- Birbiriyle keskin şekilde çelişen iki süreç var; aynı anda hem sivil darbe süreci işliyor hem de müzakere süreci devam ediyor. Darbenin önlenmesi, müzakere sürecinin başarısına bağlıdır.
Işık Kansu, Cumhuriyet gazetesinin “dededen ulusalcı ve CHP’li” yazarıdır. O nedenle yazılarını dikkatle okurum. Geçtiğimiz Cumartesi günkü Cumhuriyet’te yazdığı makale benim açımdan önemliydi.
Bildiğiniz gibi bir süredir “süreç içinde sivil darbe"nin başını çeken “Bakanlar ve Danışmanlar Cuntası"ndan söz ediyorum. Erdoğan’ın gerek yaşı ve sağlığı gerekse tabanının erimesiyle “devlet” açısından işlevinin sonuna gelmesi nedeniyle artık kendi eliyle atadığı söz konusu “darbeci” bürokratları kontrol edemediğini de vurguluyorum. Devlette stratejik konumlardaki bürokratik elitin desteklediği “Bakanlar ve Danışmanlar Cuntası”nın başını, şimdilik kaydıyla Adalet Bakanı Akın Gürlek ile Mehmet Uçum’un çektiğini de not ediyorum.
Yaptığım analiz sonucunda bu isimleri verirken herhangi bir özel bilgiye dayanmıyorum. Siyasi tecrübelerim ışığında sezgilerimle konuşuyorum. Sezgiyle varılan sonuçlar, kabul edersiniz ki güvenilir değildir. O nedenle benim bu konudaki görüşlerimin “devletin içinden haber alanlarca” doğrulanmasını bekledim.
Kansu beni doğruluyor
Işık Kansu’nun mezkur yazısıyla teşhisimin doğrulandığını artık söyleyebilirim. Kansu, yazısında “devlet aklı” denilen meçhul aklı açıkladı. Ona göre; bu “aklı”, Adalet Bakanı Akın Gürlek ve Başdanışman Mehmet Uçum temsil ediyor.
Benim açımdan, devlet kulislerine yakınlığı nedeniyle Kansu’nun bu saptaması, sivil darbeye karşı mücadele bakımından çok önemlidir. Bu saptama mücadelenin sivri ucunu nereye yönelteceğimizi gösterir. Aynı zamanda Erdoğan ve çevresiyle ilgili taktiği de belirler. Darbecilerin hedefi ile Erdoğan’ın hedefi arasındaki ilişki ve farkı anlamayı da sağlar.
Erdoğan şu anda geleceğini, kontrolünden çıkmakta olsa da Akın Gürlek ve Mehmet Uçum’u destekleyen stratejik bürokraside görüyor. Bu bürokrasi de şimdilik Erdoğan’ın elindeki yetkilerle alınabilecek kararları, ona dikte ederek sivil darbe yolunda yürüyor.
Seçmen değil, yetkiler
Söz konusu stratejik bürokrasi/darbecilerin ufkunda, III. Dünya Savaşı dediğimiz sürecin “pax Americana” ile sonuçlanmasına kadar “seçim” yok veya “Kılıçdaroğlu çakma muhalefeti ile yarışılacak ve seçmenin değil de Yüksek Seçim Kurulu’nun sonucunu tayin edeceği çakma seçim” var. O nedenle artık stratejik bürokrasi açısından Erdoğan’ın “seçmeni etkileyen karizması” değil, elindeki sınırsız yetkiler önemli ve işte sözü edilen Gürlek ve Uçum şu anda bu sınırsız yetkileri Erdoğan adına kullanıyor. Bu yetkilerin kullanılması da zaten Erdoğan’ın seçim kazanmasını atılan her adımla birlikte imkansız hale getiriyor. Erdoğan da zaten kazanamayacağı seçim yerine cuntanın “seçimsiz” diktatörlüğünü, koltuğunu korumanın tek çaresi sayıyor. Bir tür “çaresizliğin ittifakı" söz konusu.
Erdoğan ne yapacak?
Erdoğan açısından soru şu: Cuntaya ne kadar güvenebilir? Taşıdığı bagajın ağırlığını cuntacıların sonuna kadar taşıyacağından nasıl emin olabilir? “Seçime paydos” diyecek ve “CHP’yi tasfiye edecek” olanlar, bu yaptıklarını meşrulaştırmak için Erdoğan’ı da harcamaya kalkarlarsa Erdoğan ne yapacak? Erdoğan açısından kritik sorular böyle.
Özel ne yapıyor?
Peki Özgür Özel ve çevresi bakımından durum ne? Yalnız CHP’yi değil, seçimli ve muhalefetli bugünkü sallantılı rejimi hedef alan sivil darbeyi nasıl önleyecek? Hangi güçle? Bu soruya Özgür Özel “ya CHP’yi geri alarak ya da olmazsa yeni parti kurarak” cevabını veriyor. Cumhuriyet'i kuran CHP’yi bu hale getirenlerin, CHP’den ihraç edilmekte olanlara CHP’yi geri vereceklerini ummak, hele 100 yıllık CHP’yi enkaza çevirenlerin kurulacak olan çiçeği burnunda bir partiden korkacağını sanmak çok safiyane beklentilerdir. Artık seçim hesabı yapılacak zaman değildir. Darbeyi nasıl durdururuz sorusunun cevabını vermek gerekir.
Çarpışan iki hedef
Şu anda darbeciler, NATO’nun Türkiye’ye vereceği “Karadeniz’de ve Ortadoğu’da, Rusya ve Çin’e karşı muhafızlık” görevini yapabilmek için 60 milyonluk Kürt halkıyla “uzlaşma” mecburiyetinin yarattığı “100 yıllık sorunu” çözmeye çalışıyor. Devlet açısından bu “sorunu”, PKK’yi kökten tasfiye ederek çözmek hedefi kesindir. Buna karşılık Başkan Öcalan ise devletin bu mecburiyetinden yararlanarak, dört parçada Kürt halkının varlığının ve dilinin tanınmasını, kendi kendini yönetme imkanının oluşturulmasını sağlamaya çalışıyor. Müzakere sürecinde işte bu iki hedef çarpışıyor. Sivil darbenin önlenip önlenemeyeceği de bu müzakere sürecinin nasıl sonuçlanacağına doğrudan bağlıdır. Henüz bir sonuç alınamadığı için birbiriyle keskin şekilde çelişen iki süreç, yani aynı anda hem sivil darbe süreci işliyor hem de müzakere süreci devam ediyor.
İYİP mi DEM Parti mi?
“Seçim hesabı” Özgür Özel hareketini Kürt halkıyla ve Öcalan’la birlikte müzakere sürecinden “demokratikleşme” sonucu almak için hareket etmekten alıkoyuyor. Bu yalnız CHP’nin geleceğini karartmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini tehlikeye atacak. Özgür Özel DEM Parti’yle eylem birliğini esas alırsa ufukta görünmeyen seçim sandığında oy kaybedecek olsa da gözümüzün önünde uzanan sokaklarda büyük bir güç kazanacak. Ama İYİP’in peşine takılırsa, sivil darbecilerin tuzağına düşerek hem partisini hem de ufukta görünmeyen seçim zaferini kaybedecek.
Dervişoğlu, darbecilerle
Dervişoğlu, CHP’yi kurtaracak ve Türkiye’yi demokrasiye taşıyacak “müzakere sürecinde” PKK’yi tasfiyeyi esas alan darbecilerle beraber, Öcalan’ın önderliğindeki Kürt halkına karşı olan en tehlikeli gücün temsilcisidir. Bu parti CHP kitlesini de yanına alarak, müzakere sürecinin demokrasiye kapı açmasını önlemeye çalışmaktadır. Müsavat Dervişoğlu’ndan demokrasi beklemek, ölü gözünden yaş beklemeye benzer. Tekraren söylüyorum: İYİP’in Özel’e vereceği destek, asılan adama ipin vereceği destektir.
Ara dönemdeyiz
Özel’in “yeni parti” perspektifi desteklenmelidir. Elbette bu partinin kendi başına sivil darbeyi püskürtmesi mümkün değildir ama devletin NATO hedeflerine yürümek üzere mecbur olduğu için oturduğu masaya bu yeni parti ağırlığını koyarsa demokrasinin önünü açmak mümkün olacaktır. Türk-Kürt halkı, demokratik bir Türkiye’de NATO’nun ülkeyi Rusya ve Çin'e karşı “koçbaşı” ya da “mayın eşeği” yapmasına izin vermeyecektir. Ara dönemdeyiz. Ya sivil darbe, demokrasi perspektifini yok edecek ya da müzakere süreci, demokrasiyi gerçekleştirecek. Bir başka yol yoktur.