‘Reform’ değil yeni bir saldırı hazırlığı

Cihan DENİZ yazdı —

25 Kasım 2020 Çarşamba - 23:00

  • Her şeyin merkezine devleti ve iktidarı koyanların yapacağı reform ezilenler için değil ezenler için reform olacaktır. Bu konuda beklenti içinde olmak, tam da iktidarın istediği gündem içine hapsolmak ve bu arada iktidarın yapacağı saldırılara karşı hazırlıksız yakalanmak demektir.

İktidarlarının devamı baskıya, toplumun sindirilmesine dayanan rejimler asla demokratikleşmeyi başaramazlar. Çünkü varoluşsal olarak iktidara mecbur olan bu rejimler, demokrasi yönünde atacakları adımlar ile kendi ayaklarına kurşun sıkmış olacaklarından bu yola asla girmezler. Diğer bir ifade ile “özgürlükten” ezilenlerin gerçek özgürlüğüne son verme özgürlünü, “demokrasiden” varlıklarını sürdürecek seçim sistemlerini anlayan baskıcı bir rejimin demokratikleşme konusunda samimi olması, bizzat kendini, varlığını inkâr anlamına geldiği için mümkün değildir. Bu, her sözde reform girişiminin yeni bir katliam ve baskı dalgasıyla sonuçlandığı Osmanlı’da da mümkün değildi; bugün de mümkün değildir. Mümkün değildir, çünkü odak noktası dün de, bugün de halkların, ezilenlerin yaşadığı sorunların çözümü yönünde adımlar atmak değil ama kendi iktidarlarını devamı anlamına gelecek şekilde “devletin bekası”dır.

Geçen hafta, özelde İmralı Tecridi, genelde Kürt Sorunu hakkında net bir tutum almadan, Türkiye’de adına “reform” denen şeyin içi boş, iktidarın içeride ve dışarıda göz boyayıp bir az olsun zaman kazanmak için ortaya attığı bir gündem değiştirme taktiğinden başka bir şey olmadığını ifade etmiştik.

Son bir hafta içinde iktidar cephesinde yaşananlar, bu sözde “reform” gündeminin, tam da yukarıda belirtilen nokta bağlamında, ezilenler için pek de hayırlara vesile olmayacağının işaretlerini vermiştir.

İlk önce Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün başlatılan bu “reform” tartışmasıyla ilgili verdiği röportajda yer alan bir ifade amaçlananın ne olduğunun yani ne olmadığının özetidir: “içeride ve dışarıda işlerimizin daha hızlı akmasını sağlama.” İşte bunların demokrasiden algıladığı tam da budur; her hangi yargı denetimi olmadan, herhangi bir muhalif karşı çıkış olmadan işlerin hızlıca akması. Bundan ezilenlerin, halkların payına düşecek olanın barış, demokrasi, özgürlük, adalet ve refahtan daha fazla pay almak olduğunu düşünmek sadece saflık olacaktır.

Aynı şekilde ne dediğinden, samimiyetinden bağımsız, Bülent Arınç’ın sözlerine dönük iktidar bloğu içinden gelen tepkiler de Türkiye’nin tüm özgürlük ve demokrasi sorunlarının da düğümlendiği Kürt Sorunu karşısında tekçi ve inkarcı pozisyonundan bir milim bile oynamadığını göstermektedir. Kürt Sorunu karşısında kendi içlerinden birinin bile söylediklerine tahammülleri yoktur. Bu anlayış mı akademisyenlerin, gazetecilerin, aydınların, siyasetçilerin ve halkların gözaltına alınma, tutuklanma korkusu olmadan düşündüklerini özgürce dile getirmesini sağlayacak reformlar yapacakmış?

Nitekim Cumhurbaşkanı Çarşamba günü AKP grup toplantısında yaptığı konuşma ile bu sözde “reform” tartışmalarına aslında noktayı koydu. “Kürt Sorunu yoktur” demek; Türkiye’de barış, özgürlük ve demokrasi için hiçbir şey yapmayacağız anlamına gelmektedir. “Kürt Sorunu yoktur” demek tekçi ve inkarcı politikalarda ısrar edeceğiz, siyasetçileri, aydınları, gazetecileri hapse atamaya devam edeceğiz demektir. Dahası, Kürt Sorunu için adım atılmadan Türkiye’nin kronik hiçbir sorunu için gerçek bir adım atmak imkansız olduğundan, “Kürt yoktur” ısrar edenlerin Türkiye’nin yaşadığı adalet, ekonomi ve diplomasi alanlarında sorunları çözebilecek adımlar atması da mümkün değildir. Tersine, bu ısrar sorunların daha da ağırlaşmasına yol açacaktır. Bundan dolayı da yine şu aralar çok önem verdikleri ABD ve AB ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda da Kürt Sorunu ve buna bağlı olarak da diğer sorun alanlarında adımlar atılmadan bu mümkün olmadığı için derin bir hayal kırıklığı yaşayacaklardır.

Sonuç olarak, tüm bunlar alt alta konduğunda iktidarın şu aralar ağzından düşürmediği “reform”lar ile hedefinin ne olduğu ve aynı şekilde ne olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Her şeyin merkezine devleti ve iktidarı koyanların yapacağı reform ezilenler için değil ezenler için reform olacaktır. Sonuç ise daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi değil daha fazla baskı, daha fazla sömürü olacaktır. Bu konuda beklenti içinde olmak, tam da iktidarın istediği gündem içine hapsolmak ve bu arada iktidarın yapacağı saldırılara karşı hazırlıksız yakalanmak demektir.

Bundan dolayı da tüm barış ve demokrasi güçlerinin, iktidar partileri eriyor, kendi aralarındaki ittifak çatlıyor rehavetine asla kapılmadan, bugünden bu saldırı hazırlığına karşı demokrasiyi, özgürlükleri ve barışı yeniden kuracak bir mücadelenin hazırlığına başlamalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.