• Özerk silahlı yapılanmaların varlıklarına son veriliyor. Kürtlerin varlığı bir nebze kabul görüyor ama devletlere entegre adı altında statüsü tanınmıyor, sömürgeciliğin kılıfı değişiyor.
  • PKK’nin silah bırakarak Türkiye’de hukuk içine alınması; QSD’nin Suriye ordusuna; Şengal’de YBŞ-YJŞ’nin Irak ordusuna dahil edilme süreci, pêşmerge için de işletilecektir.
  • ABD’nin çekilmesi Güney'i de zora sokuyor. KDP ve YNK’nin birlik oluşturmamaları, hükümet dahi kuramamaları, Güney'in zaafiyetidir. Saldırılara karşı korunmasız hale gelmesidir.
  • Kürtleri temel haklarından mahrum bırakmak, Ortadoğu için önümüzdeki yüzyılın da temel sorunu olacaktır. Kürtlerin, ulusal birlik olmaya ve ortak mücadeleye ihtiyacı vardır. 

HÜSEYİN GEDİK

ABD, 1990’dan başlayarak Irak, Afganistan, Suriye ve son olarak İran saldırılarının ardından, uzun süre konuşlandığı Irak’tan çekilmek zorunda kaldı. Ortadoğu’ya fiilen yön veren ABD’nin askeri müdahaleleri, yol açtığı sorunlar ve bölgeye etkileri, birçok yönüyle ele alınmalıdır.

El Kaide’nin 11 Eylül saldırıları, ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesinin önünü açtı. Afganistan’a saldırdı. Uzun yıllar savaş durumunda kaldı. Kendisine bağlı bir hükümet kurdu. Sonuç itibarıyla fiyasko yaşandı. El Kaide’nin varlığını sonlandıramadı. Afganistan’ı Taliban’a terk etmek zorunda kaldı.

Irak'a 2003’te ikinci defa saldırdı, Saddam’ı idam etti, Irak’ı devlet olarak çökertti ama kalıcı bir sonuç elde etmedi. 6 binden fazla kayıp verdi. DAİŞ gibi çok daha tehlikeli bir yapının ortaya çıkmasına zemin sundu. Haşdi Şabi gibi ABD karşıtı bir orduyu yarattı. Sonuçta da Irak’ı da bırakmak zorunda kaldı.

Çekilmenin etkileri uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. ABD’nin Irak’ta bıraktığı boşluğun, kimler tarafından ve nasıl doldurulacağı konuları soru işaretleridir. Türkiye’ye biçilen rol, Irak’ın geleceği, İran savaşının çıkmazı ve İran’a bağlı güçlerin Irak’taki varlığı, Güney Kürdistan için beliren güvenlik kaygıları, önemli konu başlıkları olarak tartışmaya açılmış durumdadır.

ABD’nin müdahalelerinde en olumsuz etkilenenlerin başında hiç kuşkusuz Kürtler geliyor. Kürtler ile olan ilişkileri, Kürtlerin çıkarından ziyade bölgesel çıkarlarına hizmet etmenin ötesine asla geçmedi. Önce güven verip sonra da yüz üstü bıraktı. Ne yazık ki bu politikalar tekrarlanan bir durum haline geldi.

Katliamlardaki sorumluluğu

Saddam’ın devrildiği dönemden sonra ABD güçleri, Şengal Dağı zirvesine Çil Mêra ve Xanasor’a askeri üs kurmuştu. ABD’nin Şengal’deki varlığı, 2012-13'e kadar devam etti. Fermandan hemen önce de Şengal’i terk etti. Irak’a müdahalesinin sonuçlarından biri de Şengal fermanıdır. Êzîdî katliamında ABD’nin sorumluluğu belirleyicidir.

Êzîdîler, 2014’teki fermanla büyük bir insani trajedi yaşadı. Til Ezêr ve Sîba Şêx Xidir yerleşkelerine 2007'de patlayıcı yüklü kamyonlarla intihar saldırıları düzenlenmiş ve 450’den fazla Êzîdî katledilmişti. Bu katliamları yapan DAİŞ’in bir proje olarak ortaya çıktığı yazılıp çizildi.

ABD’nin katliam sonrası Şengal’e yaklaşımı da olumsuz oldu. PKK varlığını gerekçe göstererek Türkiye’yi ve KDP’yi memnun edecek açıklamalarda bulunup Şengal’e saldırıları hep meşrulaştırdı. Şengal Dağı'nı uzun yıllar kendi güvenliği için kullandı ama Êzîdîlerin katledilmesine seyirci kaldı.

Sömürgeciliğin yeni kılıfı

Fermanlarla Êzîdîlerin yaşadığı travma, Kürtler için çizilen kader hiç değişmeden devam etti. I. Dünya Savaşı'yla Kürtlerin başına gelenlerin bir benzeri, yaratılan Kürt sorununun özü değişmeden biçimi değiştirilerek yüzyıl sonra devam etmektedir. Önceden Kürtlerin varlığı inkâr edilerek coğrafyası parçalanmış ve sömürge bir halk durumuna getirilmişti. Şimdi ise varlığı bir nebze kabul görüyor ama devletlere entegre adı altında Kürtlerin statüsü tanınmıyor, sömürgeciliğin kılıfı değişiyor.

ABD, Kürt bölgelerinden çekilirken Kürtleri zora sokan bir dizi sorunu da geride bırakıyor. Suriye iç savaşına müdahil olurken Kürtlere dayanması, Rojava coğrafyasını kullanması, Kürtleri DAİŞ’e karşı kurulan koalisyon gücüne dahil etmesi, Kürtlere kısmen kazandırdı ama Rojava’nın eksen kaymasına da neden oldu. Sonuçta da Rojava’yı yalnız bıraktı.

Suriye'deki dayatmaları

Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir şekilde Rojava Özerk Yönetimi ve QSD’nin feshine yol açan süreci dayattı. Rojava’yı Suriye Geçici Hükümeti’ne katmak için zorlayıcı oldu; askeri, siyasi, diplomatik baskılarla eldeki birçok kazanımı kaybetmesi pahasına entegrasyona mecbur etti.

ABD, Suriye konusunda Türkiye’nin çizgisini kabul etti. HTŞ güçlerini Şam’a yönetim yaptıktan sonra Rojava ile ortaklığı bitti, Kürtleri gözden çıkardı ve güçlerini Rojava’dan çekerek HTŞ saldırılarına kapı açtı. Suriye’de merkezi devletin kurulması için Alevilerin, Dürzilerin ve Kürtlerin direncinin kırılmasına göz yumdu.

Güney'de de benzer hâl

Rojava’nın DAİŞ ile mücadele adına ABD’ye aşırı angaje olması, başlı başına bir zaafiyet oluşturdu. Rojava kazanımlarının elden çıkmasının sebeplerinden biri de hiç kuşkusuz angaje olduğu ABD’nin, bölgeye ilişkin tutarsız, ilkesiz ve pragmatist güncel politika değişikliğidir. 

Rojava’nın başına gelen yalnızlık, öz savunmadaki bağımlılık ve terk edilme halinin bir benzerini, Güney Kürdistan yaşıyor. ABD’nin çekilmesi Güney'i de zora sokuyor. KDP ve YNK’nin birlik oluşturmamaları, hükümet dahi kuramamaları, Güney'in zaafiyetidir. Saldırılara karşı korunmasız hale gelmesidir. Pêşmergenin birleşmesi dahi iradeleri dışında bir dayatmanın sonucudur.

Devlet dışı yapılara son veriliyor

Ortadoğu’da devlet dışı silahlı yapılanmaların varlığına son veren küresel güçlerin stratejileri gereği, silahlı örgütlerin devlet içine dahil edilmeleri kaçınılmaz hale getirildi. PKK’nin silah bırakarak Türkiye’de hukuk içine alınması; QSD’nin Suriye ordusuna; Şengal’de YBŞ-YJŞ’nin Irak ordusuna dahil edilme süreci, pêşmerge için de işletilecektir. Lübnan'da Hizbullah’ın akıbeti de benzerdir. Özerk silahlı yapılanmaların varlıklarına son verecek entegrasyon mekanizmaları devrededir.

ABD’nin bölgede güç bulundurması ve sonlandırması da halklar açısından yapısal ve kalıcı sorunlara neden oldu. Kürtler için daha fazla kaygı uyandırdı. Kürt sorununun çözümünden ziyade sadece PKK’nin silah bırakmasına odaklanan çözüm  senaryosu; Rojava’nın içine sinmeyen bir anlaşma ile Suriye’ye entegrasyonu; Başûr’un var olan federe statüsüne son verecek dayatmalar; Şengal savunma birliklerinin Irak ordusu içinde eritilmesi; PJAK-İran ilişkilerinde benzer sürecin işlemesi, ortak bir politikanın ürünü olduğunu özenle belirtmek gerekir.

Kürtler yaralı bırakılıyor

Sorunları yarım bırakacak çözüm formülleri, Kürtleri yaralı bırakmak demektir. Kürtler için düşünülen dil-kültür, eşit vatandaşlık gibi temel haklarından mahrum bırakan entegrasyon çözümü, Ortadoğu için önümüzdeki yüzyılın temel sorunu olmaya devam edecektir.

Tarihin bu aşamasında Kürtler için yine kefen biçme ihtimali beliriyor. ABD ve benzer devletler ile girilen ilişkilerin sonuçlarından dersler çıkarmak gerekir. Kürtlerin, ulusal birlik olmaya, partiler ve parçalar üstü ortak politika belirlemeye ve ortak mücadele etmeye acil ihtiyaç vardır.