Avrupalıların kendi İslamını oluşturma çabaları

Ahmet TURHALLI yazdı —

16 Kasım 2020 Pazartesi - 22:12

  • Avrupa’ya sığınmacı olarak gelenlerin Avrupalılara sorun teşkil etmelerinde Avrupa’nın da payı vardır. Bu toplulukları, devlet ve örgütlerin insafına bırakarak, devletler üzerinden onlarla ilişki sağlamaları, bugünkü sonuçları ortaya çıkarmıştır. 

Başta Alman devleti olmak üzere son zamanlarda Fransa’nın da başını çektiği devletler, iktidarı hedefleyen radikal dincilerin şiddetlerini bertaraf edebilmek için politika oluşturmaya çalışmaktadırlar. Nice ve Viyana'daki vahşi saldırılardan sonra, Müslüman nüfusun sorunları hararetli bir biçimde Avrupa kamuyu ve devletleri tarafından ciddi bir biçimde tartışılmaktadır.

Avrupa kıtasına yetmiş-seksen yıl önce ağır işlerde çalıştırılmak için gelmiş/ya da getirilmiş, bin bir zorluklarla hayata tutunmuş bu nüfus, göç ettikleri tiran ve zalim devletlerin politik ve iktisadi araçları olmaktan da ne yazık ki kurtulamamışlardır. 1970'lerin sonunda politik göçmen olarak Avrupa'ya hatırı sayılır Müslüman topluluklar hicret etmiştir. Fakirlik, ekmek parası kazanma, ailesine bakma, can güvenliğini sağlama, hapishanelere ve zindanlara atılma korkusu, bahsi edilen insanların hicrette yaşamlarını sürdürmelerine sebep olmuştur. Bu sebep ve illetler, İslam coğrafyası diye adlandırılan coğrafyadan, ekseriyeti siyasal İslam ya da iktidarı hedefleyen Müslümanların iktidara gelmeleri ile daha da yoğunlaşmıştır.

Müslüman nüfus Avrupa ve Amerika kıtalarına, ölümü de göze alarak göç etmiştir/etmektedir.

Avrupa, Amerika, Kanada ve Avusturalya'ya göç etmek isteyenlerin bir kesimi ise mayınlara basma, kurşunlanma, açlıktan, soğuktan, denizde ve hava almayan tır kasalarında boğularak hayatlarını yitirdiler. Her gün sadece medyaya yansıyan onlarca boğulma haberini okumaktayız. 

İslam alemi diye tabir ettiğimiz bu coğrafyadan, ölümü göze alarak kaçışların sebebi; siyasal iktidar İslamcıları ve onlara bağlı radikal cemaatlerdir.

İktidar İslamı'nın yönetimde olduğu coğrafyada yaşayan topluluklar, Sünni, Şii fark etmeksizin o toprakları terk etmek için her şeyi göze almaktadırlar. Bu topluluklara yurt dışına çıkış için kapılar açılırsa, toplumun yüzde 80'i bu coğrafyaları terk etmeye hazır vaziyettedir. Neden Müslümanlar kendi vatanlarını, milletlerini ve ailelerini ölümü göze alarak terk etmekteler?

Bu toplulukları kim ve kimler iktisadi, fikri, ifade ve düşünsel olarak zulme maruz bıraktı da toplum kendinden bu denli kaçışı yaşamaktadır? 

Neden Müslümanlar kendine 'Müslüman'ım' diyen yönetici devlet ve cemaatlerden cüzzam hastalığı gibi kaçmaktadırlar?

Örnek babında; yönetimi elinde bulunduran Şiiler ya da Sünniler arasında zalimlik ve zorbalıkta hiçbir fark var mıdır?

Bu sorun İslam’ın iktidara alet edilmesinden ve iktidar için kullanılmasından mı kaynaklanmaktadır? 

Yoksa İslam'dan mı kaynaklanmaktadır? 

Bizim mefkuremize göre, siyasal ve iktidar İslam-ı Kur’ani ve Muhammed-i İslam değildir. Bu tezimizi İslam tarihini hakkaniyet ve adalet temelinde okuyup araştıranlar teslim edecektir. 

Biz Müslümanların tarihi, İslam'a dürüstçe inanan, vicdan ve ahlak sahibi Müslümanların, dürüst tarihçilerin okumaları gibi okunduğunda Emevilerden günümüze kadar bir felaketler ve insan kırımı tarihi olarak yaşandığı hakikati ortaya çıkacaktır. Emevi hanedanlığından başlayarak, İslam din olmaktan çıkarılmış, iktidar İslamı ve siyasal İslam olarak yorumlanmış, zulüm ve felaketler, saray ve iktidarın fetva kurulları ile resmi İslam haline dönüştürülmüştür.

Kur’ani ve Muhammedi İslam ise katledilmiştir.

Kendi coğrafyalarını terk ederek buralara gelen Müslümanlar ise, yeni bir arayış içine girip İslam'ı anlamak ve buradaki toplumlarla kardeşçe bir arada yaşamayı benimsemek yerine, onları ekonomik ve fikirsel zulme uğratan, devlet ve örgütlerin oluşturmuş oldukları kurumlara katılarak, ismi geçen devletler ve örgütlerin uzantıları haline gelmişlerdir. 

Avrupa’ya sığınmacı olarak gelenlerin Avrupalılara sorun teşkil etmelerinde Avrupa’nın da payı vardır. Bu toplulukları, devlet ve örgütlerin insafına bırakarak, devletler üzerinden onlarla ilişki sağlamaları, bugünkü sonuçları ortaya çıkarmıştır. 

Oysa burada yaşayan topluluklar, Avrupalılara hem ekonomik hem de kültürel olarak çok çeşitli zenginlikler katmışlardır. 

Peki radikalleşen bu sorun nasıl çözüme kavuşturulmalıdır? 

İslam din olarak, kendine Müslüman'ım diyen ve onu iktidar için kullanan istismarcıların elinden mutlaka çıkarılmalıdır. Bunu en yüksek sesle samimi ve dürüst Müslümanlar dilendirmeli ve mücadelesini de korkusuzca vermelidirler.

İnandığımız değerler adına yapılan vahşet ve istismar en fazla bizlerin inancına ve kimliğine zarar vermektedir.

İslam dinini maddi kazanç için istismar edenler deşifre edilmelidirler.

İslam’ın ana kaynağı Kur’an, ona uyumlu olan Peygamber sünneti, akıl, vicdan ve doğru bilgi, esas alınarak, yorumlar güncellenmelidir.

Padişah, sultan ve devlet ricalinin yanında maddi değer elde ederek, yorum geliştirenlerin yorumları müfredatlardan ve eğitim öğretim kitaplarından çıkarılmalıdır. 

Bizlerin yıllardır üzerinde çalıştığımız demokratik İslam perspektifi değerlendirilmeli ve bu çerçevede yeniden İslam’ın asli kaynağı olan Kur’an ile bir bakış kazandırılmalıdır.

Müslümanlar, İslam’ın Kur’an'da yönetim işlerindeki ilkeler çerçevesinde vatandaşlar olarak bakmalı ve fikriyatlarını o çerçevede ele almalıdırlar.

Yönetim işleri Kur’an'a göre: 

a) Hakkaniyet 

b) Adalet 

c) Meşveret

d) Ehliyet

e) Merhamet

Demokrasinin de temellerini oluşturan bu ilkeler, Müslümanlar tarafından da özümsendiğinde sorunlar köklü çözüme kavuşacaktır.

İktidar ve tarafgirlik ibadethanelerden çıkarılmalı, yerine ahlak, emek ve adalet inşa edilmelidir.

Müslüman cemaat ve bireyler, korkusuzca her türlü tartışmayı, halka açık alanlarda yapabilmeli ve Avrupa devletleri de bu manada ön açıcı olmalıdırlar. 

İslam’ın düşünsel doğruları radikalizmi ve iktidar yanlılarını tasfiye edecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.