Üçüncü Yol

Cafer TAR yazdı —

25 Temmuz 2021 Pazar - 22:17

  • Yüz yıl sonra ilk defa Türkiye Cumhuriyeti devletinin eski sahipleri de tehdit altında. Bu süreç tamamlandığında kaybedenler sadece Kürtler, Aleviler, gayrimüslimler ve solcular olmayacak; bugüne kadar kendini cumhuriyetin gerçek sahibi gibi gören çevreler de artık sırça köşklerinde yaşayamayacaklar.

AKP iktidara geldiğinden beri ‘Yeni Türkiye’ kavramını dilinden düşürmüyor; AKP'nin politik rakipleri ise bu söyleve sürekli burun kıvırıyorlardı. Fakat gelinen nokta bütün politik aktörler için AKP'nin ‘Yeni Türkiye’ iddiası üzerinden son yirmi yılın muhasebesini yapmanın şimdi tam zamanı.

Bunu yapamaz ve gerekli tedbirleri alamazsak hepimiz uzun ve karanlık bir döneme girme tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Evet; AKP öncesine benzemeyen bir Türkiye'de yaşıyoruz; bu anlamda AKP ilk ve en önemli iddialarından birini yani ‘Yeni Türkiye'yi önemli ölçüde hayata geçirdi diyebiliriz.

Öyleyse gelin bu kavrama biraz daha yakından bakalım.

Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iktidarının ilk yıllarında Yeni Türkiye'yi; ekonomisi güçlenmiş, toplumu refah içinde ve dış politikada en azından bölgesinde sözü geçen bir ülke olarak tanımlıyordu.

Buna göre Türkiye ekonomisi dünyanın ilk on ekonomisinden biri olacak, Türkiye toplumu iç barışını sağlayacak, Kürt sorunu çözülecek, başta Alevi sorunu olmak üzere her türden inanç sorunu devlet tarafından yeniden ele alıncak ve bu inanç grupları kendilerini toplum içinde özgürce ifade edebileceklerdi.

Halbuki gerçek hayatta AKP eliyle tam tersi bir süreç hayata geçirildi.

Diyanet İslamı dışındaki bütün inançların baskı altına alınıp iğdiş edildiği, örneğin Aleviliğin ne olduğuna Diyanet’in karar verdiği bir dönemi yaşıyoruz. Alevilik devlet eliyle dönüşüme uğratılarak sünni İslam’ın başka bir versiyonuna dönüştürülmeye çalışılıyor.

AKP rejimi, Cumhuriyet tarihinin en önemli sorunu olan Kürt sorunu ise bütün Kürtler yok edilerek çözmeye çalışıyor. Kürtlük Türkiye'de her zaman baskı altındaydı; fakat hiç bir zaman bütün parçalarda bu kadar saldırı altında olmamıştı.

AKP rejimi Kürtlüğü kendi içindeki işbirlikçiler ve KDP eliyle kendine benzeterek yok etmeye çalışıyor ve maalesef birçok sözüm ona ‘kürtçü’ de AKP'nin bütün bölgede Kürtlüğü kendine bağlayarak yok etme siyasetine, Kürt Özgürlük hareketini eleştirme adına, kimileri bilerek ve isteyerek, kimileri ise büyük bir saflıkla hizmet ediyor.

Yüz yıl sonra ilk defa Türkiye Cumhuriyeti devletinin eski sahipleri de tehdit altında. Bu süreç tamamlandığında kaybedenler sadece Kürtler, Aleviler, gayrimüslimler ve solcular olmayacak; bugüne kadar kendini cumhuriyetin gerçek sahibi gibi gören çevreler de artık sırça köşklerinde yaşayamayacaklar.

Erdoğan'ın Taliban ile (bir biçimde El Kaide ile) olan yakınlaşmasını gerçekten çok ciddiye almak lazım. Kimse oyun oynamıyor. Kabil havaalanının kontrolünün Türkiye'ye verilmesini çok önemsemek lazım. Bu noktada kamuoyu daha çok Türkiye'nin ABD ile yürüttüğü müzakerelere odaklanıyor; fakat öyle anlaşılıyor ki aslında AKP rejimi asıl olarak bu olayı Taliban ile kotarmış.

Hem Erdoğan hem de Taliban sözcüsünün ağız birliği etmişcesine aynı retoriği kullanmasını bir tesadüf olarak göremeyiz. Belli ki el altından yürüyen bir süreç var ve her iki taraf önemli konularda anlaşmış durumdalar. Muhtemelen Erdoğan, ABD ve Biden'ın karşısına bu anlaşma ile çıktı.

İşte Yeni Türkiye bu!

Avrupa Birliği perspektifini yitirmiş, ekonomisi her geçen gün biraz daha küçülen, ücretlerin sürekli düştüğü, sendikal yapıların etkisiz hale getirildiği, iç pazarın küçüldüğü ama uluslararası sermaye ve yerli işbirlikçileri için karlılığın sürekli arttığı bir ekonomi.

Siyasal alanda ise bütün özgürlük alanlarının zorla dağıtıldığı, devletin başta Taliban olmak üzere El Kaide, El Nusra; DAİŞ gibi birçok şeriatçı yapıyıyla iç içe geçtiği, seçimlerin sözümona yapıldığı üçüncü sınıf bir demokrasi ve diktatörlük arasından gidip geldiği bir devlet.

Göçmenlerin ülke içinde durdurulduğu bu Türkiye'yi, Erdoğan dünyanın geri kalanına ‘Yeni Türkiye’ olarak pazarlıyor. Çok üzgünüm, ama bunun alıcısı da var; başta Merkel olmak üzere bütün AB ülkeleri Erdoğan'ın bu Türkiye'sini ayakta alkışladılar.

Bu oyun dışardan birilerinin müdahelesi ile bozulamaz; kaldı ki birçok çevrenin yardım beklediği ABD ve AB gibi güçler bizzat bu oyunun bir parçası. Geriye bir tek yol kalıyor; o da demokratik birlik içinde bütün sorunlarımızı hakkaniyetle çözdüğümüz; özgürlüğü ve eşitliği esas alan üçüncü yolu örgütlemek ve kendi demokratik devrimimizi örgütlemek.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.