Üçüncü yol nedir? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

14 Kasım 2022 Pazartesi - 08:30

  • Üçüncü yol bir seçim taktiği değildir. Bu kavram “biz ne Millet ittifakındanız, ne de Cumhur ittifakından, biz Emek ve Özgürlük ittifakından yanayız ve seçimlerde de tutumumuz o olacaktır” gibi, son derecede dar ve taktik bir yönelim olarak görülemez.
  • İmralı hakkında hem ulusalcıların, hem Erdoğancıların, hem de ikircikli liberal aydınların ortaya saldığı spekülasyonların hiçbir önemi yoktur. Öcalan ile gerilla merkezi arasındaki ilişki öyledir ki, bu ilişki Türk aydınının asla kavrayamayacağı, benim de ancak seksen yaşıma yaklaşırken kavramaya çalıştığım, muazzam bir taktik esneklik yaratmaktadır.
  • Üçüncü yol ya da “üçüncü kutup” olmak, masa başında çizilebilecek bir hat değildir. Hiçbir parti “ben üçüncü kutup oldum” dediği için üçüncü kutup olmaz. Bir başka ifadeyle “doğuştan üçüncü kutup” olunmaz. Üçüncü yol, savaşılarak inşa edilir.


Gün Zileli Artı Gerçek’te önemli yazılar kaleme alıyor. Önemi, kolayca konuştuğumuz konuları, durup düşünmemize neden olmasından ileri geliyor. Son yazısı “üçüncü yol” üzerine. Okur okumaz, “demek ki biz üçüncü yolu yeterince olgunlaştırarak anlatamamışız” dedim. Hatta “üçüncü yolu” adeta “ne Millet İttifakı, ne Cumhur ittifakı” gibi, bir “seçim taktiği” olarak anlatmış olduğumuzu hissettim.

Muhtemelen biz üçüncü yolu, bir seçim taktiği ya da taktik bir mesele gibi anlattığımız için Gün Zileli de öyle anladığı için şöyle yazdı:
“Siyasi mücadelede, özellikle yeni ortaya çıkan güçler “üçüncü cephe”, “üçüncü yol” vb. gibi iddialarda bulunsalar da sonunda, iki kutup etrafında şekillenen siyasi alanda ikisinden birine kaymak, örgütsel bir birleşmeye gitmese bile o safta konumlanmak zorundadır. Sonuç olarak, siyasette “üçüncü cephe” sadece siyasilerin ya da iyi niyetli taraftarlarının bir arzusu ya da kurgusu olarak kalmak zorundadır.”  Yazısının sonunda şu sloganı formüle etmiş: “Ya iktidar cephesi ya da muhalefet cephesi…” 

Okur, bu satırlar karşısında “üçüncü yol” stratejisinin boş bir şey olduğu sonucuna varacaktır. Hatta “ya Millet İttifakı ya da Cumhur ittifakı, bizimki boş bir kurgudur” diyecektir. “Samimiyiz ama, biraz aptalız” diyenler bile çıkacaktır.  

Acaba öyle mi? 

Öyle olmadığını göstermek için, “üçüncü yolun”,  kendi içinde nice taktik ittifakları, uzlaşmaları içeren “stratejik” bir kavram olduğunu anlatmak gerekir. O halde anlatalım: 

Üçüncü yol bir seçim taktiği değildir. Bu kavram “biz ne Millet ittifakındanız, ne de Cumhur ittifakından, biz Emek ve Özgürlük ittifakından yanayız ve seçimlerde de tutumumuz o olacaktır” gibi, son derecede dar ve taktik bir yönelim olarak görülemez. Sonuçta başkanlık seçiminin muhtemelen ikinci turunda karşımıza “iki aday” çıkacaktır. Ya Millet İttifakının adayına ya da Cumhur İttifakının adayına oy verme dışında alternatif yoktur. Akla boykot gelse de, bugünkü oy oranlarına bakıldığında boykot Cumhur İttifakının adayına dolaylı oy vermek anlamına gelecektir. 

Bu durumda üçüncü yolun gereği olan tutum nedir? 

Seçime kadar geçecek dönem boyunca, muhalefeti “demokratik bir program” temelinde anlaşmaya ikna etmek, kitlesel kampanyalarla onu böyle bir programa zorlamak üçüncü yolun gereğidir. Bunu yapmadan, Altılı Masa’nın yedinci üyesi olmak üçüncü yolla bağdaşmazdı. Öyle olduğu için HDP, “bu masada yerimiz yok” dedi zaten.  

Eğer muhalefet böyle bir demokratik programda anlaşırsa, parti seçim kampanyasında bu programı öyle etkin bir şekilde kitlelere benimsetecektir ki, Millet İttifakının adayı seçildiğinde bu programdan kolay bir şekilde vaz geçemesin. Vaz geçtiğinde ise bu programı benimseyerek oy verenler bunun hesabını soracak, parti bu kitlelerin desteğini kazanacaktır. 

Böyle olmayabilir. Partinin benimseyeceği demokratik bir program ortaya çıkmayabilir. Bu durumda üçüncü yolun gereği, önce bu gerçeği halka açıklayacak ve ardından da seçimdeki amacını “Erdoğan’ı devirmek”ten ibaret bir hedefle sınırlayacak, o devrildikten sonra, şimdi seçilecek olana karşı halkı kesintisiz şekilde mücadeleye seçim kampanyası boyunca hazırlayacaktır. 

Ancak bu anlatılanlar üçüncü yolun kendisi değildir. Üçüncü yol stratejisine göre seçim taktiğinin ne olduğu ile ilgilidir. 

“Muhalefet” kavramı bütün muhalifleri kapsar. Ancak bu kavram, muhalif güçlerin niteliği hakkında bize hiçbir fikir vermez. Çünkü farklı zıt çıkarlara sahip sınıflı bir toplumda yaşıyoruz. Politik yapıyı “muhalefet ve iktidar” diye “iki kutba” ya da “iki cepheye, ya da “iki yola” ayırıp, tanımlamak yanıltıcıdır. Toplum gibi, muhalefet de “çok kutupludur”. Mesela bir kadın muhalefeti vardır. Alevi muhalefeti, Kürt muhalefeti, gençlik muhalefeti, emekliler muhalefeti, işçilerin, çalışanların muhalefeti vardır. Elbette örneğin Batı yanlısı kapitalistlerin muhalefeti, devlet içinde bunların uzantısı bürokratların muhalefeti de vardır. Orta sınıfların, esnafların bir kısmının muhalefeti de vardır. Hepsi kendi politik tutumlarının merkezine, kendi çıkarlarını koyarlar.  

Bu sayılan sınıf ve zümrelerin bir kısmı kendi çıkarları ve dünya görüşleri temelinde Cumhur ittifakını, bir kısmı da Millet ittifakını destekler. Her ikisi de esas olarak egemen sınıfın bir fraksiyonunu temsil ettikleri için, kendilerine destek veren halk sınıflarını ve zümrelerini bu egemen fraksiyonlardan birine tabi kılarlar. Üçüncü yol bu “iki kutuplu hale getirmeyi” bozar,  halkı egemen sınıfın bütün fraksiyonlarına karşı, çeşitlilik içinde “üçüncü yolda” kendi sınıfsal, etnik, kültürel, cinsel, dinsel, mezhepsel çıkarları temelinde birleştirir.  

Bunu yapan parti, diyelim seçim eşiğinde kimle yan yana gelirse gelsin, kimi desteklerse desteklesin, bu yan yana gelişi ve desteği sağlam argümanlarla halka anlattığı ölçüde, “üçüncü kutup” diğer “iki kutuptan” bağımsızlığını, yalnız düşünsel olarak değil, politik ve örgütsel olarak da korur. Üçüncü yol her şeyden önce budur. Stratejik olan da budur. 

Üçüncü yol, bir partinin diğer partilerle ilişkisi değildir, bu ilişkiyi belirleyen stratejik yönelimdir. 

Ancak… Üçüncü yol ya da “üçüncü kutup” olmak, masa başında çizilebilecek bir hat değildir. Hiçbir parti “ben üçüncü kutup oldum” dediği için üçüncü kutup olmaz. Bir başka ifadeyle “doğuştan üçüncü kutup” olunmaz. Üçüncü yol, savaşılarak inşa edilir. Örneğin HDP kendisini üçüncü yolun partisi olarak tanımladığı için üçüncü kutup değildir. Milyonlarca insan Millet ve Cumhur ittifaklarından bağımsızlaştığı ve bu bağımsızlık büyük bedeller pahasına artık “müstakar” yani istikrarlı ve kalıcı bir niteliğe kavuştuğu için üçüncü kutuptadır. HDP de bu üçüncü kutbun iradesine tabi olduğu için üçüncü yolun partisidir. Kısaca üçüncü yol bir parti kararı, partinin taktik planı değildir. Belirli bir halk kitlesinin iradesidir. Öyle olduğu için hiçbir seçim taktiği, yine tekrar ediyorum, halkın bilinçli şekilde kavrayacağı sağlam argümanlarla anlatılmak koşuluyla, üçüncü kutbu “iki kutuptan birine yanaşmak zorunda” bırakamaz.  

Burada, özellikle Kürt halkının “önderlik” olarak benimsediği ve gerilla olarak bağrına bastığı sosyal-psikolojik faktöre geliyoruz. Bu faktör konfederal devrimci sürecin en temel sübjektif faktörüdür. İmralı hakkında hem ulusalcıların, hem Erdoğancıların, hem de ikircikli liberal aydınların ortaya saldığı spekülasyonların hiçbir önemi yoktur. Öcalan ile gerilla merkezi arasındaki ilişki öyledir ki, bu ilişki Türk aydınının asla kavrayamayacağı, benim de ancak seksen yaşıma yaklaşırken kavramaya çalıştığım, muazzam bir taktik esneklik yaratmaktadır. Bu esneklik, hangi yönde bir taktik karar alınırsa alınsın, reel sosyalizmin tarihindeki dramatik kararların yarattığı yıkıcı sonuçlara benzer hiçbir sonuca yol açmayacak kadar sağlamdır.  

Platon devleti filozoflar yönetsin istemişti. Kürt halkının her bir bireyi filozof olmuştur. Ona iki kutuptan birine “mecbursunuz” derseniz, “Keko, sen bizi taniysin?” diye bir cevap alabilirsiniz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.