• Türkiye’de politika yapan bütün çevreler, yaşananlardan ders alabilirse zorluklara rağmen paradigmayı değiştirecek yeni bir durum ortaya çıkabilir.

CAFER TAR

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın 26 Mayıs 2026'da bir mahkeme kararıyla yok hükmünde sayılması, Türkiye’de parti-devlet inşasında çok önemli bir aşamanın daha geride kaldığını gösteriyor.

Eskiden devletin yargısı ve polisi, yasal olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarına rağmen uygulamada sistematik olarak dışlanan Kürtler, Aleviler gibi toplumsal çevrelere pervasızca saldırırdı fakat Sünni beyaz Türkler bunun dışında, kendi korunaklı alanlarında yaşardı.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren kâğıt üstünde eşit olan, bu ülkenin pasaportunu ve kimliğini taşıyan Kürtler, fiilen vatandaşlık haklarından hiçbir zaman gerçek anlamda yararlanamadı. Bu öyle geçici, herhangi bir siyasal partiye bağlı olan bir şey de değildi. Yani bir partinin iktidara gelmesiyle düzelebilecek bir şey değil, sistematik, partilerden bağımsız, sistemsel bir şeydi.

Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin ve diğer azınlıkların anayasal özgürlükleri her zaman ihlal edilebilirdi ve çoğunluk bundan hiçbir rahatsızlık duymazdı. Hatta birçoğu bunun böyle olması gerektiğini, çünkü bu çevrelerin toplumun huzurunu bozan insanlar olduğunu düşünürdü.

Kamusal istihdam, bazı çevrelere sonuna kadar açıkken, başkalarına sadece itaat ettikleri oranda açıktı. Bu durum ise toplumdaki mülkiyet ilişkilerini Sünni ve beyaz Türkler lehine olağanüstü bozuyordu. Şimdi Türkiye, sadece bir partiye, tabiri caizse yukarıdan atanan bir kayyum olayıyla değil, bütün bu tanımlamaların bir kez daha düzenlendiği yeni bir döneme giriyor. İşin trajik tarafı ise, bu düzenleme geçmiş dönemde toplumsal hiyerarşinin en altında yer alan “Kürt/Alevi” bir insan eliyle ve kimi Alevi kurumları bu hukuksuzluğa dâhil edilerek yapılmaya çalışılıyor.

Yeni rejim, Türkiye’de güç ilişkilerini yeniden şekillendirirken bunu Kemal Kılıçdaroğlu eliyle yaparak bir taşla birden fazla kuş vurmaya çalışıyor. Eğer doğru davranılamazsa vuracak gibi de gözüküyor. Uzunca bir süre Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürekli muhalefeti dizayn etmekten bahsederdi. Öyle anlaşılıyor ki bu süreç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir tür kayyum olarak atanmasıyla tamamlanmak isteniyor. Böylece Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden hem Kürt ve Alevi kimliği toplumun çoğunluğunun gözünde ötekileştiriliyor hem de CHP içerik olarak dönüşüme uğratılıyor. Tarihin tam da burasında, bir yargı darbesiyle CHP’nin dışına itilenler irade sahibi olmalı ve artık sadece kendilerinin siyasal istikbalini değil, bütün toplumu düşünen bir noktada davranmalıdırlar.

Bir politik gelenek, kapalı kapılar ardında, odalarda, politik kulis yapılan koridorlarda değil, ideolojik/ahlaki netlikle devam ettirilir ve geliştirilir. Geçmişte ne olduğunun elbette çok önemi var fakat yol yürünürken edinilen tecrübeler kimi zaman geçmişte olanlardan çok daha fazla öğretici olabilir.

Türkiye’de politika yapan bütün çevreler, yaşananlardan ders alabilirse bütün zorluklara rağmen paradigmayı değiştirecek yeni bir durum ortaya çıkabilir. Devlete dayanan değil, gücünü halktan alan siyasal hareketler daha uzun soluklu olurlar.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu, uzun bir aradan sonra yeniden CHP Genel Merkezi’ne geldi; bütün Türkiye’den toplanmış bindirme bir kalabalıkla günü kurtarmaya çalıştı fakat görüntüler içler acısıydı. Bir insan kendini neden bu duruma düşürür? Ben bunu anlamakta gerçekten çok zorlanıyorum ama hayatta bunların hepsi var!

Halbuki Özgür Özel yine aynı saatlerde Ankara’da Güvenpark’ta kendisine destek veren on binlerce insana seslendi. Burada Özgür Özel ve çevresindekilere özel bir sempatimizin olmadığını belirtmeme gerek yok. Dönemsel haklılık bile politik olarak bir hareketin toplumsal desteğinin artmasına, kitlelerle kurduğu bağın güçlenmesine neden olabiliyor. CHP’de yaşananlar buna en güzel örnektir. Bu saatten sonra Özgür Özel, Türkiye’de kalıcı bir politik figüre dönüşmüştür.

Şimdi tarih, Özel ve arkadaşlarının sırtına, kendilerini de mağdur eden bu sistemle yüzleşme sorumluluğu yüklemiştir. Kendileri gibi sürekli merkezi operasyonlarla ötekileştirilen, anayasal hakları sürekli çiğnenen, belediyelerine kayyum atanan, haksız yere tutuklanan Kürtlerle birlikte güçlü bir demokrasi bloku kurmak, Türkiye’de muhalefetin erteleyemeyeceği bir göreve dönüşmüştür. Önlerinde iki yol var: Ya ortaya çıkan yeni durumu siyaseten sadece kendilerini iktidara getirmeye hizmet eden bir fırsata dönüştürmeye çalışacaklar ya da rejim tarafından ötekileştirilen bütün çevreleri de içine alan bir demokrasi blokuna evet diyerek, aktif katılarak, kendileri ile birlikte bütün Türkiye’nin özgürlüklerden ve demokrasiden yana bir yolculuğa çıkmasına katkı sunacaklar.