'Sen çağrını yap denize at balık bilmezse halik bilir’ 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

15 Temmuz 2021 Perşembe - 23:00

  • HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın son grup toplantısındaki konuşması büyük önem taşıyor. Buldan bu konuşmada “HDP’nin oyları çantada keklik değildir” dedi ve hem Cumhur İttifakına, hem de Millet İttifakına karşı sağlam bir mesafe koydu. 

Eğer Sedat Peker’in videoları devam etseydi ve bu videoların birinde Soylu’nun AKP Gençlik Kollarına sandık-sandık kalaşnikof dağıttığı dile gelseydi, kamuoyunda AKP’nin illegal ve silahlı bir terör örgütü olduğu gerçeği bugün rejimi sarsan gündem haline gelirdi.

Peker’i Türk dışişleri ve istihbaratı, en azından video yayınlama konusunda susturdu. Peker artık senin, benim gibi twitter’dan açıklamalar yapıyor. İzleyici sayısının düşmüş olması gayet normal. Bunun da sonucu, AKP’nin illegal ve silahlı terör örgütü olduğu gerçeğinin karartılmasıdır.

Ama bu karartmayı Erdoğan tek başına başaramazdı. Karatma asıl olarak CHP ve İyi Parti’nin sayesinde başarıya ulaştı. Çünkü sustular. Sonuç olarak “illegal ve silahlı terör örgütü” bir kere daha meşrulaştırılmış oldu.

O halde sistem içi muhalefet hakkında konuşmalıyız.

Şematik olarak söyleyecek olursam, gerçek muhalefetin stratejik hedefi faşist rejime son vermek ve demokratik cumhuriyeti kurmaktır. Taktik hedef ise sistem içi muhalefeti, yani ulusalcı CHP ve pro-faşist İyi Parti’yi, bu arada “bölgesel emperyalizmin” ideolojik merkezi Gelecek Partisini, liberal-muhafazakar Deva Partisini, islamcı Saadet Partisini, bunların dayandığı tabandan tecrit etmektir. Bu taktik hedef, stratejik hedefe yürümenin ilk ve en önemli adımıdır. Çünkü bu partiler kendi tabanlarından tecrit edilemezse, yani bu taban taktik hedefe kazanılamazsa Türkiye tarihi fırsatı kaçırır; ya Erdoğan rejimi yıkılamaz ya da ülke bu partilerle AKP’nin “milli koalisyonuna” mahkum olur. Bir başka ifadeyle, Erdoğan rejimi kendi dışındaki sistem partilerine iktidarı vermez, iktidardan gideceğini gördüğü anda öyle bir kaos yaratır ki, sözünü ettiğim partiler o anda soluğu Yenikapı’da alır, devletin “bekası” adına HDP dışında “milli koalisyon” kurulur.

AKP’nin silahlanmasının ve muhalefetin susmasının gösterdiği manzara böyledir. Bana sorarsanız bu partileri tabanlarından tecrit etmek onlarla “tepede ittifak” laflarına kesinlikle son vermeyi ve onların tabanlarına bu partileri eleştirmek yoluyla hitap etmeyi gerektirir.

Bu bağlamda HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın son grup toplantısındaki konuşması büyük önem taşıyor. Buldan bu konuşmada “HDP’nin oyları çantada keklik değildir” dedi ve hem Cumhur İttifakına, hem de Millet İttifakına karşı sağlam bir mesafe koydu. HDP’nin bu iki ittifaka ihtiyacı yok, ancak her iki ittifakın HDP’ye ihtiyacı var. Pervin Buldan bir bakıma “hem Kürtlerin oylarına ihtiyacınız var, hem de Kürtlerin varlığını, dilini, kendini yönetme hakkını tanımıyorsunuz, biz de her ikinizi tanımayız, haberiniz olsun” demiş oldu.

Geçtiğimiz hafta Hatip Dicle bu yaklaşımı tamamlayan bir saptama yaptı, “CHP ve İyi Parti Meclis’ten çekilse ki HDP buna hazırdır, rejim çöker” dedi. Bu iki kere ikinin dört ettiği kadar isabetli bir öngörüdür.

Şimdi sorun, sistem içi muhalefetin tabanına HDP’nin tumunu onları ikna edecek sağlam argüman, olgu ve örneklerle anlatmaktadır. Bu görev her şeyden önce özgür medyanın omuzlarında.

Kimi zaman Kürt kamuoyuna hitap eden medyada CHP’li ya da CHP’ye yakın ya da diğer muhalif şahsiyetleri görüyor ve dinliyoruz. Bu esnek yaklaşıma diyecek söz elbette yoktur. Ancak yalnızca onların Erdoğan rejimini şu ya da bu somut konuda eleştirimelerine amiyane tabirle söyleyecek olursam, “tav” olmamak gerekir. Hepsinin torbasında yüzlerce rejim eleştirisi var. Amenna. Bir çoğuna HDP de, bizler de katılıyoruz. Ama sorun torbayı doldurmak değil. Zaten torba çoktan taşmış durumda. Sorun rejimin yapıp ettiklerini değil, rejimin kendisini, Erdoğan’ı, Bahçeli’yi, kendi ordusuna darbe yapan Akar’ı, kendi ülkesine Suriye’den roket atmaya kalkan Fidan’ı ve AKP’lilere kalaşnikof dağıtan Soylu’yu, hempalarını torbaya doldurmaktadır. Ekranlarımıza çıkardıklarımıza bunu nasıl yapacaklarını sormalıyız, “ilk seçimde” dediklerinde illegal, silahlı AKP terör örgütünün seçim darbesine karşı ne yapacaklarını sormalıyız. Demeliyiz ki, referandumda bir buçuk milyon mühürsüz oy kullanıldığı zaman sokaktaki AKP’li, MHP’li sergerdelerin silahlarını görünce neden gençlerinizi durdurdunuz diye de sormalıyız.

Ve onlara silahlı terör örgütü AKP’ye karşı o gün geldiğinde sokaktaki en güvenilir direnişçilerin HDP’li Kürt yurtseverler, Aleviler, sosyalistler ve başı açık ya da örtülü kadınlar olacağını hatırlatmalıyız. Sandıkta halk iradesini ancak onlarla ittifak içinde koruyabilirsiniz demeliyiz. O gün için ittifaka hazır olmayanların HDP’den oy desteği istemesinin beş paralık değeri olmadığını da eklemeliyiz.

Sonra dönüp CHP’nin ve diğerlerinin seçmen kitlelerine “seçime değil, silahlı terör örgütü AKP ve MHP’nin seçim darbesine hazır olun, biz sizinle omuz omuza olmaya hazırız” çağrısı yapmalıyız.

Aşırı kötümser arkadaşlarım “CHP tabanı Kürt düşmanı bu çağrılara kulakları tıkalı” diyorlar. Ben de “sen çağrını yap, balık bilmezse halik bilir” diyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.