‘Sahipsizsin’

Cihan DENİZ yazdı —

26 Ağustos 2020 Çarşamba - 23:00

  • Tecavüzcü er Musa Orhan, genelde kadına özelde Kürt kadınına yönelmiş erkek şiddetinin ve onun ardında yatan zihniyetin her açıdan somutlaşmış halidir.

Batman’da İpek Er’i zorla alıkoyan, ona tecavüz eden ve onu intihara sürükleyen Musa Orhan, birkaç günlük göstermelik tutukluluğun ardından “mahkemeye” yapılan itiraz ile serbest bırakıldı. Ne kadar öfkelensek de bizler için asla şaşırtıcı olmayan bir durumdur. Zira özellikle failinin polis, asker, korucu olduğu durumlarda kadına yönelik şiddete göz yumulması ve adeta teşvik edilmesi “Yeni” Türkiye’nin normalidir.

Musa Orhan, genelde kadına özelde Kürt kadınına yönelmiş erkek şiddetinin ve onun ardında yatan zihniyetin her açıdan somutlaşmış halidir. Kadına yönelik şiddet, asla bir “erkeğin” kadına uyguladığı şiddet değildir. Asla şiddete eğilimli erkek doğasının bir sonucu veya “ruh hastası” erkeklerin eylemleri olarak görülemez. Bundan dolayı da Musa Orhan ne “ruh hastası” biridir ne de ifadesinde iddia ettiği gibi sarhoş olduğu için ne yaptığını bilmeyen biridir. Tersine, Musa Orhan’ın eylemi de diğer bütün örnekler gibi, bilinçli bir politik eylemdir.

Kadına yönelik şiddet her zaman, kadının bilincinde veya bilincinde olmadan, doğası gereği ataerkil iktidara karşı direnişine iktidarın yanıtıdır. Erkek şiddeti; yatakta, evde, sokakta, fabrikada, ofiste, hayatın her alanında iktidarın kadın bedeni üzerinden yeniden kurulması eylemidir. Buna bağlı olarak da, kadına erkek eliyle iktidarın uyguladığı şiddet, kadın toplum içinde hapsedildiği konumu sorguladığı, kendine dayatılan kalıpları kırdığı, kendi üzerindeki baskılara direnip belli özgürlükle kazandığı oranda artmakta, daha da görünür olmaktadır; tam da bugün olduğu gibi. Kadınlar daha fazla özgürlüğünü talep ettikçe, sahip olduğu haklar daha fazla kullandıkça, “erkek iktidar” daha da çılgına dönmekte ve kadınlar daha fazla şiddete maruz kalmakta, daha fazla katledilmektedir.

Ama beterin de beteri vardır misali, söz konusu olan sömürge coğrafyalar olduğunda, kadına yönelik şiddetin hedefleri artık ataerkil yapının sürdürülmesinin yanında sömürgeciliğin aileden başlayarak sömürge toplumun her köşesinde kadın bedeni üzerinden yeniden üretilmesidir. Ataerkil zihniyetin en saf hali olan sömürgeciliğin sömürge halk tarafından sorgulanmaması hedeflemektedirler. Kadın üzerindeki baskı daha da artırılarak kadın şahsında özgürlük ve özgürlük için mücadele düşüncesinin bastırılması amaçlamaktadırlar. Şunu çok iyi bilmektedirler ki kadını eve hapsetmiş, onun nefes bile almasına izin vermeyen bir toplumun, sömürgeciliğin kendi üzerindeki baskısı ne kadar yoğun olursa olsun, sömürge durumuna son verecek gerçek bir özgürlük mücadelesi vermesi imkansızdır.

Bugün iktidar, en başta çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla kadınların her anlamıyla büyük bedeller ödeyerek verdiği mücadele ile geriletilmiş sömürgeciliği, kadın bedenine açtığı yeni bir saldırı kampanyası ile yeniden kurmayı; kadın bedeni üzerinde kazanacağı bir zafer ile Kürt direnişini ezerek coğrafyayı tekrar suskunluğa mahkum etmeyi hedeflemektedir. Hayalleri kadını düşürerek Kürt toplumunu düşürmek, kadını susturarak, örgütlülüklerini dağıtarak Kürt direnişini bastırmaktır. Kürdistan coğrafyasında faili ister devlet görevlileri olsun isterse de bizzat “Kürt” erkeği olsun, kadına yönelik şiddetin ardında hep bu anlayış yatmaktadır.

Buna bağlı olarak, Musa Orhan’ın yaptıkları ve daha da önemlisi İpek Er’e söyledikleri aslında sömürgeciliğin Kürt halkına ve genelde de eril zihniyetin kadınlara empoze etmeye çalıştığı düşüncelerdir. Musa Orhan: İpek Er’e “sahipsizsin” demektedir. Musa Orhan, onu “sahipsiz” olduğuna, yanında kimse olmadığına ve bu yüzden de direnmenin anlamsız olduğuna inandırarak istediği her şeyi yapabileceğini düşünmektedir. Aslında Musa Orhan ağzından sömürgecilik Kürt halkına “sahipsizsin, bu yüzden direnme ve bana boyun eğ, boşuna direnme” demektedir.

Ama nafile. Ne dün Kürt kadınını susturmayı başardılar ne de bugün İpek Er’in çığlığının halklara ulaşmasını engelleyebildiler. Geçmişten günümüze sayısız Kürt kadın direnişçinin kendilerine dayatılan sessizliği bedenleriyle parçalaması gibi, İpek Er de kendi bedeniyle konuşmuş ve hepimizin omuzlarına ağır bir sorumluluk bırakmıştır. İpek Er’e yapılanların hesabı mutlaka sorulmalıdır. Ama daha önemlisi, unutulmamalıdır ki Musa Orhan aslında İpek Er şahsında Kürt kadın mücadelesine saldırmaktadır; direndiği için Kürt kadınını kendince cezalandırmakta ve bu şekilde Kürt kadın mücadelesini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bundan dolayı da bunlara verilecek en iyi yanıt daha örgütlü ve daha güçlü direnmektir. Ancak bu şekilde sırtımıza yüklenen büyük sorumluluğun gereklerini yerine getirebiliriz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.