Tecrit ve savaş

Suat BOZKUŞ yazdı —

30 Temmuz 2022 Cumartesi - 09:00

  • Erdoğan için sorun anlaşılırdır. O, Öcalan faktörünün önemini anlamıştır. Ama baştan beri kendi ihtiyaçlarına göre diyalog kurmakta ya da tecrit-susturma-saptırma yöntemlerini kullanarak hukuksuzluğu sürdürmektedir. İyi ama muhalefet partileri ne yapıyor?

Öcalan üzerindeki tecrit hala sürüyor. Öcalan’ı fizik olarak tasfiye edemeyenler, siyasi olarak tasfiye etmeye çalışıyorlar. Tecridin gerçek nedeni budur. Önceleri koster bozuk dediler. Anlaşılıyor ki devletin hukuk sistemi tümden bozuk, motoru bozuk, beyni bozuk.

İlk günden beri tek kişilik özel hukuk uygulanıyor. Hukukta yasalar kişiye özel olamaz. Genel ve herkes için eşit olur. Öcalan örneğinde ise bütün hukuk kuralları tam tersi olarak işlemiştir. Daha doğrusu tam bir hukuksuzluk söz konusudur.

Öcalan uluslar arası bir komplo ile kaçırılmadan önce, milletvekillerinin her vatandaşla istediği zaman görüşme hakkı vardı. Devlet bunu engellemek değil de temin etmek zorundaydı. Buna gözaltındaki ve tutuklu, hükümlü vatandaşlar da dahildi. Ama Öcalan getirilir getirilmez böyle taleplerde bulunabilecek vekillere karşı yasalar değiştirildi. İmralı Özel tip cezaevi icat edilip tek kişilik özel mahkeme kuruldu. Tek kişilik yasa, tek kişilik cezaevi kurallarıyla Öcalan’ın aile ve avukatıyla görüşme hakkı bile yok edildi. Daha doğrusu bütün tutsakların sahip oldukları aile ve avukatlarıyla görüşme, haberleşme haklarının her biri Öcalan için bir pazarlık, tehdit, ceza ve şantaj konusu oldu. Böylece tamamen keyfi bir özel işkence sistemi kuruldu.

12 Eylül faşizmi döneminde bile Uluslararası Af Örgütü-Amnesty International gündemine aldığı tutsaklarla irtibat kurabilmiş ve karakollara girip kontrol edebilmişti. Erdoğan devrinde ise bu da olanaksızdır.

Şimdi Öcalan’ın sağlığı hakkında hiçbir bilgi yok iken, her türlü spekülasyon Öcalan üzerinden yapılıyor. Bunun ne insani, ne hukuki, ne de siyasi meşruiyeti vardır. Özellikle Erdoğan ve onun emrindekiler her türlü yalanla, kışkırtmayla siyaseti Öcalan üzerinden şekillendirmeye çalışıyorlar. İşin daha da vahim yanı, Erdoğan ve emrindekilerin sadece Kürdistan’ı değil bütün Orta Doğu’yu işgal etmeye dayanan yeni Osmanlı planlarıdır. İşe Güney Kürdistan ve Rojava’dan başlamışlardır. Bu amaçla DAİŞ ile yaptıkları birlik, DAİŞ’in Rojava’da yenilgisiyle bozguna uğramış olsa da, bu plan yeni işbirlikçilerle birlikte yola devam etmektedir. Son aylarda Güney Kürdistan’da ve Kuzey-Doğu Suriye’de kızışan çatışmalar bunun göstergesidir.

Böylesi bir dönemde Sayın Öcalan’ın fiilen siyaset dışı bırakılmak istenmesinin önemi ve tehlikesi de budur. Sorun sadece Öcalan’ın kişisel haklarının çiğnenmesi değildir. Halkların iradesinin gasp edilmesi, fiili bir soykırımın yürütülmesidir.
Erdoğan için sorun anlaşılırdır. O, Öcalan faktörünün önemini anlamıştır. Ama baştan beri kendi ihtiyaçlarına göre diyalog kurmakta ya da tecrit-susturma-saptırma yöntemlerini kullanarak hukuksuzluğu sürdürmektedir. İyi ama muhalefet partileri ne yapıyor? HDP dışında bu hukuksuzluğa karşı çıkan olmayacak mı?

Altılı Masa’nın Erdoğan-Bahçeli masasından farkı yok mu? Erdoğan’ı suçlamak yerine, kendileri niye Öcalan ile görüşmüyorlar? Öcalan’ın görüşlerini, önerilerini hiç merak etmiyorlar mı? Yoksa önem mi vermiyorlar ya da onlar da mı tecrit uyguluyor?
Her ne olursa olsun, çok fena yanılgı içindedirler. Gerçekten Erdoğan devrine son verip iktidara gelmek istiyorlarsa, bugünden Kürt sorunu ve bölge sorunlarını nasıl çözecekleri konusunda ciddi- inandırıcı bir planları olması gerekmez mi?

Bu sorular Altılı masa dışındaki sol muhalefet partileri için de geçerlidir. Her konuda detaylı teoriler üreten sol partiler, ciddi iseler tecrit ve Kürt sorununda somut öneri ve plan sahibi olmalıdır. Yoksa Erdoğan “Yeni Osmanlı” şiarıyla yeni işgal ve soykırımlara girişmek için dünyayı dört dönüp destek oluşturmaya çalışırken, muhalefet uyumaya ya da kulağının üstüne yatmaya devam ederse yine birisi atı alıp Üsküdar’ı geçebilir.

Burada siyasi partiler kadar tüm demokratik kitle örgütleri, demokratik kurumlar da sorumludur. Demokratik bir Türkiye için sadece kendi meslek gruplarını değil, tüm halkı kapsayan sorunların çözümüne kafa yorulmalıdır.

Savaşa-işgale karşı barış, ırkçılığa ve faşizme karşı demokrasi mücadelesini yükseltmenin başka yolu yoktur.
 
suatbozkus@gmail.com
twitter.com/suatbozkus

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.