Öcalan'a özgürlük Erdoğan'a istifa

Veysi SARISÖZEN yazdı —

17 Kasım 2020 Salı - 23:00

  • Bugünün öne sürülebilecek tek talebi “Öcalan’a özgürlüktür.” Bu talep kabul ettirildiği zaman rejim kendiliğinden çöküş aşamasına girer.

Dün Duran Kalkan yazdı:

“Başurê Kurdistan’ın yüzde 40’ı Irak’a, Rojava Kürdistan’ın yüzde 40’ı ise TC işgaline bu yönetim altında verildi. Dört yıl boyunca Trump yönetiminden aldığı desteğe dayanarak AKP-MHP faşizmi, Bakurê Kurdistan’a tarihin en ağır baskı ve katliamlarından birini yaşattı. DAİŞ’e karşı savaşılarak elde edilen kazanımlar, bu yönetim altında tekrar DAİŞ yanlıları tarafından elde edilmeye çalışıldı.” 

Erdoğan Trump’ın “akıllı ol ahmaklık etme” ve benzer küfürlerine işte yukarıda ifade edilenler yüzünden itiraz bile edemedi. Trump’ın kirli politikası olmasaydı ne Erdoğan rejimi Rojava’da, ne Irak yönetimi Kerkük’te bir adım bile atamazdı.  

Ve şimdi işte bu Trump defolup gitti.  

Ama henüz yerine Biden gelemedi. Amerikan seçim sisteminin gereği olarak Biden Ocak ayında işbaşı yapacak.  

O zamana kadar neler olacak? 

Devrik Trump devrildiği halde bir kararname ile kendi Savunma Bakanını azletti. Nedenini niçinini bilmeyiz. Ama adam seçimi kazananı beklemeyi düşünmüyor bile.  

Ardından Dışişleri Bakanını Avrupa’ya ve Türkiye’ye gönderdi. Erdoğan’ın bütün sermayesini yatırdığı Trump bir yandan Kürt’e her türlü alçaklığı yaparken, öte yandan Erdoğan’a hakaret alışkanlığını da devam ettirdi. ABD Dışişleri Bakanı diğer ülkelerin devlet başkanı ya da Hükümetleriyle görüşecekken, Trumpçı Erdoğan’ın suratına bile bakmadı. Ortadoks Kilisesinin başıyla görüştü.  

Neden acaba?  

Sonuçta ABD Dışişleri Bakanı Amerikan çıkarlarının savunucusudur. Tıpkı Trump gibi Türk devletinin başının da kısa zaman sonra devrilip gideceğini o benden daha iyi bilir. Böyle olunca düşecek bir  Başkan müsveddesinin suratına bile bakmaz.  

Gelecekte ne olur? Biden Erdoğan’ı devirir mi?  

Eğer tabanındaki büyük oy kayıplarına bakıp, “bu adam artık işe yaramaz, rögardan aşağıya atmalı” sonucuna varırsa devirir.  

Bizim “eski ve klasik solcu” itiraz ediyor. “Olmaz, dış faktörlerle faşizm devrilmez…” Eh, aşağı yukarı doğru bir tezdir. Gelgelelim, Biden “bizim için dış faktördür.” Ama Erdoğan için “dış” değil, senden, benden daha fazla bir “iç faktördür.” Amerikan başkanları Türk devletini yönetenlerin patronudur. Patron da hem sever, hem döver. Biden Erdoğan’ı devirecek adımlar atarsa, bu adımları Türkiye halkı için değil, kendi sisteminin çıkarı için atar. Bu arada var olan rejimde hiçbir değişiklik olmayacağı gibi, sistem için demokrasi doğrultusunda değişiklikler de olabilir. Sistem içinde nelerin olacağına o sistem içindeki güç dengeleri karar verir. Erdoğan’ın sistem içinde nispeten liberal alternatifi varsa, ABD ona oynar. Yoksa faşist çekirdekle çalışmaya devam eder. Bu çekirdeğin görünüşteki temsilci Erdoğan da olabilir, onun yerine bir başkası, diyelim ki Soylu ya da Kurtulmuş filan gelebilir.  

Bu böyledir diye “dış faktörün” devrimci süreç açısından önemsiz olduğu söylenemez. Biz, yani Türkiye demokrasi güçleri “iç faktörüz.”  Ama Türkiye’nin içinde olsak bile Türkiye ile birlikte “dış faktörlerle” dolu dünyanın içinde yaşıyoruz. Dış faktör harekete geçtiği sırada biz de ondan yararlanıp harekete geçmiyorsak, Türkiye’de dış faktörün dediği olur. Harekete geçersek, gücümüz neye yetiyorsa, o kadarıyla bizim dediğimiz olur.  

Örneğin şu sıralar eğer biz, “Ey Tayyip, eğer samimiysen falancayla falancayı hapisten çıkar, falanca bakanla filanca bakanı görevden al” demeye başlarsak, işler “dış faktörün” dediği gibi olur. O gider, bu gelir, Erdoğan yerinde kalır… 

Oysa Trump’ın gidip, Biden’ın gelmesine kadar geçecek şu bir iki aylık dönem, sanılandan çok daha kritik bir dönemdir. Erdoğan rejimi yeni duruma adapte olmak, konumlarını sağlamlaştırmak için “dereden geçerken” en zayıf anını yaşamaktadır. Arabayı süren “şahıs” dereden geçerken “at değiştirmek” zorundadır. İşte onu o anda devirme imkanı doğacaktır. Bu imkanı kullanmak doğru çizgiye bağlıdır.  

Bu bir iki ay boyunca AKP-MHP koalisyonundan tek bir talepte bile bulunmak ona yardımdır. Ne şunun, ne bunun istifasından söz etmek olmaz, bunlar  şimdilik sadece Erdoğan’a yarar.  

Bugünün öne sürülebilecek tek talebi “Öcalan’a özgürlüktür.” Bu talep kabul ettirildiği zaman rejim kendiliğinden çöküş aşamasına girer.  

O halde bugünün tüm demokratik güçleri birleştirebilecek en temel taktik çizgisi “Erdoğan istifa-Erdoğansız erken seçim”dir. 

Bu çizginin Türkiye’yi Demokratik Cumhuriyet hedefine ve Ortadoğuyu Konfederalizme yönlendirecek lokomotif sloganı ise “Öcalan’a özgürlüktür.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.