Reformun kilidi İmralı’dadır…

Cihan DENİZ yazdı —

18 Kasım 2020 Çarşamba - 23:05

  • İmralı’da tecrit altında tutulan sadece Abdullah Öcalan değildir. Onunla beraber Türkiye’nin barış ve demokrasi sorunlarının çözümleri de İmralı’da derin bir tecrit altındadır.

Bir anda iktidar cephesinden gelen açıklamalar ile “reform” tekrar Türkiye siyasetinin gündemine girdi. Cumhurbaşkanı ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlattıklarını açıkladı. Adalet Bakanı ise bir yargı reformu hazırladıklarını duyurdu. Yeni Ekonomi Bakanı da yaptığı açıklama ile reform yapacağız diyenler kervanına katıldı. Savunma Bakanı’nın S-400’ler ile ilgili ABD’nin kaygılarını görüşmeye hazır olduklarını açıklaması da, bu bağlamda Türkiye’nin bu konudaki mevcut siyasetini değiştirmeye hazır olduğu mesajı olarak okunabilir.

Tüm bu gelişmelerin ve reform çıkışının merkezinde artık Türkiye’nin en yandaşın bile inkar edemeyeceği derinlikte bir siyasi ve ekonomik krizin içinde oluğu gerçeği yatmaktadır. Bu anlamıyla, iktidarın sanki yeni başa geçmiş, mevcut sorunların bu kadar yıkıcı hale gelmesinin sorumlusu kendisi ve yarattığı sistem değilmiş gibi, ekonomi, hukuk, demokrasi ve diğer konularda reformlar yapacağını vaat etmeye başlaması trajik komik bir durumdur. Ama diğer yandan tüm bunlar Türkiye’nin her alanda içine yuvarlandığı krizin ne kadar derin olduğunu ve iktidarın da artık krizi görmezden gelemediğini ortaya koymaktadır.

Çok açıktır ki, iktidar gerek siyasi gerek iktisadi ve gerekse de diplomatik alanların hepsinde büyük bir sıkışmışlık içindedir. Neredeyse adım atamaz hale gelmiştir. Gücü her geçen gün erimektedir. Ve bu reform çıkışı ile tıpkı son dönem Osmanlı reformlarında olduğu gibi, bir yandan iktidarın varlığını sürdürmek, yakıcı sorunlarla göstermelik adımlar atmak ve tabii ki ülkenin sorunlarını kendi çıkarları için kullanan dış güçlerin gözünü boyamak, kısacası zaman kazanmak amaçlanmaktadır.

İktidarın daimi önceliği Türkiye’nin sorunlarının çözümü değil ama artık kendisi için varoluşsal bir zorunluluk haline gelmiş varlığını sürdürme güdüsü olduğu düşünüldüğünde, şu anda sadece lafta olan, içeriğinin ne olduğunu bilmediğimiz bu sözde “reform” tartışmalardan halklar ve ezilenler açısından olumlu sonuçlar çıkacağını beklemek büyük bir saflık olacaktır.

İktidar yaşanan kriz karşısında gerçekten bir şey yapmak istiyorsa, barış ve demokrasi güçlerinin bıkmadan sürekli vurguladığı gibi, atılması gereken ilk adım aslında çok basittir: İmralı üzerindeki tecridin kaldırılması.

İmralı’da tecrit altında tutulan sadece Abdullah Öcalan değildir. Onunla beraber Türkiye’nin barış ve demokrasi sorunlarının çözümleri de İmralı’da derin bir tecrit altındadır. İmralı’daki dünyada örneği olmayan hukuksuz tecridin devreye sokulduğu tarihten beri Türkiye’nin tek gündemi savaştır, zaten çarpık ve çok eksiği olan demokrasinin adım adım tasfiye edilerek otoriter ve giderek de totaliter bir nitelik kazanan bir rejimin inşasıdır. Bir yanda Kürtlere karşı değil dört bir yanda, Suriye’de, Libya’da, Akdeniz’de ve en son Azerbaycan’da takip edilen saldırgan ve yayılmacı politikalar; diğer yanda mevcut sakat hukuku bile ayaklar altına alan uygulamalar sonucu bugün ekonomiden siyasete, hukuktan toplumsal ilişkilere sistem tam bir iflas içindedir. İmralı tecridi ile beraber, her geçen gün halklar daha da fakirleşmiş, ezilenler üzerindeki sömürü daha da daha da ağırlaşmıştır.

Bundan dolayı da, eğer bu krizlere karşı gerçekten bir şeyler yapılmak isteniyorsa, işe sorunun çıkış noktasından başlanmalıdır. Tecridin sona erdirilmesi, Abdullah Öcalan’ın bir kez daha Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümü, sadece Türkiye’nin değil tüm bir bölgenin demokrasisi ve barışı hakkındaki görüşlerini özgürce kamuoyu ile paylaşması; Türkiye’de barış, demokrasi, ekonomi ve diplomasi sorunlarının gerçek çözümleri yönünde yapılacak reformların ilk ve olmazsa olmaz maddesidir. Tersinden İmralı’da tecrit sürdüğü sürece Türkiye’de hukuktan, demokrasiden bahsetmenin imkanı yoktur. Tecridin devamı savaş politikalarında ve ülkenin kaynaklarının çatışmalarda harcanmasında ısrar demektir yani daha da derinleşen ekonomik kriz anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak, İmralı tecridi sona ermeden yapılacak her şey, atılacak her adım sorunların çözümü yönünde adımlar değil, tam da bugün olduğu gibi, iktidarın varlığını sürdürmek, kaybettiği zemini geri kazanma çabası olmak dışında bir anlam ifade etmeyecektir. Ülkenin gerçek sorunlarına gerçek çözümler amaçlanmadığı için, bu tartışmalar sonucunda iktidar cephesi açısından da, çok kısa vadeli kısmi kazanımlar dışında bir şey elde etmeleri mümkün değildir. En fazlası çözülmelerini ve dağılmalarını biraz oldun geciktirebilir, Amerika’yı ve Avrupa’yı biraz olsun yatıştırabilirler; tabii bu bile artık çok şüphelidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.