Tek yol demokratik cumhuriyet…

Cihan DENİZ yazdı —

28 Ekim 2020 Çarşamba - 21:04

  • Cumhuriyet ile Osmanlı arasında bir kopuş değil süreklilik vardır. Cumhuriyet, Osmanlı’nın son dönemine hakim tekçi tarz siyaset olan Türkçülüğü kabul etmiş ve onu koşulsuz uygulamıştır.

Türkiye’de kendini “cumhuriyet” olarak tanımlayan rejimin kuruluş yıldönümü.
Bu rejimi kuranlar açısından cumhuriyet, bir egemenlik sorunu olma dışında bir anlam taşımamıştır. Yani bu kesimler için cumhuriyet egemenliğin saltanatın elinden alınarak (gerçi 1923’de saltanatın elinde kağıt üstünde olmanın ötesinde nasıl bir egemenlik olduğu da ayrı bir tartışma) cumhur dolayımı ile kendilerine devredilmesidir sadece.
Yani cumhuriyeti ilan edenler açısından 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilanı, tüm iktidarın kendi ellerinde toplanması dışında bir anlam ifade etmektedir. Burada cumhurun rolü, siyasal düşünce tarihinin o ünlü toplumsal sözleşmesinde olduğu gibi, egemenliğin o ana kadar ona sahip olan saltanattan alıp yeni rejimin elitlerine teslim etmede farazi bir aracılık rolünden ibarettir.
Yeni rejim asla cumhurun yani halkın kendi sorunlarının çözümü noktasında bir irade sahibi olmasını kabul etmeyi bırakalım, yönetilenlerin yönetenlere sorunlarını, taleplerini iletebilmesinin kanalları üzerine bile kafa yormamıştır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka karşısında iktidarın tavrı, Takrir-i Sükun aslında yeni kurulan bu rejimin halkın gerçek sorunları ve talepleri karşısında ne kadar tahammülsüz olduğunu, demokrasinin kırıntısını bile aklının ucundan bile geçirmediğini ortaya koymak için yeterlidir. Aynı şekilde, adı cumhuriyet olan bu yeni rejim, değil farklı kimliklerin özgürce yaşamasına, farklı kimliklerin varlığına bile tahammülsüzdü.
Bundan dolayı, tam da bu tekçilik noktasından bakıldığında, Cumhuriyet ile Osmanlı arasında bir kopuş değil süreklilik vardır. Cumhuriyet, Osmanlı’nın son dönemine hakim tekçi tarz siyaset olan Türkçülüğü kabul etmiş ve onu koşulsuz uygulamıştır. Cumhuriyet, Osmanlı’nın son döneminde uygulanan farklı kimliklerin fiziki ve kültürel soykırımı pahasına bu coğrafyanın Türkleştirilmesi projesinin kararlı bir devamcısı olmuştur. İttihatçıların başlayıp yarım bıraktıklarını tamamlamaya girişmişlerdir. Cumhuriyet’in ne Ermeni Soykırımı ile ne Pontus Rum Soykırımı ile ne Süryani Soykırımı ile ne de bu coğrafya yaşanmış diğer soykırımlarla ve katliamlarla bir sorunu vardır. Tersine, bu coğrafyanın tekleştirilmesinin ilk adımı olan ve Osmanlı’nın son döneminde büyük ölçüde başarılan İslamlaştırmanın ötesine geçerek coğrafyanın tamamen Türkleştirilmesine girişmişlerdir; beyhude bir çaba ile Kürtlerin asimilasyonu, olmadı fiziksel olarak ortadan kaldırılması için ne gerekiyorsa yapmıştır.
Dolayısıyla önceki dönemin tekçiliğinin yanı sıra baskıcılığını, zulmünü de devralan Cumhuriyet, asla bir özgürleşme amacına sahip olmamıştır. Tersine Cumhuriyet, her alandaki tekçi ve baskıcı politikaları ile özgürlük isteyen halklar için, sömürülmek istemeyen emekçiler için, başka bir dünya mümkün diyen solcular ve devrimciler için, iktidarın dayattığı dini kabul etmeyen Müslümanlar için ve diğer tüm ezilenler için zorla giydirilen bir deli gömleği ola gelmiştir.
Rejime rengini veren bu karakterler, iktidardaki aktörler değişse de, bugün de hala olduğu gibi yerinde durmaktadır. Halkalara dün Beyaz Türk Faşizmi’nin eliyle giyindirilmeye çalışılan bu deli gömleği, bugün ise ele veren Beyaz ve Yeşil Türk Faşizmleri tarafından giydirilmeye çalışılmaktadır.
Maalesef kendini muhalif, sol, devrimci olarak tanımlayan kimi kesimler içinde sadece bugüne bakıp bugünün içinde saklı dünü göremeyenler var. Bu gerçek göz ardı edilip, bugün yaşanların alternatifi olarak dün aslında tekçilik ve baskıdan başka bir şeyin yaşanmadığı bir dönemi yüceltmek, yüzünü o döneme dönerek o dönem yaşananları mazur görmek, hatta bir adım daha ileri gidip onları ilericilik adına ödenmesi gereken bedeller olarak görmek asla kabul edilebilir tutum olamaz. Çünkü bugün yaşanan hangi olumsuzluk varsa onun temelinde yatan tekçilik, bugün iktidarda olanların büyük bir iştahla devir aldıkları dünün mirasıdır. Tersi de geçerlidir. Dün yaşanan baskıların, haksızlıkların alternatifi, bugün yaşananlar değildir.
Bunun karşısında ise en başta Kürtler, büyük bedeller ödeyerek dün ve bugün yaşandığı haliyle Cumhuriyet paradigmasını paramparça etmişlerdir. Bu coğrafyaya barışın, özgürlüğün ve demokrasinin gelmesini isteyen, bunun için mücadele eden bizlere sanki başka bir seçenek yokmuş gibi yapılan iki kötü arasında birini seçme dayatmasını paramparça etmişlerdir. “Kırk satır mı? kırk katır mı?” alternatifsizliğine karşı, bu coğrafyanın tüm ezilenleri için üçüncü yolun ne olduğunu göstermişlerdir Bu ise cumhursuz cumhuriyeti cumhurla buluşturmaktır, demokratik cumhuriyettir. Yani bugüne kadarki hakim cumhuriyet paradigmasındaki tekçiliği yerini, bu coğrafyanın tüm halklarının kimliklerini tanıyan, onların kimlikleriyle özgürce yaşamasını garanti altına alan bir anlayışın alması ve mevcut sistemdeki ezilenlerin maruz kaldığı tüm anti demokratik uygulamaların ortadan kaldırılması yoluyla cumhuriyetin demokrasi ile buluşmasıdır.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.