• Çözüm süreci, bir devlet projesiyse devlet aklının da sağlıklı ve toplumun çıkarlarına göre işlemesi lazım. 'Norm devlet'in sorumluluğu, tam olarak budur; partiler üstü yaklaşmalıdır.
  • Oysa iktidarın uygulamaları bunun tam zıddıdır ve endişe vericidir; hukuk tanımazlığı, baskıcı politikaları ve pratik uygulamaları, güven ortamını zedeleyecek dozdadır.
  • Kaygıların giderilmesi, atılacak pratik adımlara kilitlenmiştir. Yürütme, yasama ve yargı kurumları, sorumlulukları gereği hukuki ve siyasi zemini yaratmak zorundadır.

HÜSEYİN GEDİK

Kürtlerin, egemen devletler ile çatışmalı halden barış ve demokratik toplum çözümüne gelmiş olmaları, içinde bulunduğumuz çağa özgün bir modeldir. Yaşadığımız coğrafyanın iç içe geçmiş etnik ve inanç çeşitliliği barındıran toplumsal yapılara uygun çözüm formüllerine ihtiyaç vardır.

Sadece bölge halklarının toplumsal çelişkilerini çözen değil, küresel ve bölgesel egemen devletlerin siyasi stratejilerine alternatif enternasyonal örgütlenmeyi de esas alan kapsayıcı bir barış ve demokratik toplum inşası gündemdedir.

Demokrasi sorunu, her şeyden önce afaki yaklaşımları öteleyen sağlıklı düşünme sorunudur. Demokrasi sorunu, aynı zamanda demokratik entegrasyonun sağlıklı yürütülmesi sorunudur. Bundan böyle demokrasi ve entegrasyonu sürekli gündemde tutmak, yapıcı eleştirilerle geliştirmek, yoğunluklu tartışmak, tarafların bakış açıları arasındaki uçurumun kapanmasına hizmet edecek sağlıklı düşünmeyle mümkümdür. 

Dört parça Kürdistan’ı kapsayan Kürt çözümü, farklılıklar içerse de demokratik entegrasyon çerçevesinde tarafların gönüllü rızasına dayanan ortak yaşama, birbirinin aidiyetlerini kabul etmeye ve varlıklarının hukuken tanınmış olmasıdır.

Demokratik siyasete, hukuka, yasal ve anayasal güvenceye yer veren bir entegrasyon, çözümün kapısını açan kilit konumundadır. Demokratik entegrasyonun teorik açılımı mealen böyle olsa da uzun bir yolculuğa ihtiyaç duymaktadır.

Demokratik entegrasyon yolunun uzun oluşu, Kürtlerin mevcut egemen devletlerle yaşadığı sorunların girift olması, bölgenin içinde bulunduğu kaotik durumla alakalıdır. En önemli neden ise Ortadoğu devletlerinin çoğunlukla monarşi rejimleriyle yönetilip demokrasiye kapalı olmalarıdır.   

Demokrasiden uzak rejimler

Ortadoğu, özü itibarıyla uzun tarihi geçmişinden günümüze ağırlıklı olarak monarşi dikta rejimlerinin hüküm sürdüğü bir coğrafyadır. Toplumlar, bu rejimlerin oluşturduğu zihniyet kalıplarının tahakkümüne hapsolmuştur.

Ortadoğu’da hüküm süren imparatorlukların monarşi yönetim geleneği, yerini ulus devlet monarşilerine bırakmıştır.

Araplardaki krallık sistemi, aile monarşisine dayanırken bazı ülkelerde ise tek parti egemenliğine dayanan daha koyu bir monarşi sistemi hüküm sürmüştür.

Türkiye’de tek partili dönemin CHP’si ve günümüzün AKP’sinin uzun süre kesintisiz iktidarda kalmaları da parti monarşisi anlamına gelmektedir. Türkiye, bu iki parti arası süreçlerde de askerlerin vesayetinde kurulan zayıf koalisyon hükümetleri ve askeri darbelerin yönetiminde kalmış, demokrasinin uğramadığı bir ülkedir.

Cumhuriyet kurulurken; saltanatın kaldırılması, hilafetin ilgası gerçekleştirilmiştir fakat yerine istenen türden demokratik, laik, sosyal ve hukuka dayanan cumhuriyet maalesef inşa edilememiştir. Cumhuriyet'in demokratik olmaması bugünün sorunu değil. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları üzerine inşa edilen Cumhuriyet'in ruhuna monarşi sinmiştir. Askeri vesayet ve tek parti egemenliğine dayalı tipik bir monarşi yönetiminden kurtulamamıştır.

Cumhuriyet, kuruluş ilkelerine ters bir tarihi seyir izlenmiştir. Demokratik siyasetin önü yeterince açılamamıştır. Devrimci hareketlerin ortaya çıkışı, ciddi bir toplumsal karşılık bulması, devrime ve demokrasiye duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. 10 yılda bir gerçekleşen askeri darbelerle devrimci mücadeleler budanmış ve ortam tümüyle demokratik siyasete kapalı hale gelmiştir. 

Irak ve Suriye’de de BAAS monarşileri hâkim olmuştur. Çok daha katı, ırkçı ve şoven bir yapıya sahip BAAS rejimleri bir nevi krallık sultası gibi kendisini inşa etmiştir. Dışarıdan müdahalelerle yıkılan BAAS rejimleri yerine getirilen yönetimler de demokratik muhtevadan yoksun kalmıştır.

Ortadoğu toplumlarında ve rejimlerinde demokratik siyasetin zayıflığı, hatta yokluğu dikkate alındığında demokratik entegrasyonun gerçekleştirilmesi zorlu bir mücadeleyi gerektirmektedir.

Çözüm üreten perspektif

Toplumun çağla buluşturulması, bilgiyle donatılması, ahlaki politik formata kavuşturulması, dinsel ve etnik çelişkilerden kurtulması, ciddi bir zihniyet dönüşümüne bağlıdır. Bunun için de uzun bir zaman dilimine ve sürekli bir çabaya muhtaçtır.

Kürt sorununun çözümü, sahada başarıyla uygulanacak demokratik entegrasyonlarla mümkündür. Kürdistan’ın bir parçasında ki entegrasyon başka parçayla birebir örtüşmese de benzerlikleri olan, etkileyen, emsal teşkil edecek nedenlerden ötürü birbirine bağlı ve bütünlüklüdür.

Kürtlerin demokratik entegrasyon sayesinde çatışmalı oldukları devlet yapıları ile uyum içinde yol alması, Ortadoğu’nun çatışmalı durumuna çözüm üreten bir perspektiftir. Bunun olmazsa olmaz şartı, demokratik siyasetin önünü tıkayan hukuki yapıların düzenlenmesidir.

Kuzey Kürdistan’da Türkiye ile atılan barış adımı, henüz emekleme döneminin ilk adımıdır. Başlangıç aşamasını ihtiva etmektedir. Belirsizlikleri, bilinmezlikleri ve riskleri olmasına rağmen böylesi bir adımın atılmış olması bile önemlidir. Riskleri giderilmemiş ve halen zihinlerimizde tam yer edinmemiş ham haliyle sonucun nereye varacağı kestirilemeyen bir süreç yaşanmaktadır.

Eğer devlet projesiyse

Çözüm süreci, eğer bir devlet projesiyse devlet aklının da sağlıklı ve toplumun çıkarlarına hizmet edecek şekilde işlemesi lazım. Norm devletinin sorumluluğu tam olarak budur ve partiler üstü bir yaklaşım sergilemelidir. Oysa iktidarın uygulamaları bunun tam zıddıdır ve endişe yaratmaktadır.   

İktidarın hukuk tanımazlığı, baskıcı politikaları ve pratik uygulamaları, güven ortamını zedeleyecek dozdadır. Kafalarda oluşan kuşku ve kaygıların yarattığı soru işaretlerinin giderilmesi tamamen iktidarın atacağı pratik adımlara kilitlenmiştir. Sorun, bir örgütün silah bırakmasının ötesinde herkesi, bütün toplumsal kesimleri ilgilendiren demokrasi sorunudur.

Demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon, kalıcı barışın en önemli sac ayaklarıdır. Yürütme, yasama ve yargı kurumları, kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmek; hukuki ve siyasi zemini yaratmak zorundadır. Devletin, bu konulardaki flu görüntüsünün netleşmesi bu açıdan çok önemlidir. Meçhule atılan bir adımdan ziyade, halkların kahir ekseriyeti tarafından sahiplenmiş somutlukta ve netlikte pratik icraat beklenir.

Mücadele olmadan demokrasi gelmeyecektir. Demokrasinin önüne örülen kalın ve yüksek duvarların mutlaka aşındırılması gerekir. Bu duvarları aşındıracak tek güç, örgütlü toplumdur. Halkların demokrasi sorunu ancak ve ancak mücadelenin toplumsallaşması ve toplumun harekete geçmesiyle çözülecektir.