Tecrit ve tehdit

Suat BOZKUŞ yazdı —

9 Nisan 2021 Cuma - 23:00

  • Seçim zamanı yapılabilecek ittifakları beklemeden sokakta, okulda, fabrikada ve zindanlarda mücadele birliği sağlanmalıdır. Yoksa tecrit politikası, tüm muhalefeti imha amacına yönelen açık bir tehdide dönüşmektedir.

Halkların önderi Öcalan yoldaş üzerinde süregelen tecrit, açık bir hukuksuzluk olmaktan çıkıp açık bir tehdide dönüşmüştür. Yargısıyla-infazıyla A’dan Z’ye hukuksuzluk ve zulüm olan İmralı uygulamaları tüm dünyanın gözü önünde ve hayasızca sürdürülmektedir.

Erdoğan-Bahçeli çetesi eliyle Türkiye’nin bölgedeki varlığı yeniden şekillendirilmektedir. İşte bu hassas süreçte Kürtlerin ulusal birliğini sağlayıp bölgede rol oynaması engellenmek isteniyor. Her hassas süreçte gericilik Öcalan yoldaş üzerinde ağır bir tecrit uygulamaktadır.

Tecrit sürecine paralel olarak HDP’nin susturulması ve bastırılması için de saldırılar artmıştır. HDP milletvekili Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması, vandallıkla DEP’li vekiller gibi meclisten çıkarılıp zindana atılması, ardından diğer dokuz vekil için de fezlekelerin gelmesi HDP’nin adım adım etkisiz hale getirilmesidir. Erdoğan-Bahçeli çetesi ele güne karşı parti kapatmış olmamak için HDP’yi kapatmadan bastırmak, susturmak peşindedir.

“Vatan elden gidiyor-beka sorunu var” yaygarası yapan azgın ırkçılık-milliyetçilikle, “Din elden gidiyor” yaygarası yapan sahte dincilik birleşmiş ve Yeni Osmanlıcılık politikasıyla bölge halklarının geleceğine kilit vurmuştur. Bazıları hala daha devlet aklı yok mu deyip devlet içinden medet umuyor. AKP-MHP çetesi de demokrasiyi katleden bir darbeci çete iktidarı olduğu için, her türlü muhalefeti kendi varlığını tehdit eden bir darbecilik olarak görüyor. Kendilerini demokrasi kahramanı ilan ederken, kendilerine karşı seçim ittifakı kuran partileri bile darbecilikle suçluyor. Artık herkes birbirini hatta gölgesini bile darbecilikle suçlar hale geldi. Sıra emekli amirallere kadar gelmiş bulunuyor. İsteseler bile emekli subaylar hele amiraller darbe yapabilir mi?

Osmanlı’dan beri süregelen darbeler şunu göstermiştir ki Kara Kuvvetleri ve özellikle 1.Ordu işin içinde olmadan darbe olmaz. Ama darbe paranoyasının her yeri kapladığı da görülüyor. Demokrasi ortadan kaldırılırsa olacağı budur. Demokratik yollarla değişim yolu tıkanırsa değişim durmaz. Her türlü darbe ihtimali da gündeme gelir. Sorun şuradaki Türkiye’de halkın iradesine saygı duymayan, darbeci olan iktidardaki AKP-MHP çetesidir. Bunlar 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinin destekçisi, doğrudan ürünü ve mirasçısıdır. İçlerinde bu darbelere karşı çıkmış, darbelerden zarar görmüş tek bir kişi bile yoktur. Hala daha faşist darbenin anayasası ve yasalarıyla ayakta kalıyorlar. Hatta onları bile fazla demokratik bulup yeni değişikliklerle iyice budamaya çalışıyorlar.

ABD ve AB ise kendi çıkarları gereği diktatörlerle işbirliğini tercih ediyor. Seçilmiş vekillerin, belediye eşbaşkanlarının lafını bile etmiyor. Tersine faşist çete ile işbirliği yapabilmek için her türlü rezilliğe boyun eğiyor.

İtalya Başbakanı Mario Draghi, AB'nin de 'protokole uygundu' dediği Beştepe'deki 'koltuk 'krizi' hakkında Erdoğan için 'diktatör' ifadesini kullandı ama "Bu diktatörlere açık sözlü olmalıyız ama aynı zamanda ülkelerimizin çıkarları için işbirliği yapmalıyız." buyurdu.

İçeride ise CHP-İYİ Parti-SP ittifakı hala HDP ile birlikte görünmeyelim derdinde. Bu sahte demokratlara kalırsa Türkiye hiçbir zaman demokratikleşmez.

Yani iş başa düşmektedir. Kimin demokrasiye ihtiyacı varsa demokrasi bayrağını onlar yükseltecektir.

Kim savaştan zarar görüyorsa barış bayrağını onlar yükseltecektir.

Kim özgürlük istiyorsa özgürlük bayrağını onlar yükseltecektir.

Kim işsiz ve aç kalıyorsa iş-ekmek mücadelesini onlar yükseltecektir.

Kim zindanlarda zulüm görüyorsa zindanları onlar yıkacaktır.

Demirtaş’ın çağrısıyla güncelleşen Üçüncü yol siyasetinin tam da zamanıdır.

Seçim zamanı yapılabilecek ittifakları beklemeden sokakta, okulda, fabrikada ve zindanlarda mücadele birliği sağlanmalıdır.

Üçüncü yol direnişçi işçilerle, Boğaziçili-ODTÜ’lü gençlerle, Şenyaşar ailesi gibi, Roboskî aileleri gibi halkla sokakta ve meydanlarda kurulmalıdır.

Yoksa tecrit politikası, tüm muhalefeti imha amacına yönelen açık bir tehdide dönüşmektedir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.