• Değerli Özgür Özel ve arkadaşları! “Yürüyerek” karşı karşıya olduğunuz tasfiye sürecini önlemeniz, “erken seçim” hayaliyle oylarınızı arttırarak sonuca ulaşmanız artık mümkün değildir.
  • Tek şans, Kürt halkıyla birleşerek “müzakere sürecine” ağırlığınızı koymanız ve buradan demokrasiye giriş için bir “gedik” açmanızdır.
  • “O zaman oy kaybederiz” gülünç kaygılarınızı bir kenara atınız. "Oy kaybetmek” değil, partinizi, iktidar umudunuzu, hatta özgürlüğünüzü kaybetmek üzeresiniz.

VEYSİ SARISÖZEN

Bundan tam 10 yıl önce Roj TV’nin bir programa katılmam için yaptığı davet üzerine sabah saatlerinde THY’ye ait bir uçakla Brüksel’e, oradan da kurum binasına gitmiştim. Programın konusunu hatırlamıyorum, programda neler dediğimi de. Program bitmiş, birkaç arkadaşla bir yoldaşın evine gitmiştik. Sanıyorum saat 23.00’e doğru telefonum çaldı. Heyecanlı bir ses “Derhal buraya gelin, Türkiye’de darbe oluyor” diyordu.

Kalktık ve televizyon binasına gittik. Özel yayın başlamıştı ve hemen ben de içinde birkaç arkadaş programda yer aldık. Darbeyi kimin, kime karşı yaptığı anlaşılamıyordu, ancak Boğaz Köprüsü'nün görüntüleri ve hele darbenin sabaha karşı değil de saat 20.00’lerde başlamış olması hepimizi şüpheye düşürdü. Bir televizyonda “Yurtta Sulh Konseyi” isimli bir komitenin bildirisi okunduğu zaman bu darbede bir bit yeniği olduğunu, daha önceki darbelerin nasıl geliştiğine şahit olduğum için anlamaya başlamıştım. Şimdiye kadar hiçbir darbe ve darbe girişimi “emir komuta zinciri” dışında herhangi bir “komiteye, cuntaya ya da lidere” mal etme gibi ihtiyatsız tek bir adım atmamıştı. 27 Mayıs Darbesi de Talat Aydemir'in darbe girişimleri de emir komuta zinciri dışında yapılan darbe ve girişimler olduğu halde, bu yeltenişleri “Türk Silahlı Kuvvetleri” adına yaptıklarını özenle belirtmişlerdi. Nitekim Talat Aydemir’in ikinci darbe girişimi, albayın TRT’yi tek başına basıp mikrofondan bu darbenin Talat Aydemir cuntası tarafından yapıldığını açıklaması üzerine, darbeye katılmak üzere harekete geçen örneğin Maltape Zırhlı Tugay komutanı Selahattin Günküt’un tank birliklerini derhal geri çevirmesi gibi, Aydemir ve cuntası tecrit olmuş ve başarısızlığa uğramıştı. Bu darbe ise adeta emir komuta zincirine isyan ettiğini yayınlanan bildirisiyle kendisi ifşa etmişti.

Derken erken bir saatte okunan bildiride darbeciler, idareye 16 Temmuz günü, saat 03.00’te el koyduklarını açıkladıklarını bir yoldaşın dikkati sayesinde fark ettik. Darbe 03.00’te planlnşmıştı ama bildiri gece yarısından önce okunmuştu. İşin içine “hurifilerin” karıştığı apaçıktı. Şahsen program sırasında darbenin “çakma” bir darbe olduğuna dair tahminlerimi de dile getirmiştim. Hele Erdoğan’ın halkı “alanlara çağırması” üzerine, “ne kışlanın darbesi, ne sarayın darbesi, yaşasın radikal demokrasi” diyerek, demokratik güçlerin bir başka alternatif alanda (hatta Kadıköyü'nü de işaret ederek) toplanmasının doğru olacağını bile, biraz haddimi aşarak, bir çağrı gibi dile getirmiştim.

Demokratik güçler alternatif bir alana gitmek yerine, az sonra Yenikapı’da ruh çağırma seansına katıldılar. CHP “çakma darbeyi bastıran” Erdoğan’ın kendi darbesini yaptığını açıkladığı zaman, “atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti.” Zaten bir süre sonra gerçek darbenin Erdoğan tarafından yapıldığını, CHP unuttu. MGK’nin 2014’te “Çöktürme planı” gereği, 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı'nın çöpe atılmasıyla başlayan “süreç içinde darbe ve süreç içinde faşizm”, bu vurdumduymazlık nedeniyle bugünlere gelip dayandı.

Bu darbe sürecinin ayan beyan ortaya çıktığı o yıllarda, yine haddim olmayarak, hem CHP’yi hem de HDP’yi, ittifak halinde “Erdoğan istifa, ya erken seçim ya sine-i millete çekilme” sloganıyla mücadeleye çağırma yönündeki “işe yaramayan” çağrılarımı da “ben demiştim” demekten hoşlanmasam da burada istemeyerek hatırlatmış olayım. CHP doğal olarak bu çağrıları duymadı ama nasıl çakma darbeden ve Yenikapı’da ruh çağırma seansına katıldıktan, yani iş işten geçtikten sonra “Erdoğan darbe yaptı” dediyseler, bu darbe butlanla kapılarına dayandıktan ve iş işten geçtikten sonra alanlarda “Erdoğan istifa, erken seçim” demeye başladılar.

Kendi payıma bu tarihsel süreçten, bir köşe yazarının, diyelim ki doğruluk payı olan laflar etmesinin tarihin akışını değiştirecek en küçük bir etkiye sahip olmadığını, daha önce de biliyor olsam da daha kesin bir şekilde anladım. “Doğrular”, ancak “örgüt” sayesinde doğru olur, sonucuna bir kere daha vardım.

Yine de huylu huyundan vazgeçmez ya, bir kere daha “işe yaramayacağını” bilerek şu çağrıyı yapıyorum: Değerli Özgür Özel ve arkadaşları! “Yürüyerek” karşı karşıya olduğunuz tasfiye sürecini önlemeniz, “erken seçim” hayaliyle oylarınızı arttırarak sonuca ulaşmanız artık mümkün değildir. Tek şans, Kürt halkıyla birleşerek “müzakere sürecine” ağırlığınızı koymanız ve buradan demokrasiye giriş için bir “gedik” açmanızdır. Başkan Öcalan ile birlikte barış ve demokrasi yolunda kararlı adımlar atmanızdır. “O zaman oy kaybederiz” gülünç kaygılarınızı bir kenara atınız. "Oy kaybetmek” değil, partinizi, iktidar umudunuzu, hatta özgürlüğünüzü kaybetmek üzeresiniz.

Bunları yazdıktan sonra kendi saflığıma acı acı gülümsedim.