- Yolsuzluk, artık Türkiye’de iş yapma açısından istisnai bir durum değil, normal bir işleyiştir. Yolsuz bir ekonomi, devleti elinde tutan hükümet içerisindeki kimi çevreler için sorun değil.
CAFER TAR
CHP'nin 5 Kasım 2023'teki 38. Kurultayı, sadece CHP’yi değil, bütün Türkiye’deki politik denklemi değiştirdi. Bu, aslında çok anlaşılır bir durum. Yaklaşık 24 yıldır Türkiye’yi AKP yönetiyor ve iktidarda kaldığı yıllar boyunca toplum nezdinde özellikle yolsuzluklar ve haksız zenginleşme konularında muazzam yıprandı.
Artan hayat pahalılığı ve yoksulluk, özellikle Erdoğan’a karşı büyük bir öfkenin birikmesine neden oldu. Özellikle geçmişte toplumun alt orta sınıfları olarak tanımlanan mütedeyyin çevrelerde göze batan zenginleşme, toplumun geri kalanında büyük bir öfke patlamasına neden oluyordu. İktidar, bütün çabalarına rağmen oylarındaki erimeyi durduramıyordu. Cumhur İttifakı ve özel olarak Erdoğan artık insanlara ne anlatırsa anlatsın, iktidarın yıllar içerisinde oluşturduğu devasa propaganda mekanizması işlemez hâle gelmişti. Toplumun geniş kesimleri, artık Erdoğan medyasına itibar etmiyordu. Erdoğan iktidarı artık sona gelmişti ve bu durdurulamıyordu. Tam da bu noktada iktidar, artık topluma kendisinin bundan sonra insanlar için ne yapacağını anlatmaktan vazgeçti; bunun yerine muhalefetin ne kadar kötü, beceriksiz, hırsız ve yolsuz olduğunu anlatmaya başladı. Bu aslında kitle iletişimi açısından 24 yıllık bir iktidar için yanlış bir seçim stratejisi değildi.
Başlangıçta sadece iktidar medyası tarafından dillendirilen iddialar, bir süre sonra CHP içerisinde de alıcı buldu. Asıl kırılma, işte tam da bu noktada ortaya çıktı. AKP’nin muhalefeti teşhir üzerinden kendini toplum nezdinde temize çekme operasyonu yavaş yavaş karşılık bulmaya başladı. Kurultay, şaibeli miydi? Ben buradan bilemem fakat bu ihtimal yoktur denilemez. Bu soruşturulmalı mıdır? Muhakkak fakat son bir aydır yaşananlar, şaibeli bir kurultayın soruşturulmasının çok ötesine geçti. İktidarın ihtiyaçları ve taleplerinden çok etkilenen, hatta kendi kişisel istikballerini iktidarın devamına bağlayan kimi yargı mensupları, söz konusu soruşturmayı hem içerik hem de zamanlama açısından sıradan bir hukuki soruşturma olmaktan çıkarmış gözüküyor.
Türkiye’de normal, yasal yollarla gidilecek bütün yollar iktidar sahipleri tarafından bilerek, isteyerek kapatıldı. İş yaşamı, merkezi iktidarın veya belediyelerin kapısı çalınmadan sürdürülemez. Dolayısıyla yolsuzluk, artık Türkiye’de iş yapma açısından istisnai bir durum değil, normal bir işleyiştir. Yolsuz bir ekonomi, başta yargı olmak üzere bütün devleti elinde tutan merkezi hükümet içerisindeki kimi çevreler açısından sorun değil. Hatta bu, onlara hukuki bir takibe uğramadan yolsuzluk yapabilme özgürlüğü ve kendi içlerinde kontrol dışına çıkmış kimi çevreleri yargı eliyle cezalandırma olanağı veriyor.
Aynı şey muhalefet için geçerli değil. İktidara karşı yoğun bir güç mücadelesi veren muhalefet, birden çok noktada oldukça dikkatli olmak zorunda. Bunların en başında da yolsuzlukla mücadele geliyor. Bu, çok zor bir şey, çünkü Türkiye’de ekonominin kendisi artık rüşvet ve adam kayırma üzerine kurulmuş durumda. İktidar, yolsuzlukla zenginleşmeyi kendi taraftarlarına rezerve etti; kendi dışındaki çevreleri ise sürekli yolsuzluk soruşturmalarıyla takip ederek hem kendini temize çıkarıyor hem de rakiplerini zayıf düşürüyor.
Bu noktada iki şey aynı anda önemli; bunlardan ilki CHP 38. Kurultayı’nda gerçekten yolsuzluk yapılmış mıdır? İkincisi, bütün bu dönem boyunca CHP belediyelerine yönelik soruşturmaların ne kadarı yolsuzluk soruşturmasıdır? CHP 38. Kurultayı’nda delegeler muhakkak tıpkı diğer partilerin kurultaylarında olduğu gibi “Bu partiyi kim daha iyi yönetir?” sorusuna tek başına bir cevap aramadılar; aynı zamanda “Kim CHP yönetimine gelirse benim ve birlikte davrandığım çevrenin daha fazla menfaati olur?” diye düşündüler. Bunun aksi hiçbir burjuva partisinde olmaz; burjuva partilerinde insanlar sadece “Vatan, millet” kavramları üzerinden politik tercihler belirlemezler. Peki sürecin bu noktaya gelmesinde etkili olan, savcılığa soruşturma başvurusu yapan çevreler bunun böyle olduğunu bilmiyorlar mı? Kendileri parti kurultayı yaptıklarında delegelere, onların ailelerine iş ve ihale teklifinde bulunmuyorlar mı?
Bu sorunun cevabı çok belli.
Evet, işleyiş bu!
Delegenin genel davranış biçimi bu!
Daha delege seçilirken, kimin delege olacağının belirlendiği andan itibaren bu süreç başlıyor. Eminim benzer şeyler Kılıçdaroğlu’nun seçildiği kurultaylarda da yaşandı. Burada sorun gerçekten yolsuzluk ve temiz toplum değil, sorun daha derinlerde. Erdoğan’ın şahsı etrafında örülmüş bu saçma sistem artık işlemiyor; çökmek üzere, bu mızrak bu çuvala sığmıyor!
Türkiye, sadece CHP’yi konuşmuyor; aslında kendini konuşuyor. Her iki taraf da temiz toplum vaat edemiyor, çünkü artık burjuva siyasetine bulaşmış hiç kimse temiz değil.