• Hiç kuşkusuz darbe sürecinin tırmandığı bu koşullarda demokrasiye kapıyı aralamanın ve darbe sürecini durdurmanın en gerçekçi yolu, müzakereyle sonuca ulaşmaktır.

VEYSİ SARISÖZEN

Müzakere süreci, DEM Parti’nin deyimiyle kritik bir aşamada. Süreç neredeyse iki yıldır sürüyor ve ilk adım doğru atılmazsa ya da geciktirilirse kalıcı barışa ve demokrasiye şu anda kapalı olan kapı aralanamayacak.

 Eğer İmralı’da Başkan Öcalan ile devlet yetkilileri arasında sağlanan mutabakat temelinde 'çerçeve yasa' TBMM’ye söylendiği gibi önümüzdeki günlerde gelirse ilk adım hem doğru hem de tam zamanında atılmış olacak. Tersi durumda 'çerçeve yasa' Kürt tarafının kabul edemeyeceği bir içerikte gelir, Meclis'te de bir oldubittiyle geçirilir; bunun sonucunda Öcalan ve Hareket bu yasaya 'hayır' demek zorunda bırakılırsa iktidarın bunu bahane ederek masayı devireceğini ve savaşı yeniden başlatacağını tahmin edebiliriz.

Savaşı yeniden başlatmanın “müeyyidesi” açıktır: Savaşa öz savunmayla yanıt vermektir. Karayılan, iktidarı böyle bir niyeti varsa sert biçimde uyarmıştır. Yaptığı konuşmada iktidarı savaş kararı vermekten caydıracak verileri açıkça dile getirmiştir. Silahlı mücadeleye kesinlikle son verilmiştir, ancak savaşa öz savunmayla cevap vermek Hareket'in hakkıdır. Bu caydırıcılık sonuç vermişse iktidar kısa zamanda savaş kararı vermek yerine, 'çerçeve yasa’yı defalarca yeniden müzakereye açarak zaman kazanmaya çalışabilir. 'Çerçeve yasa’nın çıkarılması, Ekim'e kalabilir. Eğer demokratik güçler, iktidarın zaman kazanmasına izin verirlerse bunun çok ağır sonuçları olacaktır.

En kötü ihtimaller

İktidar, birkaç ay içinde süreç içinde darbeyi, YENİ Parti’yi tasfiye ederek sonuçlandırabilir ve “çakma seçimli ve çakma muhalefetli diktatörlük” rejimini fiilen kurar ve bunu yeni bir anayasa ile resmi hale getirebilir. Bu durumda artık Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nden söz bile edilemez.

Eğer Erdoğan, Trump ile son buluşmasında ABD-Ukrayna ya da İran savaşına Türkiye’nin katılmasıyla ilgili bir “gizli anlaşma” yaptıysa hem müzakere sürecini demokratikleşmeyle sonuçlanmaması için oyalayacak hem de YENİ Parti’yi tasfiye ederek mutlak diktatörlüğe yönelecektir. İkinci Irak savaşı öncesinde Erdoğan, yine böyle bir gizli anlaşma yapmış, ancak bu anlaşmayı 1 Mart tezkeresiyle tüm çabasına rağmen Meclis’den geçirememişti. Erdoğan’ın ve diyelim ki Tom Barrack’ın buradan çıkardığı ders, savaş kararı için en iyi rejimin diktatörlük olduğudur.

Demek ki “oyalama” önlenemezse bunun sonucu “diktatörlük” ve Türkiye’nin III. Dünya Savaşı'nda doğrudan savaşa sürüklenmesi olacaktır.

Caydıracak faktör nedir?

İmralı’daki son görüşmede Başkan Öcalan ile 'çerçeve yasa' üzerinde sağlanan mutabakata rağmen taslağının hala bir “sır” gibi saklanması, iktidar saflarında bir “kriz hali"nin varlığını göstermektedir. Bu kriz, İyi Parti dışında bütün partilerin mutabık olduğu bir sonuç sağlanarak aşılırsa büyük bir başlangıç sağlanır. Tersi durumda iktidarın süreci oyalayacağı kesinleşmiş olacaktır. “Oyalayarak” diktatörlüğe yönelmek ve NATO’nun saflarında savaşa hazırlanmak amacıyla zaman kazanma oyununu caydıracak faktör nedir? Bu faktör, “silahlı mücadeleyi başlatmak” olamaz. Başkan Öcalan’ın 27 Şubat Çağrı'yla birlikte PKK silahlı mücadeleye (öz savunma hakkını baki tutarak) kesinlikle son vermiş ve ateşkes ilan ederek, Bakur’dan ve sınır boylarından çekilerek, aynı zamanda siyasi-askeri örgütlenmesini feshederek, “geri dönüşü olmayan" adımlar atmıştır. O halde stratejik anlamda tehlikeli sonuçlar doğuracak olan oyalanmayı, müzakere sürecini enfekte olacak ölçüde geciktirmeyi caydıracak faktör “siyasi” bir faktör olmak zorundadır. Şu anda bu siyasi caydırıcılığın nasıl bir taktik planla sağlanacağı henüz ya belli değildir ya da dile getirilmemiştir.

Caydırıcılık, “ya süreci hızlandırın ya da biz silaha sarılacağız” diyerek sağlanamayacağına göre, iktidarın önüne siyasi bir ikilem konmalıdır. Demokrasiye geçişte asıl belirleyici güç, Kürt halkının bugün geldiği bilinçli, kararlı ve örgütlü güçtür. Eğer bu gücü “bekleme” durumundan çıkararak, siyasi perspektifle harekete geçirmek mümkün olmazsa Başkan Öcalan’ın çözüm çabaları amacına ulaşamaz. Bunun tersine hem darbe süreci amacına ulaşır hem de Türkiye dünya savaşına sürüklenir.

Riskler barındıran seçenek

Kişisel görüşüm şudur: Eğer önümüzdeki Cuma günü Kürt Özgürlük Hareketi'nin kabul edemeyeceği bir taslak, Meclis’e gelir ve yeniden mutabakat sağlanması için ne kadar süreceği belli olmayan bir “müzakere” zorunluluğu ortaya çıkarsa iktidarın önüne şu ikilem konmalıdır: “Ya müzakere sürecini oyalamaktan vazgeçersiniz ya da biz bugünden itibaren demokratik bir iktidarla müzakere sürecini sonuçlandırmak için erken seçim kampanyasını başlatırız.”

İktidarı böyle bir ikilemle karşı karşıya bırakmak, YENİ Parti ile DEM Parti’nin eylem birliği ve Türk halk çoğunluğu ile Kürt halk çoğunluğunun stratejik ittifakı sayesinde oyalamayı caydıracak büyük bir siyasi imkan yaratır. Hiç kuşkusuz darbe sürecinin tırmandığı bu koşullarda demokrasiye kapıyı aralamanın ve darbe sürecini durdurmanın en gerçekçi yolu müzakere süreciyle sonuca ulaşmaktır. Bu yol, oyalamayla tıkanırsa ikinci seçenek büyük riskler barındıran “erken seçim” seçeneğidir.

İmralı’da Başkan Öcalan’ın konumunu güçlendirmenin bir başka yolu varsa gecikilmeden söylenmelidir. Umarım Cuma günü TBMM’ye tüm bu yazılanları gereksiz kılacak bir 'çerçeve yasa' getirilir.