• Erdoğan, rejimin bütün cephelerde en ön saflarda savaştırdığı Aşil konumundadır. Deniz Göktaş, mizah üzerinden rejimin Aşil'i olan Erdoğan'ı topuğundan vurduğu için tutuklandı.

 

Türkiye'de inşa edilmeye çalışılan tek adam rejiminin en büyük kutsalı Recep Tayyip Erdoğan'dır. Sistem onun etrafında inşa edilir. AKP ile ifade edilen o büyük ilişki ağının halkla ilişkileri Erdoğan üzerinden yürüyor; orası çökerse bütün sistem çöker. Bundan dolayı herkes Erdoğan'ı sevmeli, hatalarını görmezlikten gelmelidir. Yok, bunu yapmıyorsa o zaman korkmalı, onunla ilgili görüşlerini kendine saklamalıdır.

Deniz Göktaş birçok şey söyledi fakat rejim açısından en kabul edilmez olanı, "Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hayatım boyunca hiç sevmedim!" ifadesi ve babalığını sorgulamasıydı. Birçok insan o ifadede kendini buldu.

Gerçekten çok cesurca!

Yıllardır her yaştan insanın "Cumhurbaşkanı'na hakaret" nedeniyle boşu boşuna mahkeme kapılarında süründüğü ve hatta bir kısmının cezaevinde kaldığı bir ülkede, bu kadar açık ve korkusuzca milyonlarca insanın yüzüne bakarak rejimin yargısına, polisine, istihbaratına, "Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı hiç sevmedim!" demek cesaret ister. İnsanlar, Deniz Göktaş'ı bu cesareti için sevdiler. Cesaret gerçekten bulaşıcıdır; birçoğumuz bunu kendi kişisel yaşamında da deneyimlemiştir. Toplumun geniş kesimleri, Deniz üzerinden kendilerinin de bunu yapabileceğini keşfetti. Rejim ise Erdoğan üzerinden inşa ettiği korku duvarının bir anda paramparça edilebileceğini deneyimledi ve paniğe kapıldı. Geri kalan iddialar işin yalan kısmıdır. "Halkın dini değerlerine hakaret" falan gibi iddialar, sadece birer bahane olmaktadır. Bunların hiçbirisi rejimin umurunda değil. Erdoğan ve ekibi sadece kendi iktidarlarını güvenceye almak istiyorlar, geri kalanı onları ilgilendirmiyor.

İnsanlığın demokrasi, insan hakları, fikir özgürlüğü gibi kavramları toplumsal bir değer olarak savunması ve günlük yaşamının bir parçası hâline getirmesi, nereden baksanız en fazla son iki yüzyılın işidir. Uygarlığa, başka bir ifadeyle sınıflı/köleci ilişkilere geçişten sonra bir grup insan, diğerlerinin iradesini zorla gasp etmiştir. Zamanla iktidar, hiyerarşik bir silsile içerisinde yukarıya doğru tekil bir karakter kazanmış ve bütün insanlığa bir tür kâbus yaşatmıştır.

Binlerce yıl iktidar baskısı altında bütün hakları ellerinden alınmış olan insanlar, itirazlarını mizah üzerinden ifade etmeye çalışıyorlardı. Bu gelenek günümüzde de devam ediyor; özellikle düşüncenin suç olarak kabul edildiği antidemokratik toplumlarda mizah, önemli bir muhalefet yapma biçimine dönüştü.

Birçok kez insanlar, söylemeye cesaret edemedikleri şeyleri bir esprinin içine yerleştirerek ifade etmeye çalışıyor. Kimi insanlar, bu yolla belki yargılanmadan kurtulabileceklerini, yok eğer olası bir yargılanmadan kurtulamıyorlarsa da en azından daha az cezalarla kurtulabileceklerini düşünüyor. Bu çok yanlış da değil aslında, çünkü mizah, toplumların en baskıcı diktatörlük zamanlarında bile bir parça nefes alabildikleri bir özgürlük alanıdır ve insanlar komedyenlerin tutuklanmasından hoşlanmıyorlar.

Toplum ve mizah arasında doğrudan bir bağ var. Bu nedenle tarih boyunca mizah ve iktidar arasında sürekli gerilimli bir ilişki olmuştur. Politik muhalefetin baskı altına alındığı dönemlerde mizah bir muhalefet odağı hâline gelir; siyasilerin kendi rollerini yerine getiremediği koşullarda onları ikame eder.

Her rejim kendi normalini inşa etmeye çalışır; mizah işte tam da burada devreye girer ve rejimin kendisini yeniden üreten normalini tersyüz eder. Rejimin kutsal olarak kodladığı ve konuşulmasını yasalarla engellediği kimi kavramlar ve konular, mizahla bazen bir şaka üzerinden sorgulanır hâle gelir. Türkiye'de din, devlet, Cumhurbaşkanı, Atatürk gibi kavramlar bunlara örnektir.

Aslında rejim bu kavramların denk düştüğü içeriği değil, kendini güvenceye almaya çalışıyor. Türkiye'de rejim; dini, devleti, Cumhurbaşkanlığı makamını değil, bizzat kendi iktidarını güvenceye alırken bütün bu kavramları suistimal ediyor. İşte tam da bir stand-upçının yaptığı bir şaka, bize dayatılan düzenin ve onun kurumlarının ne kadar saçma ve gerçeklikten kopuk olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koyabilir.

Sanal medya dâhil medyanın hiç olmadığı dönemlerde Osmanlı toplumunda meddahlar vardı; bu insanlar kahvehaneleri ziyaret eder ve insanlara dönemin toplumsal aksaklıklarını mizah yoluyla anlatırdı. O dönemde rüşvet, adam kayırma ve liyakatsiz bürokratlar toplumun en temel meselesi olduğu için meddahlar da onları mizahın konusu yapardı. Aslına bakarsanız bizim toplumumuzda mizah ezelden beri güçlü bir muhalefet odağı olagelmiştir; yani böyle bir geleneğimiz var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, rejimin bütün cephelerde en ön saflarda savaştırdığı Aşil konumundadır. Erdoğan olmazsa sürekli rant üreten bu ilişki ağı darmadağın olur; Deniz Göktaş, mizah üzerinden rejimin Aşil'i olan Erdoğan'ı topuğundan vurduğu için tutuklandı.