Yarın çok geç olmadan!

Demir ÇELİK yazdı —

27 Mayıs 2021 Perşembe - 23:00

  • “Bin Defa Mazlum Olsak da, Bir Kere Zalim Olmayacağız!” diyen Hz. Hüseyin’in sözü gereği tarafımız devlet, iktidar ve çıkar sahiplerinin tarafı değil, mazlum halkların ve insanların tarafı olmalıdır.

Fransa'nın Strasbourg kentinde 12 Mayıs’ta başlayan oturma eylemi devam ediyor. Haftalık dönüşümlü olan bu eylem, Avrupa Konseyi önünde sürmektedir. Her hafta mesainin olduğu beş gün süresince farklı siyasi yapı, farklı sosyal çevre, farklı kültürel ve inançsal gruplar ile farklı dinlerden kesimler oturma eylemine katılma ve nöbet tutma duyarlılığı içinde oldular.

“İşgale ve Soykırıma Karşı Şimdi Özgürlük Zamanı” şiarı ile süren oturma eyleminin 24-28 Mayıs tarihleri arasındaki etabının katılımcıları, Mezopotamya İnançları’nın örgütlü yapılarıydı. Pandemi yasaklarından dolayı nöbete kalacakların sınırlı sayıda olması planlandığından otuz kişilik temsiliyetle haftalık nöbet tamamlamış bulunuyoruz. Oturma eylemi nöbetine katılan Mezopotamya'nın kadim inançlardan temsilciler, dini çevreleri ziyaret ederek, farklı siyasi partilerden milletvekilleri ve önemli sayıda ülkenin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcileri ile görüşerek, eylemin amacını içeren dosyalar sunarak, işgal ve soykırımın önlenmesi yönlü temel taleplerini aktarma şansını buldular. Her gün farklı inanç ve toplumsal kesimlerin yaşadığı ve maruz kaldığı katliam ve soykırımlar üzerine paneller ile kültürel ve sosyal aktiviteler düzenlendi. Gün boyu farklı çevrelerden çok insanın ziyaret etmesine de açık olan oturma eylemi, oldukça hareketli geçti, dayanışma, ortaklaşma ve sahiplenme duyarlılığına sahne oldu nöbet eylemi.

Mezopotamya'nın kadim inançlarından olan Alevilerin, haklı ve meşru olan bu eyleme yeterli duyarlılık göstermemesi ise hissedilen eksikliklerden oldu. Her zaman ve her koşulda; ”Zalime Karşı Mazlumdan Yana” olduğunu, “Yetmiş İki Milleti Bir Bildiğini” söyleyen Alevilerin, herkesten çok bu eyleme sahip çıkması beklenendi. Tarihin önceki katliamlarını bir yana bıraksak bile, Emevi iktidarından bu yana birçok kez soykırıma uğrayan, onlarca kez katliam yaşayan Alevilerin, nöbet eyleminde yerini alması için doğası gereğiydi. Ancak ulus devletin milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi zihniyetinin biz Alevilerde neden olduğu ‘değişim’ bizi meşru, haklı ve demokratik haklar karşısında bile duyarsız kalmaya sevk etmiş görünüyor.

Talebin haklı ve meşru olmasından çok, kim tarafından dile getirildiği, kimler tarafından sahiplenildiği, biz Aleviler için daha önemli olmaya başlamış görünüyor. Mazlum olmasından çok, yetmiş iki milletten biri olmasından çok, devletin ve iktidar sahiplerinin soruna yaklaşımı ve öncelikleri bizim için önemli olmaya başlamış. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışıyla hareket ettiğimizden, sürece kendine göreci ve keyfi davranır olmuşuz. İnkarcı, katliamcı ve asimilasyoncu ulus devlet Kürt, Türk Alevi olmasına bakmaksızın, haklarımızı inkar ediyor mu? Çocuklarımızı zorunlu din derslerine tabi tutuyor mu? Cemevlerinin statüsünü ret ediyor mu? Karakollardan ezan dayatıyor mu? Fişleme ve işaretlemelerle Alevileri tehdit ediyor mu? Alevilerin inancını ve inanç hakikatini inkar edıyor mu? Bütün bu sorulara cevabımız evetse yaşadığımız sosyal ve siyasal travmayı aşmamız gerekmiyor mu?

Ne zamana kadar bu katliamcı zihniyete karşı sessiz kalacağız? İşgal edilmek istenen kadim Mezopotamya coğrafyasında binlerce yıl çokluk içinde birlik yaşamış, “El Ele, El Hakka” diyerek her tür iktidar ve hiyerarşiyi ret etmiş inancımızın tarihsel hakikati ile ne zaman yüzleşeceğiz? Efrîn’i işgal ettiğinde halklar üzerine saldırttığı çeteler öncelikle Alevilerin kutsallarına saldırdı. Oradaki Alevilere katliam yaşatıldı. Buna rağmen soykırım zihniyet sahiplerine karşı biz mazlum ve mağdur halklar ve inançlarla ne zaman kardeşleşecek ve bir nazardan bakacağız?

“Cümle Canla İkrarlıyız” diyen inancımızın eşitlikçi, ortaklaşmacı anlayışına rağmen ne zaman bir birimizin etnik kimliğine, rengine, siyasi düşüncesine bakmaktan vazgeçeceğiz? “Bir Lokma, Bir Hırka Bana Yeter” diyen yol önderlerimizin dayanışma, paylaşma ve ortaklaşma değerlerini ne zaman yaşamımızın parçası haline getireceğiz? “Bin Defa Mazlum Olsak da, Bir Kere Zalim Olmayacağız!” diyen Hz. Hüseyin’in sözü gereği tarafımız devlet, iktidar ve çıkar sahiplerinin tarafı değil, mazlum halkların ve insanların tarafı olmalıdır. Biz mazlum ve mağdur halklar, ezilen yoksul toplum kesimleri, zulme ve katliama uğrayan inanç ve düşünce sahipleri olarak bir kez olsun birbirimize güvenip, inanmayacak mıyız? Bu özgüveni sağladığımızda hep beraber yaşanır bir dünya yaratmış olacağız. Şimdi bu umudu yeşertmeye, dili, kimliği, kültürü, düşüncesi, rengi, cinsi ve inancının sorgulanmadığı özgür geleceği birlikte kurmaya var mıyız? Sorusunu yarın çok geç olmadan yanıtlamak zorundayız değerli Canlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.