• AKP, seçimleri anlamsız hale getirmeye; muhalefet olan seçmenin iradesini kırmaya çalıyor. Seçtiğiniz gidip rakiplerinize katılmışsa büyük bir travma yaşarsınız. Muhalif seçmen, bu travmayı yaşıyor.

CAFER TAR

Türk siyaseti her geçen gün daha az rekabetçi bir karakter kazanıyor. İnsanlar bir süre sonra seçimin gerekliliğine olan inançlarını yitirebilir. AKP‘nin seçilmiş belediyeleri gasp etmesi, kayyumlarla başlamıştı. Kürtler kendi belediye başkanlarını seçiyor; AKP-MHP iktidarı sudan sebeplerle kayyum atayarak halkın seçtiği belediyeleri gasp ediyordu.

Bütün Türkiye, yıllarca bunu izledi; CHP‘lilerin bir kısmı özellikle kendini 'ulusalcı' olarak tanımlayanlar, AKP-MHP iktidarının kayyum siyasetini doğru buluyor, hatta destekliyordu. Daha o zamanlar bile Kürt siyaseti, CHP‘yi bu konuda defalarca uyardı ama sonuç ortada. Her şey bir kez daha hepimizin gözleri önünde oldu; iktidar kendini bu ülkenin en elit/okumuş/aydın kesimi olarak tanımlayan CHP‘li çevreleri aptal yerine koydu.

Hani bu insanlar tarih biliyordu, hani İkinci Dünya Savaşı’ndan ve Hitler iktidarından ders çıkarmışlardı. Hani despotik iktidarların tamamı en sonunda papazı da tutuklarlardı. Ne oldu? Kürtleri aldılar, izlediniz; Alevileri, sosyalistleri aldılar, izlediniz. Üzgünüm ama siz artık Alman papazın konumundasınız; diğerleri en azından onurlarıyla mücadele etti; siz ise sadece sıranın size gelmesini beklediniz.

AKP, eskiden açıktan yargı yoluyla belediyelere el koyuyordu; şimdi daha çok şantaj ve baskı mekanizması devrede gibi gözüküyor. Kürtlerin 2024'te verdiği desteği de arkasına alan CHP, Türkiye‘nin neredeyse bütün önemli belediyelerini kazanmıştı; şimdi ise hepsi sırayla AKP‘ye geçiyor. Bu, artık sistematik hale geldi ve kimse bunu belediye başkanlarının bireysel tercihi olarak değerlendiremez.

AKP, artık bu işi insanların gözüne batırırcasına yapıyor. Sadece başka partilerin milletvekillerini ve belediye başkanlarını partisine katmıyor; yaptıklarıyla bütün politik işleyişi anlamsızlaştırıyor. Üç milletvekili ve 7 belediye başkanının 14 Ağustos’ta aynı gün AKP‘ye katılması ve bundan kısa bir süre sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın onları takip etmesi, bunun bireysel bir politik ikna oluş değil, organize bir faaliyet olduğunu net olarak ortaya koyuyor.

Evet, muhtemelen AKP içerisinde bir ekip özel olarak başka partilerden insanların kendi partilerine katılması için yoğun bir çaba içerisinde. Bu faaliyet, sadece partinin vekil veya belediye başkanı sayısını artırma faaliyeti olarak da değerlendirilemez. AKP‘nin derin aklı, bu yolla seçimleri anlamsız hale getirmeye; kendisine muhalefet olan seçmenin iradesini kırmaya çalıyor. Onlara, “siz başkalarını seçiyor olabilirsiniz ama günün sonunda sizin seçtikleriniz bana katılıyor“ diyor.

İnsanların demokrasiye olan inançları, bundan daha kötü ortadan kaldırılamaz; bunu yaşayan seçmen, kendini kandırılmış hisseder. Siz bir seçime girersiniz ve kaybedersiniz; bu iyi bir şey değildir fakat bir sonraki seçime daha iyi hazırlanır ve kazanmaya çalışırsınız. Eğer bir seçimi kazanmışsanız ve seçtiğiniz insan daha sonra gidip rakiplerinize katılmışsa orada büyük bir travma yaşarsınız.

Türkiye‘deki muhalif seçmen, işte bu travmayı yaşıyor; eskiden AKP‘ye, onun kontrol ettiği kurumlara güvenmiyordu. Şimdi ise artık hiç kimseye güvenmiyor; insanların hiç kimseye güvenmediği bir ülke en kolay yönetilebilir ülkedir. Bunun bir süre sonra hiç kimseye faydası olmaz; güvenin olmadığı bir yerde toplumsal gelişme ve ilerleme durur, toplum bir süre sonra yoğun bir çürüme yaşar.

Kürt siyaseti, bu noktada Türkiye‘deki çürümeye direniyor; böyle olmaya da devam etmeli. Ahlaken direnen Kürt halkı ve siyaseti sadece Kürtler için değil, bütün Türkiye için büyük bir şanstır. AKP, bizi de kendi olduğu noktaya çekmeye çalışacaktır; bu noktada çok uyanık olmak lazım. Siyaset, kişiler üzerinden yürüyen bir süreç değildir; aksine geniş bir toplumsallığın sorunlarının ve çözüm yollarının konuşulduğu ve hayata geçirildiği bir süreçtir.

AKP, siyaseti kişiselleştirerek insanları ya satın alıyor ya da sindiriyor; bizim buna cevabımız tam aksine siyaseti halklaştırmak/toplumsallaştırmak olmalıdır. Siyaset, öne çıkmış; halkın ödediği bedel üzerinden tanınırlığı artmış insanların yürüttüğü profesyonel bir faaliyet değildir; halk için halk ile birlikte toplumsal sorunlara çözüm bulmak için yürütülen ahlaki ve politik bir süreçtir.