NATO Zirvesi’nde ‘Kürt böreği’ mi?

Veysi SARISÖZEN yazdı —

13 Haziran 2021 Pazar - 23:00

  • Barış heyetlerinin amacını net formüle edelim. Bu amaç “başında PKK ve KDP’nin bulunduğu Kürt halkı arasında iç savaşı önlemektir.” Bu amacın Türkiye-Almanya ilişkisiyle ne ilgisi olabilir? 

NATO Zirvesinde Biden-Erdoğan görüşmesine bir iki gün kala, NATO’nun Avrupa’daki patronu Almanya Türk devletine şimdiye kadar şahit olmadığımız bir “destek mesajı” verdi. Aralarında kendi ülkesinin parlamentosunda olanların da bulunduğu, çoğunluğu Almanya yurttaşı olanların “Kürtler arasında savaşı önlemek” amacıyla Güney Kürdistan’a gitmesini yasakladı. Seyahat özgürlüğünü aklın almayacağı bir gerekçeyle çiğnedi: Türkiye ile ilişkilere zarar verir diyerek…

Barış heyetlerinin amacını net formüle edelim. Bu amaç “başında PKK ve KDP’nin bulunduğu Kürt halkı arasında iç savaşı önlemektir.”

Bu amacın Türkiye-Almanya ilişkisiyle ne ilgisi olabilir?

Türkiye/Almanya ilişkisinden kastım, görünür, legal, diplomatik ilişkidir. Kürtlerin birbirini öldürmemesi teorik olarak Türk/Alman ilişkisine zarar vermez.

Devletler arasında bu tür ilişki dışında gizli ve kirli ilişkiler de olur. Örneğin Türk ve Alman gizli servisleri Güney Kürdistan’da KDP ve PKK arasında bir çatışma çıkarma konusunda anlaşmış olabilirler. Böylece PKK’yi Güney Kürdistan’ın legal yönetimine saldıran bir güç olarak gösterip, Türk devletinin PKK’ye karşı saldırılarına NATO adına tam destek vermek isteyebilirler.

Muhtemelen de iş bu merkezdedir. Ama “açıklama” hayret uyandıracak bir şekilde, “gizli” planı açığa vurmuştur. Ve ben bunu Alman devleti adına hayret ve şaşkınlıkla karşıladım. “Seyahat özgürlüğünü Türk devletiyle ilişkiler zarar görecek” diye çiğnemek, Güney Kürdistan’da sandığımızdan çok daha tehlikeli, kirli ve stratejik anlaşmaların yapıldığını itiraf anlamına gelir. Silahsız, barışçı insanların Kürtler arası bir savaşı önlemek için Güney Kürdistan’a gidişi “Türk-Alman ilişkilerine zarar verir” demek, Türkiye ile Almanya Güney’de “Kürtler arası bir iç savaş çıkartma konusunda anlaştı, bu savaşın önlenmesi o nedenle Türk-Alman ilişkilerine zarar verir” demektir.

İnanılmaz bir itiraf.

Bu pencereden bakınca, KDP yönetiminin PKK tarafından yapılan açıklamalara rağmen “zırhlımızı HPG füzeyle vurdu, peşmergeleri öldürdü” diyerek bölgedeki askeri faaliyeti sürdürmesi anlam kazanıyor.

PKK bu talihsiz olayı tarafsız heyetler araştırsın diyor. Araştırsın. Diyelim ki bu araştırma sonucunda zırhlı aracın HPG gerillası tarafından vurulduğu ortaya çıksın. Bunun sonucu ne olur? Ne olacağını anlamak için Türk devletinin Rusya’ya ait uçağı vurduğu olayı hatırlayalım.

TC Başbakanı başlangıçta “ben emir verdim, vurduk” dedi. Gerginliğin artması üzerine TC Rusya’dan özür diledi. Sorun çözüldü.

Eğer çatışma sahasında birbiriyle savaş halinde olmayan iki güçten birinin uçağı ya da tankı diğeri tarafından vurulursa ve eğer bu iki güç birbiriyle savaş niyetinde değilse taraflar sorunu diyalog yoluyla çözer. PKK de konuyu “araştıralım, diyalog yoluyla çözelim” diyor. Eğer PKK KDP’yle çatışma niyetinde olsaydı, aralarında 400/ 500 metrelik mesafe bulunan peşmerge güçlerine saldırmaya devam etmez miydi? O halde “PKK bizi vurdu biz de onu vururuz” demenin anlamı ne?

Anlamı NATO Zirvesinde gizli. Eğer HPG güçleri askeri açıdan içine itildikleri çok tehlikeli durumu aşmak için gerçekten peşmerge güçleriyle savaşa tutuşsaydı, bu durum NATO’nun Erdoğan’a Zirve kararı olarak büyük bir “armağan” vermesini mümkün hale getirecekti. PKK’nin meşru peşmerge güçlerine karşı saldırdığı, TC’nin peşmergeye yardım ettiği, NATO’nun da TC’yi desteklediği” ilan edilecekti.

Karşılığında da Türk devleti yeni soğuk savaşta NATO’yla birlikte Rusya’ya, Çin’e, İran’a karşı “hazırola” geçecekti.

Plan böylesine kapsamlı olduğu içindir ki, Alman devleti “barış gönüllülerinin” bu kapsamlı oyunu bozmak için Güney’e gidişlerini telaşla önledi ve yaptığı açıklama ile de Türk devleti ile Güney’de Kürtler arası bir savaşın planlandığını açığa vurmuş oldu.

Şu anda Türk devleti, Irak devletinin de defalarca ifade ettiği gibi, hükümran bir ülkenin topraklarını, o devletin rızası dışında, sözde “kendi güvenliği adına” işgal ediyor. Bu işgal uluslararası hukuka aykırıdır ve giderek geniş bir uluslar arası kamuoyu TC’nin işgal adımlarını suçluyor.

Ama eğer, Güney’de Kürtler arası bir savaş patlak verirse Türk devletinin “işgal saldırıları” bir anda “meşru KDP yönetimine yardım” olarak meşrulaştırılacaktır. Meşrulaştırılınca da NATO’nun da desteğini alacaktır.

KDP böyle bir sonuçtan kazançlı çıkamaz. Çünkü bu defa Kürtler arası savaş eski savaşlara benzemez. KDP artık “eskimiştir.” Yönetim “zenginleşmiş”, halk “fakirleşmiştir.” Güney’de çelişkiler derinleşmiştir. Barzanilerin anlaştığı Erdoğan çöküşün eşiğindedir. Savaş kesinlikle gerilla ile peşmerge arasında dağla sınırlı kalmaz. Tüm güneyi kapsamına alır.

O zaman ne olur? Irak merkezi devlet güçleri duruma müdahale eder. “İç savaşı” bastırma adı altında Güney’in tüm kazanımlarına el koyar. Güney halkı Kerkük’ten sonra Hewlêr’deki konumlarını da kaybeder. Ve bu tüm Kürdistan parçaları için çok ağır bir yenilgi demektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.