9 Ekim’den 10 Ekim’e

Cihan DENİZ yazdı —

13 Ekim 2021 Çarşamba - 23:00

  • Uluslararası Komplo’nun başladığı tarihten tam 17 yıl sonra 10 Ekim 2015’de Türkiye’nin göbeğinde İŞİD eliyle yaptırılan katliamda hayatını kaybeden 103 kişi, iktidarın başlattığı savaşa karşı barışı savunmanın bu coğrafyada ne anlama geldiğini göstermiştir bize bir kez daha.

9 Ekim; 1998’de uluslararası bir komplo ile PKK Lideri Abdullah Öcalan Suriye’den çıkartıldı.

10 Ekim; 2015’de barış için toplananlara bugün artık kimin nasıl desteklediği, yönlendirdiği uluslararası belgelerde bile açıkça görülen İŞİD çetelerinin düzenlediği bombalı saldırıda 103 kişinin öldüğü Ankara Gar Katliamı. 

Aralarında 17 yıl olan bu iki olay birbirinden bağımsız değildir. İkisi arasında çok açık bir diyalektik bağ mevcuttur. Tıpkı, Türkiye’nin şu an içinde yaşamış olduğu sorunların neredeyse tamamının 9 Ekim ile başlatılan sürecin ve Kürt Sorunu’nda çözümsüzlükte ısrarın bir sonucu olması gibi.

Uluslararası Komplo ile Ortadoğu coğrafyasının yeniden dizayn edilmesine paralel olarak, coğrafyada halkların daha da köleleşmesine karşı en büyük direnç kaynağı olan Kürtler ve onun örgütlü gücü hedeflenmişti.

Kürtlerin örgütlü mücadelesinin hedef haline gelmesinin en önemli nedeni, sadece Kürtlerin değil, tüm bölge halklarının gerçek özgürlüğü hedefindeki ısrarıdır.

Sözde “demokrasi” getirerek bölgeye yeniden şekil vermeyi ve bu yolla bölgenin tüm yer altı ve yerüstü kaynaklarına el koymayı hedefleyenlerin sözde demokrasileri karşısında, gerçek bir demokrasi ve barış alternatifi ortaya koyan bir mücadeleye karşı tepkisiz kalmaları beklenemezdi; nitekim kalmadılar da.

Buna bağlı olarak, bir diğer neden ise, bu coğrafyanın en yakıcı ve en büyük acılara yol açmış sorunlarının başında gelen Kürt Sorunu’nun çözümünü barışta, müzakere ve diyalogda görmedeki ısrarıdır.

Kürt Sorunu’nun çözümünün Kürtler ile Türk devleti arasında coğrafyaya barış ve demokrasi getirecek bir temelde çözülmesi yukarıda bahsettiğimiz hedefler önünde kesinlikle bir engeldi.

Bunun yerine şiddet sarmalının daha da derinleştirilerek; hem Kürt mücadelesinin tasfiyesi ve aynı zamanda Kürtler ile mücadelede tüm kaynaklarını tüketen Türk devleti üzerindeki denetim ve kontrollerini daha da artırmayı hedefliyorlardı. 

Bu anlamıyla 9 Ekim, Kürt Sorunu’nda gelinen tıkanmayı aşmak, siyasi bir çözümün önünü açmak ve bu yolla bölge üzerinde oynan oyunları boşa çıkarmak için bizzat PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından 1 Eylül 1998 tarihinde ilan edilen ateşkese verilmiş bir cevaptır.

Uzattığı barış eli boşta kalmasına rağmen, bulunduğu her ortamı barış ve Kürt Sorunu’na siyasi çözüm için bir kürsüye çeviren Abdullah Öcalan, Türk ve Kürt halklarının onurlu, özgür ve eşit birlikteliği temelinde Kürt Sorunu’na barışçıl ve siyasi çözüm bulmak için her yolu deneyerek bu oyunu bozmanın çabası içinde olmuştur.

Kürt Sorunu hakkında inkar ve imha siyasetinden başka sözü olmayan Türk Devleti ise, siyasi bir körlük içinde büyük güçlerin kurduğu oyunun bir parçası olmuştur.

Uluslararası Komplo sonucu Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi hakkında “ABD Öcalan’ı bize neden verdi anlamadım” diyen Ecevit aslında kendi dışlarında kurulan bir oyunun parçası olduklarını itiraf etmişti.

Bir tek Abdullah Öcalan bu oyunun bir parçası olmamıştır. Tersine, maruz kaldığı Uluslararası Komplo’yu, bu Komplo sonucunda Türkiye’ye getirilmesini bu coğrafyaya barışın ve demokrasinin gelmesi için bir fırsata çevirerek, sadece Kürtler değil; Türkler ve diğer bölge halkları üzerinde oynanmak istenen oyunu boşa çıkarmıştır.

Abdullah Öcalan’ın barış ve demokrasi noktasındaki ısrarı karşısında ise Türk devleti, her zaman çıkarcı ve faydacı bir yaklaşım içinde olmuştur.

Kürt Sorunu’na “çözüm” için başlatılan süreçleri Türk devletinin yeniden yapılanması noktasında bir araç olarak görmüş ve artık ona ihtiyacı olmadığına kanaat getirdiğinde ise, Kürt Sorunu’na çözümde şiddet dışında başka bir yol tanımayan geleneksel duruşuna geri dönmüştür.

10 Ekim’e geldiğimizde ise, hala aynı oyunun oynandığını görüyoruz. Bir kez daha uzatılan barış eli havada kalmıştır.

Uluslararası Komplo’nun başladığı tarihten tam 17 yıl sonra 10 Ekim 2015’de Türkiye’nin göbeğinde İŞİD eliyle yaptırılan katliamda hayatını kaybeden 103 kişi, iktidarın başlattığı savaşa karşı barışı savunmanın bu coğrafyada ne anlama geldiğini göstermiştir bize bir kez daha.

İlk önce Suruç’ta ve daha sonra Ankara’da yaptırılan bu katliamlar ile bir kez daha devreye konulan savaş ve imha konsepti ancak barış ve demokrasi mücadelesinin daha da yükseltmesi ile mümkün olacaktır.

Bunun olmazsa olmaz ilk koşulu ise her sözü bu coğrafyaya barış ve özgürlük gelmesine hizmet etmek dışında bir anlam taşımayan Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona erdirilmesi ve emsali olmayan tecrit hukuksuzluğuna son verilerek İmralı’nın kapılarının tekrar barışa açılmasının sağlanmasıdır.

Bunun kazananı sadece Kürt halkı değil, Türk ve diğer bölge halkları da olacaktır; tıpkı Uluslararası Komplo’yu boşa çıkararak Abdullah Öcalan’ın Kürt ve Türk halklarını uçuruma yuvarlanmaktan kurtarmasında olduğu gibi. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.