- Kronik enflasyon, gelir dağılımında yaşanan adaletsizlik ve sürekli artarak toplumu umutsuz hale getiren yoksulluk, artık herkesin kapısının önünde duruyor.
- İnsanın üretici etkinliğinin sürekli yer altına itildiği, üretken olmanın horlandığı rantiye ekonomileri gelişemez. Ticari faaliyet, bir tür kapkaç etkinliğine dönüşür.
CAFER TAR
Türkiye ekonomisi, bir türlü kalıcı büyüme, ekonomik verimlilik artışı ve bunu destekleyen bir teknolojik sıçrama yapamadı. Bütün bunlar, sıralı ve birbirini destekleyen bir harmonide siyasal istikrar ile de birleşemeyince Türkiye halklarının geniş kesimi, zorunlu olarak bütün yaşamlarını yoksulluk içerisinde geçiriyor.
Bütün bunların sorumlusu, aslında devleti yönetenler ve onlarla iş tutan büyük sermaye çevreleriyken bedelini ise toplumun geniş yoksul kesimleri ödüyor. Yıllardır bu ülkenin geniş yoksul kesimi; yüksek enflasyon, yüksek faizler ve bir türlü bitmeyen bütçe açıklarını sırtlarında taşıyor. Bu, bir Türkiye klasiğine dönüştü; kuşaklar boyu bunda hiçbir gelişme yok.
Yıllar önce Ali Babacan, henüz Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı iken aslında giderayak bütün Türkiye'yi "Orta gelir tuzağına düşüyoruz" diye uyarmıştı. Adam haklı çıktı; Türkiye gerçekten de yıllardır orta gelir tuzağında çırpınıp duruyor ve anlaşılan bu orta gelir tuzağından çıkacağı da yok.
Nedir orta gelir tuzağı?
Orta gelir tuzağı; bir ülkenin düşük ücretler ve ucuz iş gücü sayesinde yakaladığı büyüme ivmesini, daha verimli alanlara aktaramadığı için artık büyüyememesi ve bir süre sonra giderek gerilemesi anlamına gelir. Başlangıçta ucuz iş gücünü bir avantaja dönüştüren ülke, zamanla yükselen ücret beklentileri nedeniyle bunu artık sürdüremez hale gelir. Bu dönem boyunca altyapı yatırımları, eğitim, sağlık, hukuk, özgürlükler ve teknolojik dönüşüm konusunda yeterince atılım yapmamışsa sistem bir süre sonra işlemez hale gelir.
Türkiye'yi yönetenler, sürekli ekonominin büyüdüğünden dem vuruyor. Bu, bir ölçüde doğrudur fakat tek başına bir şey ifade etmez. Büyümenin hangi sektörlerde, nasıl ve ne pahasına olduğu önemlidir. Büyüme, eğer teknolojik derinleşme, verimlilik artışı, hukuk ve demokrasi standartlarının gelişimine paralel gerçekleşmemişse insanların yaşamlarına çok fazla katkı sunmaz. Ülke belki büyür ama yoksulluk daha da artarak devam eder.
Rantiye ekonomisi ve kapkaç etkinliği
OECD 2025 Türkiye raporunda, ülkede uzunca bir süredir verimlilik artışında yavaşlama yaşandığını; kaliteli iş gücü ve yüksek beceri gerektiren üretim ile hizmet alanlarında ülkenin her geçen gün daha az rekabet eder hale geldiğini ifade etti. Özellikle yenilik ve patent alanında yapılan yatırımlar, Avrupa ülkelerinin yarısı düzeyinde kalıyor.
Bu durum açıkça şunu gösteriyor: Bir ülkede insanlar özgür değilse o ülke ekonomik olarak yol alamaz. İnsanın üretici etkinliğinin sürekli yer altına itildiği, üretken olmanın horlandığı rantiye ekonomileri gelişemez. Ticari faaliyet, bir tür kapkaç etkinliğine dönüşür.
Türkiye ekonomisine baktığınızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır. Bir tarafta kaynağı belli olmayan sermayelerle kurulmuş fabrikalar, kamunun fonladığı yollar, borçla yapılmış köprüler ve alışveriş merkezleri var; bu yönüyle büyüyen bir ekonomi ile karşı karşıyayız. Diğer tarafta ise araştırma/geliştirme neredeyse tamamen durmuş, ileri teknoloji kullanımı çok sınırlı kalmış ve nitelikli iş gücü gerektiren hizmetler yeterince gelişmemiş durumda.
Devlet yapısı ve toplum gerçeği
Türkiye, aynı emek ve sermaye ile çevre dostu ve daha verimli bir ekonomiye bir türlü geçemiyor. Bunun çok açık bir sebebi var: Baskıcı, despotik, insanı öteleyen, antidemokratik devlet yapısı ve onu bir türlü dönüşüme uğratamayan toplum gerçeği. İşte Türkiye'nin bir türlü çözülemeyen bulmacası tam da budur. Aslında sorunu da cevabı da konuyla ilgili herkes biliyor; biz burada büyük bir tespit yapmıyoruz fakat bunu çözecek bir irade bulunmuyor.
Kronik enflasyon, gelir dağılımında yaşanan adaletsizlik ve sürekli artarak toplumu umutsuz hale getiren yoksulluk, artık herkesin kapısının önünde duruyor. Eskiden orta halli olan insanlar, günümüzde her an yoksullaşabilir. Bu durum, toplumda büyük bir stres birikmesine neden oluyor.
Bütün bunların gerçekten bir çözümü var; yoksulluk hiçbirimizin kaderi değil. Eğer bir yerden başlayacaksak ilk yapacağımız şey; özgürlüklerimizi ve haklarımızı, bu zulüm düzeninden fayda sağlayanlara karşı güvenceye almaktır. Bu da ancak bir an önce demokratik bir cumhuriyetin inşasına başlamak ve ahlaki-politik toplumu kurmakla mümkündür.