• İsrail, Suriye‘de şimdilik doğrudan Türk askerini hedef almadı fakat bir sonraki aşamada hedef alırsa muhtemelen Türkiye buna karşılık verecektir. Bu bölgesel savaş riskidir.
  • Uzun bir süredir Türkiye’yi yönetenlerin “iç cepheyi güçlendirelim!” yaklaşımı, bu duruma dayanıyor. İç cepheden kast edilen, Türk devletinin Kürtler ile ilişkisidir.

CAFER TAR

Eskiden Türkiye, İsrail‘i Gazze üzerinden eleştirirdi; son yıllarda İsrail de Türkiye‘nin Kürtler konusundaki tutumunu tartışma konusu yaptı. Bir süredir özellikle Suriye sahasında tartışmalar, dolaylı olmaktan çıktı; artık her iki taraf da doğrudan birbirlerini hedef alan bir tavır geliştiriyor. Özellikle Suriye‘de Esad sonrası ortaya çıkan güç dengeleri, her iki devleti açıktan karşı karşıya getirdi. 

Daha öncesinde de Erdoğan ve Netanyahu birbirlerini oldukça sert eleştirirlerdi fakat bir kaç gün önce Suriye topraklarında Ebu Zuhur Hava Üssü'nün İsrail tarafından vurulması ve hemen ardından başta Netanyahu olmak üzere bütün İsrailli yetkililerin asıl hedefin Türkiye olduğunu ilan etmesi, iki ülke ilişkilerinde tehlikeli bir döneme girildiğini gösteren önemli bir gelişmedir.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Türkiye‘nin Suriye‘nin güneyine, yani İsrail sınırlarına yaklaşmasının kendileri açısından ciddi bir güvenlik tehdidi olduğunu ilan etti. Bu, öncesine göre oldukça yeni gelişme, çünkü İsrail daha öncesinde Suriye‘ye müdahale gerekçesi olarak ülkede İran‘ın ve Hizbullah‘ın varlığını ileri sürerdi. Türkiye ile İsrail arasında Suriye sahasındaki rekabet uzun bir süredir biliniyordu fakat söz konusu rekabet bir süredir doğrudan silahlı bir çatışmaya dönüşmek üzere. 

İsrail tarafı, “Türkiye‘yi etkinlik alanını ülkenin güney sınırına doğru genişletmeme konusunda uyardığını fakat bu mesajın Türkiye tarafından anlaşılmadığını ve ardından daha açık bir mesaj vermek zorunda kaldıklarını” ifade etti. Bunun diplomasi dilindeki karşılığı şudur: İsrail, “eğer gerekirse bir sonraki aşamada Suriye‘de Türk askerlerine doğrudan müdahale edebileceklerini” ifade ediyor. 

İsrail, Suriye‘nin güçlenmesini, Suriye ordusunun yeniden Türkiye tarafından yapılandırılmasını istemiyor; Türkiye ise İsrail‘in aksine Suriye‘nin güçlü merkezi bir devlete dönüşmesini, ordusunun yeniden yapılandırılmasını istiyor. Bu noktada her iki devlet, Suriye sahasında taban tabana zıt bir pozisyonda duruyorlar ve bir ortayı bulmak bu aşamada neredeyse imkansız. 

İsrail’de Netanyahu Hükümeti yalnızca Suriye‘nin yeniden kurumsal bir devlete dönüşmesini değil, aynı zamanda Türkiye‘nin bu ülkede kalıcı bir askeri güce dönüşmesini de istemiyor. Bu durum, İsrail‘in kuzey sınırlarının hemen yanında güçlü bir ordunun ortaya çıkması anlamına gelir. Bu da İsrail açısından oldukça sıkıntılı bir durum olarak değerlendiriliyor.

Üstelik Türk ordusu, İran ordusu ve Hizbullah güçleri gibi zaten Batı‘nın ötekisi bir ordu değil, büyük bir konvansiyonel güce sahip, NATO üyesi ve Suriye ordusu üzerinde doğrudan etkili bir ordu olacaktır. 

Peki İsrail söz konusu bu saldırılar ve kullandığı tehditkar dille ne yapmaya çalışıyor? Bence İsrail, bu aşamada henüz Türkiye ile doğrudan bir savaş istemiyor fakat gerekirse buna da açık oldukları mesajını veriyor. Eğer var saydığı senaryo gerçekleşir ve Türk ordusu İsrail sınırlarına yaklaşırsa, bu İsrail için gerçek bir tehdit oluşturur.

Geçenlerde Al Jazeara Arapça‘ya verdiği bir röportajda Tayyip Erdoğan da benzer bir dil kullandı. “Türkiye‘ye barışı değil de savaş için saldıracak olanlar olursa bakın sizinle savaşı konuşmuyoruz, barışı konuşuyoruz. Türkiye bu savaştan da çekinmez, kaçmaz!“ diyerek aslında İsrail‘in tehditlerini gördüklerini ve buna hazırlıklı oldukları mesajını vermiş oldu. 

İşin doğrusu; İsrail, Türkiye‘nin Suriye sahasında oluşturmak istediği askeri nüfuz alanını kendi kırmızı çizgisi olarak ilan ediyor. Bu aşamada İsrail‘in niyeti Suriye‘de Türkiye ile açıktan bir savaş değil; daha çok Türkiye‘yi bu noktada ikaz etmek ve Suriye‘de Türkiye‘nin hareket alanını sınırlandırmak. Bu siyasetin riski şudur: İsrail‘in bütün çabalarına rağmen Türkiye bölgede etkili olmaya devam ederse ne olacak?  

Bölge açısından asıl kıyamet senaryosu tam da burada ortaya çıkıyor; böyle bir durum bölgede Yunanistan‘dan başlayan, Kıbrıs‘ı içine alan, oradan Körfez'e uzanan bir savaş demektir. Sadece Doğu Akdeniz değil, aynı zamanda Körfez ülkeleri de kendi içinde iki ayrı gruba ayrılmış durumda. Körfez‘de bir tarafta Türkiye yanlısı Suudi Arabistan, diğer tarafta İsrail yanlısı Birleşik Arap Emirlikleri birbirleri ile kıran kırana rekabet ediyor. 

ABD, bütün bu bölgesel gerilimin tam ortasında her iki tarafı da yatıştırmaya çalışan bir pozisyonda duruyor. ABD, iki devlet arasında bir çatışmasızlık mekanizması yaratılmasını istiyor ki; bu çok geçici bir çözüm. Bu aşamada sorunun çözümüne dair ABD‘nin de yapabileceği bir şey varmış gibi gözükmüyor, çünkü bu gerilimin geçici çözümlerle giderilemeyecek gerçek bir arka planı var.

Şimdilik İsrail, Suriye‘de doğrudan Türk askerini hedef almadı fakat bir sonraki aşamada Türk askerlerini hedef alırsa muhtemelen Türkiye buna karşılık verecektir. İşte o zaman bölgede Pandora’nın kutusu açılacak ve bölgesel bir savaş riski ortaya çıkacaktır. Uzun bir süredir Türkiye’yi yönetenlerin “iç cepheyi güçlendirelim!” yaklaşımı bu arka plan bilgisine dayanıyor. İç cepheden kast edilen Türk devletinin Kürtler ile ilişkisidir; Türk-Kürt ilişkileri yeniden önemli kavşaktadır, umalım tarihin tam da bu aşamasında büyük bir yol kazası yaşanmasın!