• Sivil darbe sürecinin diktatörlük aşamasına tırmanma ihtimali ne kadar gerçekse müzakere sürecinden demokratik kazanımlar elde etme ihtimali de o kadar gerçektir.
  • 'Çerçeve yasa'nın demokratikleşmede nasıl bir “başlangıç” olacağı, Özgür Özellerin karşı karşıya olduğu kuşatmayı müzakere sürecine ağırlığını koyarak yarmasına bağlıdır.

VEYSİ SARISÖZEN

'Butlan'la CHP Genel Merkezi’ni işgal eden Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Çankaya Belediye Başkanı’nın ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla ilgili sorulan bir soruya “ben de şüphe duyuyorum” dedi. Bu tutum, artık CHP içi bir hizip kavgası olarak yorumlanamaz. Kılıçdaroğlu’nun hırsı ve intikamcılığıyla da açıklanamaz.

Uzun yıllar devlet memurluğunun hiyerarşik yapısı içinde yer almış ve amirlerinin önünde ceketinin düğmelerini ilikleyerek verilen emirleri yerine getirmiş bir kişilik, siyasi hayatında da emir almaya devam eder. İster sivil alanda olsun, ister askeri alanda olsun kendisine güven duyulan, o nedenle vaktinden önce memuriyetine son verilmeyen bu kişilikler, ya emekliliklerini suya sabuna dokunmadan yaşar ya da siyasi hayatta yer alırlarsa devletten emir almaya devam eder. İstisnalar kaideyi bozmaz ve belli oluyor ki; Kemal Kılıçdaroğlu, istisna değildir. Böyleleri resmen emekli olsalar da fiilen görevlerine, yani “devlet memurluğu"na devlet terbiyesi almış siyasetçi olarak devam eder.

Çakma muhalefet tayini

Türkiye’de devlet, şu anda siyasi alanda “süreç içinde darbe” yapıyor ve “çakma seçimli ve çakma muhalefetli diktatörlüğe” yürüyor. “Çakma muhalefet"in şu anda başına, devlet tarafından butlanla Kılıçdaroğlu tayin edilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun görevi, CHP’yi felce uğratmaktır. Kamuoyu yoklamalarında alabileceği oy, yüzde 3-4’lerde sürünür hale geldi. Tabanın yüzde 90'nı CHP’den koptu. Kendi partisini bu hale getirmek için Kılıçdaroğlu’nun darbeciler tarafından görevlendirilmesi dışında, hiçbir açıklama mümkün değildir.

Bu noktadan sonra kişisel öngörümle yazıma devam edeceğim.

Kılıçdaroğlu geçici görevlidir

Partisini tahrip eden ve partisinin yüzde 90'ının desteğindeki eski çalışma arkadaşları İmamoğlu, Özel ve ekibini 'FETÖ’cülükle, ayaklanmaya kalkışmakla, arınılması gereken kriminal unsurlar olarak suçlayarak tasfiye eden Kılıçdaroğlu, geçici bir görevlidir. CHP içinde “orta yolcu” denilen grup, Özgür Özel hareketi devlet tarafından tasfiye edildiği gün, Kılıçdaroğlu’nu, misyonunu tamamladığı için büyük ihtimalle suçlayarak evine gönderecektir. Böylece kendini Kılıçdaroğlu’nun günahlarından arındıracaktır. Yine büyük ihtimalle belki o sırada zindanda olan Özgür Özellere “sahip” çıkacak, yıkılan, harabeye dönen CHP’yi iktidar hedefi olmayan “çakma muhalefet partisi” olarak tamir edecektir. Çaresiz kalan Özel, tabanının bir kısmı “baba evi"ne bu suretle dönecektir.

Cuntanın uzantısı orta yolcular

Bu “orta yolcu” hizip, şu sıralar sütre gerisine çekilmiş ve Özgür Özel grubunun tasfiye edildiği günü bekliyor. Sözcü’de, Cumhuriyet’te, hatta Halk TV’de kendisini gizliyor. Bu grup, Yılmaz Özdil’in videolarına yansıyan “hem Kılıçdaroğlu’na hem de Özgür Özel’e karşıtlık” konumunun gizli takipçisidir. Bu grup, “müzakere süreci"nin en azgın düşmanlarıdır. "Bakanlar ve Danışmanlar Cuntası"nın uzantılarıdır. Erdoğan, bu cunta için nasıl artık zamanını doldurmuş bir aktörse, bu cuntanın uzantısı olan “orta yolcular” için de Kılıçdaroğlu kullanılıp çöpe atılacak zamanını doldurmuş bir kişiliktir.

Darbe mekaniğinin saati işliyor

Dikkat ediniz; ikisine de hiç kimsenin taşıyamayacağı akıl almaz suçlar işletiliyor. İkisi de geleceğin Cumhurbaşkanı'na, geleceğin iktidar partisine karşı darbenin “başındaki liderler” gibi dünya aleme sunuluyor. Bu, “bir ayakları çukurda olan” ihtiyar “darbe başı”nı çöpe atmaya bile gerek kalmayabilir. Darbe mekaniğinin saati ihtiyarlar aleyhine hızlanarak çalışıyor. Sivil darbe süreci, Dolmabahçe Mutabakatı'na son verilmesinden ve çakma 15 Temmuz darbesinden bu yana 10 yıldır sürüyor. Birkaç yıl sonra “kim öle, kim kala!”

Asıl darbecilerin diktatörlüğü

Bu kişisel tahminimden hareketle demokratik muhalefet saldırısının sivri ucunu “geçicileri” de hedef alsa bile daha ok devlette "Bakanlar ve Danışmanlar Cuntası" ile CHP’de bu cuntanın uzantısı “ne Kılıçdaroğlu ne de Özgür Özel” diyen gruba yöneltmelidir sonucuna varıyorum. Bugün darbe sürecinin başında çaptan düşmüş Erdoğan ve Kılıçdaroğlu var, yarın ise Türkiye’yi hepsi de dipdiri olan asıl darbecilerin diktatörlüğü bekliyor.

Burada karşımıza şu soru çıkıyor: İmamoğlu-Özgür Özel grubu Türk devleti için yıkıcı bir tehlike midir ki, darbeciler CHP’ye öldürücü operasyonlar yapıyor?

Hayır. İmamoğlu-Özel, devlet için bir tehlike değildir. Tehlike, demokrasinin kendisidir, çünkü artık Türkiye’yi demokrasi içinde yönetemez durumdadır. Ekonomik krizi demokrasi şartlarında aşamaz. Dayandığı iç ve dış sermayeye krizin yükünü yükleyemez. İsyan noktasına gelen emekçi halka daha ağır yükler yükleyebilmesi için demokratik ortama son vermek zorundadır. Bir kıvılcım, milyonların yangınına dönüşebilir.

Daha beteri kuzeyinde Rusya-Ukrayna savaşı, doğusunda ABD-İran savaşı, güneyinde İsrail-Lübnan-Yemen savaşı sürüyor ve Türk devleti NATO ittifakında bu savaşlara müdahale zorunlu hale geldiği zaman ordusu kullanılacak başta gelen devlettir. NATO Zirvesi'nin bildirisinde 5. Madde, Türk devletine Ukrayna ya da İran savaşına bulaşırsa “merak etmemesi”, 5. Maddenin işletileceği garantisi olarak zikredilmiştir. Demokratik bir Türkiye’de hiçbir güç, orduyu Rusya’ya ya da İran’a karşı savaşa sokamaz.

Halkların önündeki tek şans

Bu iç ve dış konjonktürde halklarımızın önünde tek bir şans kaldı. Darbecilerin demokrasiye paydos demesinin, ekonomik krizin yükünü öldürücü ağırlıkta emekçilerin sırtına yüklemesinin ve NATO’nun çıkarları adına savaş maceralarına girişmesinin önünde asıl engel, Kürdistan’dır. Türk devleti, bu engeli silah zoruyla aşamadı. Başkan Öcalan’ın şahsında Kürt Özgürlük Hareketi ile masaya oturmak zorunda kaldı. Şimdi masadan binbir taktik oyunla kazançlı çıkmaya, Kürt Özgürlük Hareketi'ni mümkün olduğu kadar zayıflatmaya ve sonuçta tasfiye etmeye çalışıyor. Elbette karşısında devletin oyunlarını bilen bir güç var; Öcalan. Tasfiyesi artık mümkün olmayan bir örgütlü bir halk var; Kürtler. Devlet, henüz ateşkes durumunda olan gerilla güçlerinin yeni teknikle donanmış hazırlık derecesini bildiği ve bölgesel savaşlar ortamında yeni bir saldırıya giriştiği durumda sonucun ne olacağının farkında olduğu için müzakereyi sürdürüyor.

Bunun anlamı şudur: Sivil darbe sürecinin diktatörlük aşamasına tırmanma ihtimali ne kadar gerçekse müzakere sürecinden demokratik kazanımlar elde etme ihtimali de o kadar gerçektir. Çıkacağı söylenen 'çerçeve yasa'nın demokratikleşme sürecinde nasıl bir “başlangıç” olacağı, Özgür Özel hareketinin karşı karşıya olduğu kuşatmayı müzakere sürecine ağırlığını koyarak yarmasına bağlıdır.

Bu durumda darbeciler, “Kılıçdaroğlu ve Erdoğan’la boğuşan Özgür Özel’e karşı” değil, müzakere sürecini barış ve demokrasiyle sonuçlandırmak isteyen Özgür Özel’e karşı saldırma konumuna düşecek ve hem “norm içi devlet" hem de Kürt halkı ile karşı karşıya gelerek tecrit olacaktır.

 Şu andaki somut koşullarda darbeciler, Özgür Özel'i de hapse atabilir, kuracağı partiyi de bir günde kapatabilir fakat müzakere sürecine aynı kolaylıkla son veremez. Masada karşılarında oturanlara, Kürt tarafına, onun müttefiki sosyalistlere aynı kuvvetle ve aynı kolaylıkla saldıramazlar.  

Şimdilik.

Bu “şimdilik” kelimesinin değerini herkes bilmelidir. En çok da masada iğreti oturan Özgür Özel ve hareketi, bu “şimdilik” kelimesinin değerini herkesten çok iyi bilmelidir.

“Kurtuluş yok tek başına, ya masada beraber, ya hiç birimiz.”