Takdir-i ilahi mi?

Suat BOZKUŞ yazdı —

  • Siz, bütün bilimsel kuralları ihlal ederek rant uğruna, ihale mafyaları eliyle doğal dengeyi bozarsanız sonuçta bedelini sel ve deprem felaketleriyle ödersiniz. İş ve işçi güvenliğini, maliyeti düşürmek için bilerek ihmal ederseniz toplu işçi ölümlerine yol açarsınız.

Yerel seçimler öncesi siyasetçilerin palavraları havada uçuşurken Erzincan’dan gelen facia haberi seçim palavralarının balonlarını patlattı. Erdoğan’ın Sisi’nin ayağına gidip iade-i itibar etmesi, Rabia şovları bile doğru dürüst konuşulmadı. Sisi’nin iade-i ziyaret edeceği haberleri de güme gitti.

Erzincan'ın İliç ilçesinde işçilerin 'burası çökecek' ihbarından 5 saat sonra çöken ve heyelan gibi akan 10 milyon ton siyanürlü toprak 9 işçiyi altına aldı. Felaketin sonuçları hala tam olarak belirlenebilmiş değil. Toprak altında kalan işçilerin kurtarılması çalışmaları sürerken Fırat’a dökülen siyanürlü-zehirli atıkların Fırat boyunca Basra körfezine kadar her yeri tehdit ettiği açıklanıyor. Bu durumda Çevre Bakanlığı’ndan Cumhurbaşkanı’na kadar tüm sorumluların hesap vermesi kaçınılmazdır. Bu facianın öncekiler gibi kader planı, takdir-i ilahi vb. kuru gürültüyle üstü örtülmemeli. Çünkü bütün bölgeyi tehdit eden bu felaketin sorumluları ortaya çıkarılmazsa devamı da gelecek demektir. Zaten şu anda İliç ilçesindeki felaketin ortaya çıkmasından sonra birçok bölgedeki benzeri doğa yıkımları yeniden gündeme geliyor. Uzun yıllardır nükleer ve hidroelektrik santrallarla, İliç benzeri altın madenciliğine karşı halkın direnişi Bergama’dan Karadeniz’e kadar her yerde ortaya çıktı. Ama bunlar jandarma ve polisin orantısız güç kullanımıyla bastırıldı.

Avukat Can Atalay sadece Gezi direnişinde değil, halkın bütün direnişlerinde en önde halkı savunduğu için vekilliği gasp edilip zindana atılmış bulunuyor. Terörle mücadele deyip Kurdistan’ın ormanlarını yakıp yıkanlar şimdi de "kalkınma" deyip, "altın çıkaracağız" deyip, "enerji" deyip Türkiye’nin doğasını altüst ediyor. Kendi kirli çıkarları için birkaç kuşağın yaşama hakkını ve doğal zenginliklerini talan ediyorlar.

Bunların bir de “Kanal İstanbul” diye çılgın projeleri vardı. Aylarca TV’lerde bunun reklamını yaptılar. İkinci boğaz deyip Trakya’yı paramparça edip parsellemek istiyorlardı. Halkın direnişi sayesinde bütün projeleri hatta satış planları hazırken proje buzdolabına kondu. Şimdilerde pek sözünü etmiyorlar. Ama fırsat bulduklarında her şeyi yapacaklarından şüphemiz yok.

Kendi üç günlük saltanatları ve rant için bütün memleketi harabeye çeviren, yık-yak-yap-satçı müteahhit-taşeron kafalı Erdoğan-Bahçeli ve suç ortaklarından hesap sorulmalıdır.

Bütün suçlular mahkeme-i kübra’ya bırakılıp rant çetelerinin saltanatına izin verilmemelidir.

Bu defa da takdir-i ilahi denilip kendilerini aklamak için bütün suçu Allah’a havale etmelerine izin verilmemelidir.

Bilimde tesadüf diye bir şey yoktur. Tesadüf denilen şeyler zorunluluğun bir biçimi olarak ortaya çıkar.

Siz, bütün bilimsel kuralları ihlal ederek rant uğruna, ihale mafyaları eliyle doğal dengeyi bozarsanız sonuçta bedelini sel ve deprem felaketleriyle ödersiniz.

İş ve işçi güvenliğini, maliyeti düşürmek için bilerek ihmal ederseniz toplu işçi ölümlerine yol açarsınız. Bunun üstünü iş kazası deyip örtemezsiniz. Bunlar işçi katliamıdır.

Bilime aykırı yapılmış yollarda her gün büyük trafik kazaları olur.

Yaptığınız inşaatlar en hafif depremde yerle bir olur. Maden işletmelerinde sık sık büyük felaketler yaşarsınız. Vatan-bayrak diyerek girdiğiniz kirli savaşlarda bir yandan halkın bütün üretim gücünü bir yandan da binlerce insanımızı imha edersiniz.

Bugün Anagold firmasının yol açtığı felaketlerin benzerleri yıllardır bütün maden ocaklarında yaşanıyor. Binlerce hatta onbinlerce cana malolan bu felaketlerin üstü örtüldü. Sorumluları ya hiç yargılanmadı ya da göstermelik cezalarla “yırttı”. En yüksek kâr uğruna en yüce insani değerler çürütüldü. İnsanın varlığı ve yaşamı değersizleşti. Bunun hesabını sormak bile suç sayıldı. Bu kara düzene karşı çıkanlar susturulmak için zindanlara dolduruldu. Zindanlardaki siyasi tutsakların sayısı arttıkça arttı.

Bu terazi bu sikleti ne kadar çekebilir göreceğiz. Ama sonsuza kadar çekmeyeceği aşikardır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.