"Pişmiş aşa soğuk su" mu katıyorum?

Veysi SARISÖZEN yazdı —

9 Ocak 2022 Pazar - 23:30

  •  "Sandık görevlilerimiz var, avukatlarımız var, seçimi bekleyin, gelmekte olan gelecek" diye konuşursanız, o gün neye uğradığınızı kesinlikle şaşırırsınız.

Şunları yazıyorum ya, güya seçmen korkuyormuş.  

Neler yazıyorum? 

Erdoğan, kendi milli ekonomisini baltalıyor. Bunu yaparken kendi aile efradına ve yandaş para babalarına akla hayale gelmedik o milli ekonominin kaynaklarını peşkeş çekiyor. Amacı "tek adam rejiminden güçlendirilmiş parlamenter rejime" geçişin çelişkili ve dengesiz sürecinde yeni koalisyon hükümetinin altından kalkamayacağı bir enkaz ve boşaltılmış bir hazine yaratmak. Erdoğan bu durumda Millet İttifakının hükümete gelmeye cesaret edemeyeceğini düşünüyor ve biliyor.

Aynı zamanda Batılı ülkelere "beğenmeseniz de benim diktatörlüğümün dışında muhalefet bu enkazı kaldıramaz, kaldıramayınca Türk ekonomisinin yıkımı sizi de vurur, o halde beni desteklemek zorundasınız" demekte. Böyle bir yıkım özellikle Avrupa’yı derinden etkiler ve kaos durumunda yalnız Suriyeli mülteciler değil, milyonlarca Türk Avrupa kapılarına dayanır.

Erdoğan aynı zamanda seçimi kaybettiği günün ilk saatlerinde, Yüksek Seçim Kurulu vasıtasıyla "seçim darbesine" de hazırlanmakta. Hepsi Saray militanı YSK üyeleri, seçim öncesinde yapacakları oyunlar sökmez de, sandıklar açıldığında Erdoğan ve AKP’nin yüzde altmışa karşı yüzde kırkla yenildiğini gördüklerinde, gözlerini kırpmadan AKP ve MHP’nin yapacağı bütün itirazları kabul eder ve yüzde altmışa karşı yüzde kırklık hezimeti bal gibi tersine çevirir. Anayasaya göre, YSK’nın bu "seçim darbesine" itiraz mümkün değildir ve verdiği kararlar bir bakıma anayasa hükmündedir, kesindir, temyizi yoktur. 

Bu durumda ne olur? 

Kılıçdaroğlu "bizim kitabımızda sokak yok" dese de seçmen tahmin edilemeyecek bir öfkeyle sokağa çıkar. Erdoğan geçenlerde "sokağa çıktığınız zaman Cumhur İttifakı sizi gittiğiniz yere kadar kovalar" derken işte bu "seçim darbesi" üzerine çıkacak kitlesel protesto gösterilerine karşı "iç savaş" sopasını gösterdi.

Erdoğan neden "polisim, jandarmam, askerim sizi gittiğiniz yere kadar kovalar" demedi de "Cumhur İttifakı sizi kovalar" dedi? Çünkü seçim sonucunda Erdoğan yenildiği ve YSK darbeye yöneldiği zaman, hem ordu, hem de polis teşkilatı "ayrışır". Seçimi kaybeden bir partiyi devletin silahlı güçleri, şu sıralarda olduğu gibi, bütünlüğünü koruyarak destekleyemez. Erdoğan bunu bildiği için daha şimdiden kendi teşkilatını, kurduğu milis gücünü seçim sonuçlarının ortaya çıktığı ilk saate hazırlamakta, darbeye karşı sokağa çıkacak halka karşı teşkilatını silahlı saldırı için örgütleme adımları atmakta. 

Buraya kadar daha önce yazdıklarımı tekrar ettim. Soru şu: Bu karanlık tabloyu neden yazıyorum? Seçmeni korkutmak, muhalefetin psikolojisini bozmak için mi? Neden yazdığımı anlatayım:

Eğer seçmen ve muhalefet bu yazılanlardan ötürü korkuya kapılacaksa, şimdiden geçmiş olsun. Yazılandan korkanın, bu yazıda söylenen işler yapıldığında aklını yitireceği kesindir. O halde henüz kaosa vakit varken, seçmen en korkunç ihtimallere hazırlanmalıdır. "Sandık görevlilerimiz var, avukatlarımız var, seçimi bekleyin, gelmekte olan gelecek" diye konuşursanız, o gün neye uğradığınızı kesinlikle şaşırırsınız. Köprü de Harbiyeli öğrencinin kafasını kesen SADAT’çıyı tepesine dikilmiş vaziyette gören CHP’li, İyi Partili sandık görevlisinin ve avukatın halini şimdiden görebiliyorum. Demek ki bu durumu önceden görmek ve buna göre önlem almak şart.

"Karanlık tabloyu" çizmemin nedeni faşist rejimin seçim darbesine karşı şimdiden hazırlanmak gerektiğini vurgulamak. Millet İttifakı eğer seçmene bugünden bu ihtimalleri anlatır, "partilerimizin işi sandık kapandığında bitiyor, oylarınıza sahip çıkmak sizin örgütlülüğünüze ve mücadele azim ve yeteneğinize bağlıdır, hazır olun" derse, ben eminim ki, bu seçmen hemen şimdiden her sandık bölgesinde "seçim darbesine karşı ve oylara sahip çıkmak için" kitlesel komiteler kurmayı düşünecektir. Ankara’daki seçmen seçim sonuçları ortaya çıkar çıkmaz, seçim darbesinin karargahına dönüşecek olan YSK’nın önüne milyonlar halinde dikilmek için şimdiden kolları sıvayacaktır. 

"Ama silahlı AKP’liler saldırırsa ne olur?" Şedrin’in "Korkak Mishor’u" böyle soruyor. Bu güruh böyle bir kitleye ancak bir kere saldırır. Dağılmayan kitleye kurşun işlemez. Saldırgan ikinci defa ateş edemez. Ettiği zaman devlet aygıtı orta yerinden yarılır. Bir kısmı Erdoğan’a sadık kalsa da, bir kısmı geri çekilir. Hatta YSK önünde birikenler bir de bakarlar ki, Arap Baharında olduğu gibi, her an "FETÖ’cü" denerek tutuklanmayı şu ara beklemekte olan astsubaylar, teğmenler, yüzbaşılar, tanklarıyla YSK’nın önündeki kitleye sığınmış. Çünkü onlar için de Erdoğan’ın yıkılması bir hayat memat meselesidir. (Bu defa mağdur kitleler subayların darbesinden değil, subaylar mağdurların isyanından medet umacak.) 

Erdoğan’ı seçim darbesinden caydırmak için bunu da ona anlatmak, pabucun pahalı olacağını göstermek gerekir.  

Seçim darbesi ve iç savaş ancak bugünden tehlikeleri görürsek önlenebilir. Ancak böyle bir yaklaşımla Erdoğan rejimine seçim yoluyla son verilebilir. 

Yeter ki muhalefet "Seçim olacak dertler bitecek" yerine "Erdoğan milli ekonomiyi bilerek baltalıyor, seçim darbesine ve ona itiraz edecek olan halka karşı iç savaşa hazırlanıyor" desin. Gerisini halkın örgütlü gücü yerine getirecektir. Diyelim ki Millet İttifakı iktidarı aldı. Enkazı kaldırmak ve yenilen rejimin sabotajlarını durdurmak da işte seçim darbesini ve iç savaşı önleyen bu örgütlü halkın gücüyle mümkün olacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.