- Madem barış ve çözüm, hem Türk devletinin bekası hem de Kürt halkının özgürlüğü için hayatidir, tek bir kararla gerçekleşmesine yol açacak adım Öcalan’ın özgürlüğüdür.
VEYSİ SARISÖZEN
PKK’nin askeri kanadı konuştu. Murat Karayılan, “müzakere sürecinde karşılıklı güçlerin yaklaşık dengesini” ilk defa bu açıklıkla gözler önüne serdi.
Psikolojik savaş propagandası, Kürt kamuoyunda PKK'nin silahlı mücadeleye son verme ve bu mücadeleye uygun illegal ve askeri-politik örgütlenmeyi feshetme kararı almasının bir tür “teslimiyet” olarak yorumlamasına yol açmışken, Karayılan’ın bu açıklamasıyla Kürt halkı “çaresiz” olmadığını çok net bir şekilde anlamıştır.
Müzakere sürecinde taraflar arasında eşitsiz olmakla birlikte devletin imha imkanını ortadan kaldıran bir “askeri, politik ve toplumsal denge” olduğu, Karayılan’ın açıklamasıyla ortaya çıkmıştır.
Eğer böyle bir denge olmasaydı iktidar, “önce silahsızlanma sonra yasa” dayatmasının sonuç vermemesi karşısında “müzakere süreci"ni devam ettirir miydi? Psikolojik savaş propagandasının “gerillayı yendik” iddiası doğru olsaydı Türk ordusu çoktan “son darbeyi” vurmak ve gerillayı imha etmek için harekete geçerdi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, iktidarın Irak ve İran devletleri ile Garê ve Kandil’e saldırabilmek için bir askeri anlaşma çabası içinde olduğunu geçtiğimiz günlerde açıkladı. İşte bu “müttefik arama” çabası, Türk ordusu ile gerilla arasındaki “yaklaşık dengeyi” Türk devletinin sadece kendi gücüyle bozamayacağının da işaretidir.
Masanın kurulması, denge sayesindeydi
Karayılan’ın açıklaması, muhtemelen bir “tehdit” olarak yorumlanacak. Ortada “tehdit” yok, barışı mümkün ve zorunlu kılan bir “dengenin” varlığından söz ediliyor. "Denge", ne yenenin ne de yenilenin olmadığı durum demektir. Masa, bu denge sayesinde kurulmuştur. İktidarın Başkan Öcalan’a “pişmanlık ve teslimiyet” amaçlı bir yasayı “dayatma” çabalarının bugüne kadar neden sonuç vermediği ve vermeyeceği artık net bir şekilde ortaya çıktı.
Başkan Öcalan, müzakere sürecinde “yalnız” ve “yenilmiş bir gücün Önderi” değildir. Esaret ve tecrit altındadır ama dayandığı askeri-politik ve toplumsal bir güç vardır ve bu güç, O’nun alacağı kararların arkasında durduğunu kanıtladı.
Sarsılmaz güven boşuna değil
Karayılan, Önderlerinin alacağı her türlü karara kayıtsız-şartsız uyacaklarını bir kere daha dile getirdi. Muhtemel kararlara itiraz etmeyeceklerini ise kararların şöyle ya da böyle olmasına değil, Başkan Öcalan’ın fiziki özgürlüğü şartına bağlamıştır. Esaret altında olan Önder’in değil, özgür olan Önder’in vereceği kararlar ne olursa olsun bu kararlara uyma sözü, Başkan’a ve kendi gücüne olan sarsılmaz güvenini gösteriyor.
Bu güvenin boşuna olmadığı çok açık. 12 Eylül faşizmi şartlarında Öcalan özgürdü. O günün şartları bugünle kıyas kabul etmez biçimde Kürt halkının aleyhineydi. Bugün ise var olan “denge” koşullarında en eşitsiz temelde sağlanacak bir “uzlaşma” bile 12 Eylül şartlarına göre Kürt halkı için ileriye yürüme bakımından büyük imkanlar yaratacaktır. Şu şartla: Tıpkı 12 Eylül’ün neredeyse sıfır imkanlı şartlarında olduğu gibi Abdullah Öcalan’ın bugünkü “denge” şartlarında özgür olması durumunda.
Sıfır imkandan “dengeye” ulaşılmıştır. En kötü uzlaşma bile 12 Eylül’ün sıfır imkanından çok daha büyük imkanların var olduğu bugün Kürt halkının, Öcalan’ın önderliğinde özgürlüğe yürümesini hiçbir güç engelleyemez.
Bu da gösteriyor ki, Karayılan’ın ve arkadaşlarının “Öcalan’a özgürlük” talebi basit bir “vefa” ya da “bağlılık” talebi değil, Kürt sorununu en elverişsiz şartlarda bile çözmenin stratejik talebidir.
Öcalan’sız savaş olur, Öcalan’sız barış olmaz
Karayılan’ın açıklamasından “Öcalan’sız” gerillanın saldırıya uğradığı durumda buna “cevap vereceğini”, ancak barışı ve barış koşullarında siyasi mücadeleyle “Öcalansız” Kürt sorununu çözemeyeceğini anlamış bulunuyoruz. “Öcalan’a özgürlük” sloganının bu nedenle taşıdığı stratejik önem, apaçık karşımızda duruyor: “Öcalan’sız savaş olur” ama “Öcalan’sız barış ve çözüm olmaz.”
Karayılan, bu stratejik gerçeği, Türk devletine ve Kürt halkına gerillanın ordu karşısındaki “yaklaşık dengeyi” sağladığını, bu dengeye dayanarak barışın ve çözümün ise ancak Başkan Öcalan’ın özgürlüğüyle mümkün olacağını inandırıcı bir şekilde anlattı.
Madem barış ve çözüm, hem Türk devletinin bekası hem de Kürt halkının özgürlüğü için hayatidir, bunu sağlamanın en kolay, tek bir kararla gerçekleşmesine yol açacak adım Başkan Öcalan’ın özgürlüğüdür.
Evet, milliyetçi zehir böyle bir adımın atılması önünde bir engeldir. Başkan’ın özgürleşmesine karşı azgın bir şovenist histeri ortaya çıkabilecektir. Bu histeriyi göze almak, şu anda CHP’yi bile kapatmayı göze alan iktidar için sanılandan kolaydır. Milliyetçilikle enfekte olan Türk kamuoyu, İmralı kapısı açıldıktan çok kısa bir zaman sonra barışın ve demokrasinin ve bu adımla sefalet krizinden çıkışın nimetlerinden yararlandığında bu yapay şovenist histeri, yerini Türk-Kürt kardeşliğine bırakacaktır.
Evet; tek bir adım.
Müzakere süreci hiçbir adım atılmadan iki yıldır neredeyse çürümeye terkedilmişken atılacak bu tek bir adım, “İskender’in kılıcı” gibi “kördüğümü” çözecektir.