Açlığın gölgesinde savaş oyunları

Aykan SEVER yazdı —

19 Ekim 2021 Salı - 22:00

  • Açlıkla mücadele kurumları dünya çapında 811 milyon kişinin açlık çektiği, 41 milyon kişinin ise açlıktan ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu duyurdu. 
  • Bu insanlar elbette sadece rakam değil, fakat kapitalist akıl için maalesef o bile değil. Yoksa niye doğa ve insanlığa verdikleri bunca tahribata rağmen savaş oyunlarına devam etsinler?

 

Mevcut paylaşım savaşı insanın akli melekelerini her geçen gün biraz daha zorluyor. Açlıkla mücadele kurumları dünya çapında 811 milyon kişinin açlık çektiği, 41 milyon kişinin ise açlıktan ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu duyururken, dünyanın bir numaralı gücü ABD'de resmi rakamlarla yiyecek yardımından yararlananların sayısı son dönemdeki gerilemeye rağmen 44 milyon civarında.

Bu insanlar elbette sadece rakam değil, fakat kapitalist akıl için maalesef o bile değil. Yoksa niye doğa ve insanlığa verdikleri bunca tahribata rağmen savaş oyunlarına devam etsinler?

3. Dünya Savaşı'nın birincil cephesi olmaya aday Hint-Pasifik hattı geçen hafta da hareketliydi.

Tayvan üzerine ağız dalaşı devam ederken, ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan donanmaları Bengal Körfezi'nde ortak tatbikat başlattı.

Quad ittifakı, bu tatbikattan "serbest ve açık Hint-Pasifik" vizyonunun hayata geçirilmesi için dört ülkenin ilişkilerini güçlendirmesini umduklarını belirtmişler. Aman ne güzel. Buna mukabil Rusya Çin'le  Japon Denizi'nde bir tatbikat başlattı. Hatta Moskova yönetimi tatbikat sırasında Rus karasularını ihlal etmeye çalışan bir ABD destroyerini kovaladıklarını iddia etmiş. 

Sonra Çin'in, Ağustos'ta dünyayı turlayan nükleer başlıklı hipersonik füze denemesi yaptığı (Çin bunu sonra yalanladı.) öğrenilmiş ve bu gelişme ABD’de şaşkınlık yaratmış.

ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Kirby, “Çin'i hız mücadelesinde bir numaraya koymamızın sebebi bu” diye konuşmuş. Ne güzel değil mi? Tıpkı masal anlatır gibi. Bu tür "oyunlar"la karşılıklı olarak ‘geliyorum’ diyen bir "kaza" adeta ilmek ilmek örülüyor. ‘Kaza’nın Gavrilo Princip'in elinden çıkmayacağı kesin olsa da, kimin elinden fırlayacağının da bir önemi olduğunu sanmıyorum, zira savaş çoktan fazlasıyla yok edici bir üst seviyeye taşınmış olacak.

Bugünkü savaş oyunları hikâyemiz maalesef burada bitmiyor. Bazı "Stratejik" gelişmeler de var. Tahran yönetimi, Rusya ve İran arasında gelecek ay bir stratejik ortaklık anlaşması imzalanacağını duyurdu.

İran, bu yıl 27 Mart'ta benzer bir anlaşmayı Çin'le de imzalamıştı.

Hafta başında Batı'ya dönük tepkisel bir hamle de Rusya'dan geldi. Putin yönetimi, NATO nezdindeki temsilciliğinin faaliyetlerini askıya alacağını ve Moskova'daki NATO irtibat bürosunun kapatılacağını açıkladı.

Bütün bunlar zamanla ne getirir, sonra neler olur ayrı mesele. Fakat ilk elden görünen o ki,  ABD "Soğuk Savaş" döneminde değişik faktörlerin de katkılarıyla sergilediği düşmanları (Sovyetler Birliği ve Çin) ayrıştırma becerisinden uzak bir noktada. Şimdi aynı mahareti gösteremedikleri gibi, "düşmanlar"ın stratejik birlik kurmalarını da engelleyemiyorlar.

Paylaşım savaşının yoğunlaştığı Ortadoğu'ya gelince; Suriye cephesi yeni gelişmelere gebe.

Bir taraftan, başta bölgede yaşayan Kürt halkı olmak üzere; Kuzey-Doğu Suriye'de yaşayan halkları dışlayan ‘Cenevre süreci’ yeniden hareketlendi.

Pekala Esad rejimiyle çeteler arasında anayasa başlığında bir oldu bitti tertiplenebilir.

Böyle bir uzlaşmanın olası İdlib operasyonunun önüne geçme potansiyeli var. Ayrıca TC'nin, yaşadığı çoklu krizi kendince çözmek için soykırımcı politikaların bir devamı olarak Til Rıfat hattında Kürt halkına  saldırma olasılığı yine gündemde. En azından bu yönde hazırlıklar yaptığı görülüyor.

Fakat burada gerek Rusya, gerek gerekse de Esad rejiminin "normal koşullarda" geri adım atması zayıf bir olasılık. Buna rağmen saldırı yine de gündeme gelebilir.

Son dönemde, bu kez F-16'lar üzerinden ABD ile yakınlaşmakta ısrar eden Erdoğan umudunu, 30-31 Ekim'de Roma'da gerçekleşecek G-20 zirvesinde Biden'la yapmayı planladığı görüşmeye bağlamış olabilir. Fakat bunun F-16'nın finansmanı meselesinde bir kere daha açığa çıktığı üzere yalanlar savurarak olmayacağı açık.

Normal koşullarda özellikle popülaritesi her geçen gün düşen Biden'ın özellikle Kongre'de TC'ye verilecek yeni tavizleri kabul ettirmekte zorlanacağı düşünüldüğünde, Suriye'de yeni operasyon başlığında geri adım atması beklenemez. Aynı şekilde Putin'in büyük bir taviz koparmadan Erdoğan'a saldırı için yol açması da.

Fakat bu söylediğim şeyler "normal koşullar" dahilinde. Postmodern karakterli savaşta ise her zaman 2+2 = 4 sonucunu alamayabiliriz…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.