Tarihe tanıklık etmek: Kürt realitesi

Suat BOZKUŞ yazdı —

14 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • Tanıklık ediyoruz ki 15 Ağustos şehitleri yaşıyor ve 15 Ağustos ruhu dalga dalga yayılıyor. Sadece zulme değil, zulme karşı tarihi bir direnişe ve zafer yürüyüşüne tanıklık ediyoruz.

Tanıklık-şahitlik çok önemli bir kurumdur. Ama elbette hakkıyla yapılmak şartıyla. Bu nedenle mahkemelerde sanıklara değil de tanıklara yemin ettirilir ve tamamen gerçeği söylemeleri istenir. Gerçeği çarpıtan ve sonuçta mahkemeyi de yanıltan tanıklar cezalandırılır. Birçok mahkemede sanıklar beraat ederken tanıkların hapsi boyladığı görülmüştür. Tabii ki bunun için tamamen hukukun egemen olduğu bir adil yargılama düzeni şarttır. Yoksa emirle karar veren mahkemelerde ne hukukun ne de tanıkların bir kıymeti harbiyesi vardır. Hele AKP uydurması gizli tanık sistemi var ki, bırakın ortaya çıkıp mahkeme önünde yemin ederek gerçekleri söylemeyi, aslı astarı olmayan iddiaları takma isimlerle gizli tanık denerek ihbar etmektedir. Buna tanıklık denir mi? Hukuk işlediği zamanlarda istihbarat elemanlarının kayıtları bile mahkemelerce delil kabul edilmemiştir. Şimdi kim olduğu belirsiz gizli tanıklar adına yapılan suçlamalar delil kabul edilmektedir.

Tarihe tanıklık etmek basit bir gözlemcilik ve sadece işin hikayesini anlatmak, bir çeşit vakanüvislik değildir. Tarihe tanıklık etmek gerçekleri ortaya koymak ve gerçeklerden yana olmak demektir. Tarihe yalancı tanıklık yapılamaz.

1980 sonrası yapılan faşist askeri darbe dönemindeki zulmü gördük ve tanıklık ettik. Faşist cuntanın tüm ülkeyi zindana çevirmesini, Kürdistan’da Kürtçeyi yasaklamasını, Alevi köylerine zorla cami yaptırmasını, grevleri-sendikaları yasaklamasını unutmadık. Mamak, Metris ve Diyarbakır zindanlarında hiçbir kitaba sığmayan vahşeti gördük. Bu vahşete karşı direniş bayrağı açan ve karanlığı yırtan Mazlumları, Kemalleri, Hayrileri, Ferhatları selamladık.

Bir avuç öncü devrimcinin başlattığı 15 Ağustos atılımını yaşadık. O zamanlar devletin tek kanalı vardı. TRT TV ve radyolarında 24 saat devrimcilere küfür programı yapan görevliler vardı. Ama it ürüdü, kervan yürüdü. Şimdi onlarca kanalda aynı iş yapılıyor. Ama hiçbir TV, hiçbir radyo katliamcıların kanlı ellerini yıkayamaz. Onları temize çıkaramaz.

Bu zulüm devrine son verildikten sonra “Kürt realitesini tanıyoruz, AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer, Federasyonu da tartışabiliriz” gibi sloganlarla yeni bir dönem başladı. 30 senedir Özal, Mesut Yılmaz, Demirel, Çiller, Ecevit, Erbakan gibi kimler geldi, kimler geçti. Hepsi de Kürt sorununu çözmek iddiasıyla işe başladı. Ama kısa süre sonunda öncekileri aratan kanlı katliamlara imza attılar.

Erdoğan ve AKP çetesi ise kendisinden öncekilerin tümünün rekorunu da kırdı. Yıllarca süren diyalog sürecinden sonra bütün bölgede kanlı bir inkar ve imha süreci başlattı. 2015 seçimlerinden sonra vaad ettiği çözüm sürecinden sonra kanlı çatışma ve işgal süreci başlattı. Uluslararası durumun yarattığı koşullardan yararlanarak Rojava’ya ve Başûr’a yönelik işgaller, saldırılar devri başladı. AKP çetesi işgallerle savaşı yaygınlaştırırken suikastlerle sonuç almaya çalışıyor.

Paris’te Kürt kadın merkezine saldırarak Sakine, Fidan ve Leyla, Şengal’de Zeki Şengali, Güney’de Kasım Engin gibi devrimci önderleri yok etmeye çalışıyor.
Tanıklık ediyoruz ki, yeni İttihatçı-ırkçı AKP şefleri ve onların arkasındaki devlet hala Kürt realitesini tanımamıştır. Erdoğan Bahçeli’ye ve diğer ırkçı çete artıklarına tutunarak iktidarda kalabileceğini ve 15 Ağustos ateşini söndürebileceğini zannediyor. Yeni İttihatçılar eski İttihatçıların akıbetinden hiç ibret almamış gibi görünüyor.

Önümüzdeki dönemin temel konusu ırkçı-dinci insanlık düşmanlarına Kürt realitesini tanıtmak olacak gibi görünüyor.

Tanıklık ediyoruz ki 15 Ağustos şehitleri yaşıyor ve 15 Ağustos ruhu dalga dalga yayılıyor. Sadece zulme değil, zulme karşı tarihi bir direnişe ve zafer yürüyüşüne tanıklık ediyoruz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.