• Denge siyaseti ve güç kaybettiren statükocu geleneğin devri kapanıyor. Statükocu resmi ideolojinin revize edilmesi, yasal/anayasal düzenlemelerle çözüme gidilmesi gerekir.

HÜSEYİN GEDİK

Bir nehir akışında olan toplumlar tarihine bakıldığında, çağın gerisinde kalan zihniyetler, sistemler, iktidarlar, zamanın ruhuna yenilmekten kurtulamazlar. İnsanlık tarihi, bir nevi eski ile yeniyi temsil eden güçler arasındaki mücadeleler tarihidir. İster sınıflar arası çelişkiler, ister başka tanımlarla izah edelim, debdebe güce ulaşmış iktidar ve devlet aygıtlarının zamanın akışına yenik düşmelerinin altında çağa uygun değişim ve dönüşümü yapamamalarıdır.

Herakleitos (M.Ö 535-475) doğada durağan hiçbir şey olmadığını, her şeyin her zaman değiştiğini savunmuştur.  ‘Değişmeyen tek şey değişimdir’ sözüyle hafızalara kazınmış bir gerçeği ifade etmektedir. Günümüzde yaşanan çelişki ve çatışmaların en büyük nedeni, statükoyu korumaya çalışan güçlerin toplumsal gelişmenin önünde engel teşkil etmeleridir. Türkiye’deki gelişmeleri de bu bağlamda ele almakta fayda vardır.

Zorunlu değişim

Küresel çaptaki siyasi dengeler, egemen güçlerin arayışları, savaş teknolojilerine ve savunma harcamalarına rekor düzeyde yapılan bütçe artışları, Ortadoğu’da yaşanan savaş hali, Türkiye’yi kuşatan tehlike çemberine dönüşmüş ve açılım yapmaya zorlamıştır. Söz konusu zorlanmalar, PKK ile çözüm sürecine girmeye kadar getirip dayandırmıştır. Türkiye, kendi iç dinamikleriyle açılım yapmaktan ziyade dış gelişmelerin yarattığı risk alanlarından dolayı değişime kapı aralamıştır.

Türkiye, yüzyıllık resmi ideolojinin kalıplarına sıkışmış, statükocu siyasi anlayışa mahkum olmuştur. İktidarı ve muhalefetiyle çağın gerisine saplanıp kalmış zihniyeti temsil etmektedir. Çözüm sürecine ve 'çerçeve yasa'ya her ne kadar evet denilmişse de statükonun aşıldığı anlamına gelmiyor. Tam tersine sıkışmışlığı gidermenin taktiksel bir yöntemi olma ihtimali de vardır.

Zorunlu değişim ve dönüşüm, toplumun ihtiyaçlarına göre yapılmayınca Sovyetler’de olduğu gibi her zaman başarılı sonuç vermeyebilir. AKP’nin muhalefeti sindirme uygulamaları, adalet duygusunu derinden yaralamıştır. Toplum nezdinde inandırıcılığını yitirmiş, kuşkuları artırmıştır. Dar ve yetersiz bir 'çerçeve yasa'yla Kürt tarafının geleceğe dair beklentilerini karşılamamış, kaygıları giderememiş, var olan puslu havayı dağıtamamıştır. Kürt sorununu çözmede şimdiye kadar istenen düzeyde güven ve güvence ortamı henüz tam oluşmamıştır.

Resmi ideoloji statiktir

Türkiye’de hâkim olan sağ muhafazakâr siyasi kimlik, çıkarı el verdiği oranda değişime açıktır. Milliyetçi, ulusalcı, Kemalist, İslamcı tanınan tüm kesimler aynı kategoride buluşmuşlar. Türkiye’ye açılım yaptıracak yenilikçi bir düşünce ekolü oluşturamamışlardır. Kürtler karşısında fiilî ve zımni bir ittifak halindedirler. Yüzyıllık bir toplumsal sorunu çözememişlerse, sağıyla-soluyla resmi ideolojiyi aşamamaları ya da aşmak istemedikleri içindir. Partiler hastalıklı siyasi yapılar haline gelmiştir.  

Ortadoğu’da Irak, Suriye, İran örneklerinde olduğu gibi Türkiye de dahil, katı ulus devlet yapıları çok ciddi iç ve dış sorunla karşı karşıya gelmiş olması kaçınılmazdır. Salt güvenlikçi politikalarla sorunlar çözülmediği gibi rejimlerin çöküşüne yol açtığı ve faşizme yöneldikleri biliniyor.

Dünyanın hızla silahlandığı, herkesin hasmına diş bilediği bir dönemden geçilmektedir. İran savaşı, bölgede yeni bir savaş konsepti oluşturmuştur. İsrail’in Gazze, Lübnan, Suriye ve İran saldırıları akabinde Türkiye’yi de hedef alan bir aşamaya gelmiştir. İsrail, İdlib’de bulunan Ebu el-Zuhur askeri havaalanına saldırması Türkiye’yi tehdit eden bir mesaj niteliğindedir.

Statükolar yıkılıyor

Böyle bir denklemde, denge siyaseti ve güç kaybettiren statükocu geleneğin devri kapanıyor. Türkiye, bu dönemden çıkışını, kendi iç cephesini tahkim etmekten, PKK ile bir çözüme gitmekten, Kürtler ile barışmaktan geçtiğini anlamış oldu. Mevcut konjonktürde Kürtlere duyulan ihtiyaç, Kürtlerin temel haklarını kabul etmekten geçer. Statükocu resmi ideolojinin revize edilmesi, yapılacak yasal-anayasal düzenlemelerle sorunun köklü çözümünü kapsaması gerekir.

Milliyetçi, muhafazakâr, İslamcı kimliği temsil eden AKP-MHP (Cumhur) İttifakı, çözüm sürecine evet derken sözde sol tandanslı, laikçi geçinen, sosyal demokrat görünümlü CHP-Yeni Parti ve diğer partiler, eski siyasi çizgilerinden taviz vermek istemiyorlar. Statükoyu korumakta ısrarcı olmaları halinde kar gibi erimekten kurtulamazlar. Değişime direnen siyasi anlayışların, ideolojilerin, politikaların aşındığı bir dönem yaşanmaktadır. Eski zihniyet kalıplarıyla çağın gereklerine, toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeleri imkansızlaşmıştır. Gelecek vaat etmeyen siyasi anlayışı mutlaka terk etmeleri gerekir.

Yeni vizyon şarttır

PKK’nin feshiyle birlikte yeni süreçte Kürt cephesini bekleyen riskler kadar çok önemli fırsatlar da mevcuttur. Statükoculuktan kaynaklı tehlikelerin varlığı, Kürtler için de geçerlidir. Kürtler, Kürdistan’ın genelinde içeriden devleti dönüştürmek, demokratikleşmenin öncülüğünü yapmak gibi tarihi bir misyona sahiptir. Her yönüyle yeni bir başlangıç yapmak zorundadır. Çelik gibi sert durarak aşırı basınç karşısında kırılmak mı, kayaya tutunmuş bir çimen filizi gibi fırtınalar karşısında esneyerek ayakta kalmak mı önemli? Tercih buna göre yapılmalıdır.

Kürt direniş geleneği, geçmişin direniş hafızasını mutlaka muhafaza ederek, geçmişin retoriğiyle dilde, üslupta, tarzda, yöntemde, anlayışta eskiye dair ne varsa onları geride bırakmak durumundadır. Kürdistan parçalarında, yeni sürecin ihtiyaçlarına uygun örgütsel modellerle kendisini yeniden var etmesi elzemdir. Yepyeni bir vizyonla tarih sahnesine çıkması kaçınılmazdır.