye devletini, hem de İran devletini hedefe almıştır. Dolayısı ile Türk devleti de Madrid anlaşmasıyla bu devletlerin fiilen karşısına geçmiştir. Kaosun eşiğinde bulunan Irak devletinin nasıl bir tutum alacağı ise Başûr’daki Barzani muhalifi Kürt güçleriyle Şii Arap halkının ittifakına ve PKK’nin Başûr’u işgal eden Türk ordusuna indirdiği ve indireceği darbelere bağlı olarak belli olacak. 

Bu demektir ki, Madrid anlaşmasının en muhtemel sonucu PKK’nin “iki süper güç” ile “dört bölgesel gücün” kıskacından kurtulması olacaktır. Dünya savaşı devletler arasında her türlü taktik esnekliğe büyük ölçüde son verir. 

Bunun sonucu ise savaş cephesinde olanların düne kadar dikkate almadığı güçlere muhtaç hale gelmesidir. Tıpkı ABD’nin Ortadoğu’da PYD’ye muhtaç hale gelmesi gibi, şimdi Rusya, İran, Suriye, eğer tutumunu netleştirirse Irak devleti de, NATO’nun “Güney Doğu Kanadı” Türk devletine karşı, onunla kıran kırana savaşan Kürt özgürlük hareketine muhtaç hale gelecektir. Bu demektir ki, yüz yıldır tek bir devletin desteğine sahip olmayan Kürt özgürlük hareketi çok geniş taktik işbirliği potansiyeline sahip olacaktır.  

İyi de “üçüncü yol” ne olacaktır. “Üçüncü yola” hiçbir şey olmayacaktır. Kürt siyasi hareketi Üçüncü Dünya savaşında taraf değildir. Onun hedefi, Türk işgal, ilhak ve soykırım saldırısını bertaraf etmek ve Ortadoğu’da Konfederal bir “barış” gücü yaratmak, bölge devletlerini küresel güçlerin safında savaşa sürüklenmekten kurtarmaktır. Madrid anlaşmasının sunduğu olanaklar ustaca kullanıldığı ve Türk saldırısı püskürtüldüğü zaman, ortaya dünya savaşını durduracak olan “üçüncü taraf” olanca gücüyle çıkacaktır.  

Madrid’de yayınlanan bildiriyi okuyanlar sanıyorum hayli endişelendiler. 
Endişeye yer yoktur. Resim netleşmektedir. Ve bu anlaşma “devleti olmayan” elli milyonluk bir halka karşı öylesine adaletsiz, öylesine ahlaksız, öylesine saldırgan ve dışlayıcı bir anlaşmadır ki, bunu ancak “devletler”in işkembesi sindirir, halkların vicdanı ve midesi  kaldırmaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.