• Kürt halkı, dört sömürgeci devletin içinde çözümden yana olanlarla ittifak kurmaya çalışıyor hem de bölgesel ve uluslararası dayanışmaya hayati ölçüde ihtiyaç duyuyor.

VEYSİ SARISÖZEN

Türk devletinin dış politik çizgisi büyük ölçüde netleşti. Türk devleti, yıllarca süren zikzaklardan sonra NATO’ya kapılandı. Rejim, artık Rusya-Çin ve İran karşısında konumlandı. Geriye, Kürdistan üzerinde kimin hegemonya kuracağı sorunu  temelinde Türkiye ile İsrail arasında çekişme kaldı. Belirsizlik burada.

Böyle bir çelişkinin Türkiye ile İsrail arasında yakın vadede bir savaşa yol açması, şimdilik uzak ihtimal ama iki devlet arasındaki ağız dalaşmalarını hafife almak da yanlış hesap olur. Bu çelişkinin nasıl çözüleceği tüm Kürdistan’ın kaderiyle ilgili. Elbette Kürdistan’ın geleceği Türk devleti ile İsrail devleti tarafından belirlenmeyecek. Kürdistan, geleceğini bu iki devlet tarafından belirlenmesini beklemeyecek.

Ayrıntılı bilgiye sahip olmasam da bazı belirtilerden Başûrê Kurdistan'da İsrail yanlısı bir eğilimden söz edildiğini sezinliyorum. Zayıf da olsa Kürt kamuoyunda Türk devletinin baskılarından bıkıp usanan kimilerinin de İsrail’i kurtarıcı bir güç gibi görme eğiliminde olduğunu görüyorum. Eğer şu anda sürmekte olan müzakere süreci kesin bir şekilde tıkanır ve Türk devleti, Garê ve Kandil’e karşı yeniden savaş konumuna geçerse, Kürt kamuoyunda şimdilik zayıf olan İsrail yanlısı eğilimin güçleneceğinden şüphe edilemez. Bu, Türk devletinin sorunu.

Bugünün temel sorusu

Hemen eklemem gerekir ki; “İsrail yanlısı eğilim” ile “Türkiye yanlısı eğilim” bir paranın iki yüzü gibidir. Bu iki eğilim, “dört parça Kürdistan’ın ulusal çıkarlarından yana olma eğiliminin” zıddıdır. Kendi kaderini kendisinin belirleme gücünden umut kesenler, Kürdistan’a kim egemen olursa “bizim için daha iyi olur” sorusunun cevabını, olayları seyrederek bekleme konumundadır. Oysa bugünün temel sorusu, “Türk devleti mi yoksa İsrail devleti mi Kürdistan’a egemen olursa bizim için daha yararlı olur” sorusu değil, şu anda “nasıl bir politik çizgi izlersek ve mücadele edersek Kürt ulusal çıkarlarını savunmuş oluruz” sorusudur.

Somut durum çok açık: Şu anda Kürdistan sorunu, İsrail devletinin içinde değil, dört sömürgeci ülkenin, en başta da Türkiye’nin içinde keskinleşiyor ve keskinleştiği ülkelerde hem çözüm imkanı büyüyor hem de tehlikeler ciddi biçimde kendini gösteriyor. Bu durumda Kürt halkı, hem mücadele halinde olduğu dört sömürgeci devletin içinde Kürt sorununda çözümden şu ya da bu ölçüde yana olanlarla ittifak kurmaya çalışıyor hem de Kürt sorununu bu devletlerin içinde çözebilmek için bölgesel ve uluslararası dayanışmaya hayati ölçüde ihtiyaç duyuyor.

Demokratik güçlerle ittifak

Söz konusu devletlerin içindeki demokratik güçlerle ittifak sorunu ile uluslararası destek kazanma sorunu son derecede karmaşık meselelerdir. Bu devletlerin içinde, bugünkü son derecede tehlikeli ve yer yer elverişsiz şartlarda sorun yalnız demokratik güçlerle ittifak sorunu olarak kalmıyor. Aynı zamanda bu devletlerdeki iktidar güçleri ile Kürt halkının politik ve askeri güçleri arasında barış ve demokrasi amaçlı “uzlaşma” imkanlarını kullanma sorunu olarak da karşımıza çıkıyor. Bu ikili sorun, söz konusu iktidarlara karşı muhalif güçlerle ittifak ile onların mücadele ettikleri iktidar güçleriyle “müzakere” zorunluluğu arasında, bunlardan birini dışlamadan adım atmayı sanıldığından çok daha zor bir sorun haline getiriyor.

Nitekim Türkiye’de iktidarla “barış ve demokrasi” amaçlı müzakere sürecini sürdürme ile bu iktidarın CHP’ye karşı yürüttüğü akıl almaz tasfiye amaçlı darbeyi püskürtme amaçlı eylem birliğini gerçekleştirme arasındaki “çelişkiyi” çözmek, şu ana kadar mümkün olmadı. Bunun sonucunda rejim hem müzakere sürecini oyalama hem de sivil darbeyi sürdürme imkanı elde ediyor.

Demek ki, önümüzde bu açmazı aşma sorunu duruyor. Bunun ilkesi “müzakere ve mücadele diyalektiğini” somut duruma göre hangisine ağırlık vererek uyumlaştırırız sorusuyla ilgilidir. İbre artık “mücadeleye ağırlık verme” noktasını işaret ediyor.

Dayanışmaya olan ihtiyaç

Kürt halkının uluslararası dayanışmaya olan ihtiyacına gelirsek… Hiç kuşkusuz bu dayanışmada asıl dayanılacak olan güç, emperyalist devletlerin halklarıdır. Onların saflarındaki enternasyonalist dayanışmanın güçlendirilmesidir. Böyle bir dayanışma, örneğin Avrupa’da Kürt halkından yana sivil güçlerin kendi hükümetleri üstünde yapacağı etki ölçüsünde sonuç alacaktır. Ne var ki, dünya çapındaki durum bu devletleri Kürt halkından yana etkileme imkanlarını ciddi biçimde daraltmıştır.

Geçici ittifaklar meşrudur

Bu durumda mevcut devletler arasındaki çelişkilerden yararlanarak Kürt ulusuna gerekli olan, ne kadar güvenilmez olursa olsun destek sağlamak şıkkı karşımıza çıkıyor. Burada yol gösterici ilke, bu devletlerin niteliklerini unutmadan, “hangi devlet Kürt ulusunun çıkarlarını diğerlerine nazaran dikkate alıyorsa o devletlerle geçici ittifaklara girmek, hangi devlet Kürt ulusunun çıkarlarına düşmanlık ediyorsa onlara karşı olmak”, yani “üçüncü yol” ilkesidir. Ne İran’la geçici ittifak “mekruhtur”, ne de İsrail’le. Ne ABD’yle geçici ittifak “mekruhtur” ne Rusya ve Çin’le. Yeter ki bu ittifakların geçiciliğini ve sadece barışın ve demokrasinin çıkarına olma zorunluğunu unutmayalım.

İlişkilerde güç faktörü

Böyle bir ilkenin hayata geçmesi için ise Kürt ulusunun çıkarları temelinde dört parça Kürdistan’da “demokratik ulusal birliğin” sağlanması biricik çözümdür. Devletler ile ilişkide “güç” faktörü belirleyicidir ve Ortadoğu’da 60 milyonluk nüfusa ve son derecede politikleşmiş, her türlü mücadele biçiminde ve yönteminde tecrübe kazanmış örgütlü güçlere, aynı zamanda hiçbir gücün elinde olmayan yeni ve kapsamlı konfederal-komünalist barış ve demokrasi programına sahip Kürdistan, emperyalist güçler arasındaki çelişkilerden yararlanma potansiyeline sahiptir.

Bu durumda Kürt özgürlük güçlerinin bu devletlerle nasıl bir ilişki kuracağı değil, bu devletlerin Kürt özgürlük güçleriyle nasıl bir ilişki kuracağı asıl meseledir. Çünkü birbirleriyle olan çelişkileri nedeniyle asıl bu devletler için Kürt özgürlük güçleriyle ilişkilenmek hayati önemdedir. Onların Kürdistan’a ihtiyaçları vardır.

NATO Zirvesinde kısa erimde Rusya ve İran’a karşı Türkiye’nin de katılımıyla silahlanma ve savaş kararı alındı. Şimdi her iki taraf bu savaşta Kürdistan’ı dikkate almak zorundadır. Bu da Kürt halkının uluslararası arenada seçeneksiz olmadığını gösteren en önemli faktördür. Yakın gelecekte ABD ya da Rusya, İsrail ya da İran’dan hangisi Kürt ulusunun çıkarlarını diğerlerine göre dikkate alırsa, 60 milyonluk Kürt ulusunun güçleri, onlarla diğerlerine karşı ittifak kurma meşru hakkını kullanacaktır.

Taraflar tereddütleri aşmalı

“Bizim için İsrail’in hegemonyası mı yoksa Türkiye’nin hegemonyası mı yararlı” sorusunu soranlar, “İsrail’in de Türkiye’nin de hegemonyasına karşı kimle ittifak kurmak bizim için yararlıdır” sorusunu sormalıdır. Şu anda Apocu Hareket, sorun Türkiye’nin içinde olduğundan ötürü, sorunu Türk devletiyle müzakere ederek çözmenin son şansını kullanıyor. Bu şansın geleceği, yine içeride Kürt Özgürlük Hareketi ile Özgür Özel’in başını çektiği, özgürlükçü Müslümanların da katıldığı demokratik güçler arasında acilen eylem birliği kurulmasına bağlıdır. Her iki taraf bu konudaki tereddütlerini aşmalıdır.

Kürt sorunu nerede varsa orada varolan güçler tarafından çözülecektir. Çözüm için dış ittifaklar hayatidir ama her zaman ikinci derecede belirleyendir. Bu dış ittifakları akıllıca kullanmak Kürdistan’ı özgürlüğe; bu dış ittifaklara geleceğini bağlamak, birinin hegemonyasından diğerinin hegemonyasına mahkumiyete yol açar.