Quto ve KDP’li amcası 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

2 Mayıs 2021 Pazar - 23:00

  • “Apê Nuri, vatan bölününce, bizim aşiretimiz nasıl bölündüyse, Kürt milleti de dört parçaya bölündü, aşiretlerimizin, milletimizin bölünmesini onaylıyor musun?”

Quto geçen gün MİT’in ve KDP’nin kulak misafiri olamayacağı bir telefondan beni aradı. Bu çocuk “gizliliğe” müthiş riayet ediyor.

“Veysi abe, dedi, sana yaptığım röportajı göndermeyi düşüniyem, ne diyesen?”

“Gönder” dedim. İllegal yoldan Başûr’a geçmiş. Röportajı da KDP’nin ileri gelenlerinden öz amcasıyla yapmış. Röportaj Kürtçeydi, bir arkadaş çevirdi. Olduğu gibi yayınlıyorum.
… …

Makam odasına destursuz girdiğimde, Amcam uyukluyordu.

“Rojbaş” diye selamladım: “Tünaydın” demez mi? Eskiden “Selamünaleyküm” derdi.

“Hayırdır, bakıyorum da öztürkçe konuşuyorsun” dedim. “Zaman sana uymazsa, sen zamana uy” diye güldü. Öpeyim diye elini uzattı. “Korona” deyip öpmedim. Aramızda sorulu-cevaplı şu konuşma geçti. (Gerçek adını vermiyorum, Mela Nuri diyeceğim.)

“Birez Mela Nuri beg, Türk ordusu Başûr topraklarında Kürtlere karşı savaşıyor, sen ne düşünüyorsun?” Eski peşmerge Nuri beg sakalını sıvazladı: “Türkiye’nin Kürtlerle bir meselesi yok, PKK’yle meselesi var, PKK topraklarımızda konuşlandığı için Türk ordusu onları topraklarımızdan çıkarmak için savaşıyor, PKK bitince, onlar da gidecek.”

“O zaman sana bazı sorular sorayım, evet ya da hayır de”. Sormaya başladım: “Senin duvara astığın Osmanlı haritasında Kürdistan toprakları bir bütün mü?”

“Öyleydi, o zamanlar bizim için ‘asr-ı saadet” idi.”

“Bakur’dan, Başûr’dan, Rojava’dan ve Rojhilat’tan meydana gelen Kürdistan Kürtlerin ezelden beri vatanı mıdır?”

“Elbette, çok şükür.”

Röportaja ara verdim. Ona yavaş yavaş durumumu anlatmaya başladım: “Birez Apê Nuri Beg, sen benim Amcamsın, ben senin küçük kardeşinin oğluyum, ama sen Hewlêr’de yaşıyorsun, ben Amed’in Sur mahallesinde. İkimiz de Kürt milletinin birer mensubu muyuz?”

“Tövbe, aksi olur muymuş, ikimiz de Kürt’üz.”

“Beni burada bir Türk dövmeye kalksa, sen de onu döver misin?”

“Kafasını bile kırarım, sen benim öz kardeşimin emanetisin.”

“Spas birez Apê…”

“Birez Apê, aramızda kalsın ama ben Başûr’a Bakur’dan gizlice girdim, pasaportum yok, şimdi sen beni Türk polisine teslim eder misin?”

“Ağzından yel alsın evladım, o nasıl söz? Pasaport da neymiş, kağıttır, sınır dediğin çızıktır, hoş gelmiş safalar getirmişsin, ev senin evin, Hewlêr senin köyün, rahatına bak.”

“Eziz Mela Nuri beg, bir sır daha vereceğim, ama sakın kimseye deme…”

“Der miyim?”

“Sur’da başıma bir şeyler geldi, Hevaller hendek kazmıştı, onlara su götürürken Türk askeriyesi üzerime geldi, cebimde emanet bir el bombası vardı, ölmemek için üzerlerine attım da sağ kurtulup, sınırı aştım. Tam sana ulaşacakken Türk MİT’inin bir adamı beni tanıdı, baktım vuracak, yine emanet tabancayla onu vurdum.”

“Allahüekber, yavaş konuş, yerin kulağı vardır, buraya geldiğini gören oldu mu?”

“Olmadı Apê Nuri, bunları yaptığım için beni ele vermezsin değil mi?”

“Allah korusun, ağzından çıkanı kulağın duysun, biz Kürt’üz, aşiret ahlakımız elhamdülillah yaşamakta.”

“Spas birez Nuri beg, gördüğün gibi bu Türklerin benim gibi Sur’da yaşayan bir Kürtle meselesi var.”

“Quto eziz yegenim, Türk’ün senin gibi bir Kürt çocuğu ile meselesi varsa, benim de Türkle meselem var, aynı kandan gelmişiz biz Kürt’üz, onlar Türk. Senin kılına halel gelse, aramızda kan davası olur ki, yalnız ben değil, burada yaşayan ananın küçük kardeşi, onun kızı, oğlu, tüm aşiret silah kuşanır, ahımızı alırız”.

Amcam ayağa kalkmış, sanki kapıya Türk askeri dayanmış gibi, belindeki silahı çekip beni arkasında sipere yatırmıştı.

Amcamla bir Kürt çocuğu olarak milli bir gurur duydum. Birer çay içtikten sonra röportaja devam ettik.

“Kürdistan Osmanlı zamanında, ondan da önce bir bütündü demiştik, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Sykes-Picot komplosuyla ana vatanımızı böldüler, sen Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesini onaylıyor musun?”

“Tevbe, bir Kürt vatanının bölünmesini hiç onaylar mı?”

“Apê Nuri, vatan bölününce, bizim aşiretimiz nasıl bölündüyse, Kürt milleti de dört parçaya bölündü, aşiretlerimizin, milletimizin bölünmesini onaylıyor musun?”

“Bir karışlık boyunla gazetecilik yapıyor olmasan, şimdi seni ayağımın altına alırdım, Quto laflarına mukayyet ol, bir Kürt aşiretinin ve milletinin parçalanmasını nasıl onaylar?”

“Elçiye zeval olmaz, gazetem adına konuşmaktayım. Dört parça Kürdistan’ın her parçası, vatanımızın bir parçası değil mi?”

“Doğrudur.”

“Dört parçaya bölünmüş anavatanın her bir parçasında yaşayan Kürt aynı Kürt milletinin evladı mıdır?”

“Öyledir.”

Yine bir aradan sonra sordum: “Durum tersine olsaydı; yani Başûr şimdiki gibi kurtulmayıp da Arapların işgali altındayken, Bakur federal bir statü kazansaydı, başkent Amed olsaydı; Peşmerge Araplarla savaşırken sırtını nereye dayardı?”

Amcamın kafası karışmaya başlamıştı. Düşündü: “Lafı nereye getireceğini anlamadım, ama diyeyim: Elbette sırtımızı Bakur’a dayardık, vaktiyle Saddam’la savaşırken ben ve peşmerge birliğimiz defalarca Çolemêrg kırsalına girmiş, Hakkari Kürtlerinin yardımını görmüştük.”

“Her bijî. Peki, ya o sırada Irak ordusu Hakkari’ye sizi imha için girseydi ve Türkiye KDP’sinin Genel Sekreteri nur içinde yatsın Faik Bucak beg de size ‘buradan çıkın, Irak Araplarının Kürtlerle meselesi yok, Irak KDP’siyle meselesi var, bizim rahatımızı bozmayın’ deseydi, buna ne derdin?”

Ağzından “bênamus derdim” lafı çıktı, çıkar çıkmaz da ayıktı. “Seni alçak seni” diye bağırdı, elindeki çay bardağını kafama fırlattı. Kapıya doğru kaçarken, bağırdım:

“Kürdistan’ın tümü PKK’li Kürtlerin de vatanı değil mi, PKK’li Kürtler Kürt milletinin, tıpkı senin gibi şerefli evlatları değil mi? Beni Başûr’a Türklerle çarpışarak girdiğim halde koruyorsun da, benim gibi Başûr’a giren PKK’li Kürtleri neden korumuyorsun?”

Amcam kendinden geçmişti, “onlar PKK’li, sen PKK’li değilsin” diye bağırdı.

Kapıdan çıkarken ona “PKK’li olmadığımı nereden biliyorsun?” dedim. Kapıyı çarptım. Binbir maceradan sonra kendimi Sur’a attım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.