Bir Erdoğan filmi: Postaldaki çorap! 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

17 Ekim 2021 Pazar - 23:00

  • Erdoğan’ın vereceği savaş emri yasadışıdır. Ortada bir “casus belli” durumu yoktur. Amacı iktidarının ömrünü uzatmaktır. Bu amaçla “savaş” çıkartmak yalnız suç değil vatana ihanettir.

Erdoğan bugünkü dünya ve bölge koşullarında Rusya’yı ya da ABD’yi karşısına alarak Rojava’ya karşı bir savaş açabilir mi? 

Aralarında bizim cenahtan arkadaşların da bulunduğu bazı yazarlar bu konuda iyimserler. Açamayacağını düşünmekteler. 

Ben konuyu en karamsar yönüyle ele alacağım.  

Şu amaçla: Millet İttifakı’nın tabanını uyarmak ve ülkenin başına örülebilecek çorabın pis kokusunu, postal içindeki ayaklar savaş meydanında terlemeden milliyetçi-muhalif kardeşlerimin burunlarında hissettirmek için… 

Çünkü Erdoğan kerih kokulu bir “çorap filmi”nin senaryosunu yazdı.

Şimdi filmimize bakalım

Bir gece yarısı TSK yüzlerce savaş uçağının korumasında, örgütlediği çetelerin zırhlı piyade güçlerini Til Rıfat’a doğru harekete geçiriyor.

Manşet: Muhalif Suriye silahlı güçleri “Esed rejimine karşı harekete geçti.” Ve o sırada bir Rusya uçağı düşürülüyor. 

(Düşürülemez mi? Düşürülmüştü ya. Yine öyle. Az sonra “özür dileriz, bedeli neyse öderiz” demek üzere bir uçağı avlamak mesele değil.)
Ardından bir Türk uçağı düşürülüyor.

Gerginlik. 

“Muhalif” çete ordusu bir miktar ilerliyor. Manşetler alev alev.  

Karşılıklı notalar. Suriye hava sahası kapanmış. Türk uçakları artık uçamıyor.

O da ne? Akar, kurbanlık koyun misali Türk tanklarını savaş alanına sürüyor. On, yirmi tank içindekilerle birlikte vuruluyor.  

(O kadar da olmaz, Akar Mehmetçiği ölsünler diye hava sahası kapalıyken hiç savaş alanına sürer mi?” demeyin. Harbiye talebelerini bile köprüye gırtlaklansınlar diye süren, bunu da haydi haydi yapar.)

Dizi dizi tabutlar.

Minarelerden sela sesleri. Milli matem. Bayraklar yarıda. “Alçak moskof”…

Kılıçdaroğlu’na gazeteci soruyor: “Sayın Başkan Ruslar ordumuza saldırıyor, ne diyorsun?”

Cevap: Ordumuzun ve ordu Başkomutanı Cumhurbaşkanımızın yanındayız.” (Anketler: CHP baraj altında…)

Akşener:

“Başbakanlıktan vaz geçtim, askere yazılıp, Moskofa karşı vuruşacağım…” (Anketler: İyi Parti yüzde 50’lerde.)

Türkler olarak ne yaparız? Sokağa dökülürüz. Milli heyecan tavana çarpıp, tabana, tabandan yeniden tavana vurup vurup yükseliyor.

Fakat perde gerisinde neler oluyor?

Savaşın üçüncü günü. TSK, öne sürdüğü “çetelerden” oluşan “muhalif” orduyu bir anda satıyor. Türk tankları çekiliyor. Ama “çekiliyoruz” denmiyor. Çeteler mezbahaya dönen savaş alanında kırılırken, “zafer” naraları atılıyor.

Flaş, flaş, flaş… Son dakika….

Erdoğan ile Putin başbaşa görüşüyor. Türk devletinin “şeysi” “ayağını öpeyim Putin, ben ettim sen etme” diye yalvarırken, sözleri Türkçe’ye “Erdoğan-Putin barış müzakereleri” diye çevriliyor. Bu sözlere “atma Recep” diyecek bir medya artık yoktur. Cumhuriyet Gazetesi “Cumhur” haline geliyor, Sözcü gazetesi Cumhur’n “Öncüsü” oluveriyor. Gerisi zaten havuz.

Savaş bitmiştir.

Barış gelmiştir.

Seçimler ertelenmiştir. Muhalefetin imamesi şaşmış, Erdoğan’ın peşine takılmıştır.

Millet, Rusları “küüüt ederek barış masasına oturtan” Erdoğan’ı alkışlıyor. Yenikapı mitinginde “bayılana limon, ayılana gazoz” dağıtılıyor.

(“Allah Allah, bu kadarı da olmaz” demeyin, aynısı 16 temmuz günü olmadı mı? Bu defa beteri olur.)

Bu yazıyı okuyan AKP’li köfehorların “Rabbimize bin şükürler, bugünleri de mi görecektik” diye filmi hakikat sanacaklarını kesinlikle söyleyebilirim.

(“Hocam iyice abarttın, adamları hepten keriz yerine koyuyorsun” demeyin, kafataslarında beyin yerine karnabahar taşıyan bu eşhas, Erdoğan’ın “biz uçuyoruz, Fransızlar ve de Almanlar marketlerinde yiyecek bulamıyor” şeklinde çevirdiği filmi hakikat sanmıyorlar mı?)

Her neyse.
Ne demiştik?

Bu yazının amacı “Millet İttifakı’nın tabanını uyarmak ve ülkenin başına örülebilecek çorabın pis kokusunu, postal içindeki ayaklar savaş meydanında terlemeden milliyetçi muhalif kardeşlerimin burunlarında hissettirmektir” demiştik.

Haklarını yemeyelim. Milliyetçi, ya da ulusalcı muhalifler “çakma darbe” gibi bunca kanlı tecrübeden sonra, rejimin ömrünü uzatacak bu gibi bir “çakma savaşın” postal içindeki kokuşmuş çorap gibi kerih kokusunu sanırım daha tanklara “motor” emri verilir verilmez hissedeceklerdir.

Umuyorum ki bu defa “film” yeniden başa sarılmayacak, Yenikapı’da gösterime girmeyecektir.

(Bu defa bizimkiler itirazı bastırıyor: “Hocam bunlar adam olmaz, burunları koku almaz”. Bana sanki alıyor gibi gelmekte. Kılıçdaroğlu’nun sosyal medyadaki son sözlerini okuyunca böyle düşündüm.

CHP Başkanı, “bu Pazartesi gününe–yani bugüne- kadar size mühlet, rejimin yasa dışı emirlerine uymaktan ya vazgeçersiniz ya da yargının önünde hesap verirsiniz” gibisinden bürokratlara ültimatom verdi. Bürokrat dediğin de yalnız tapu kadostro müdürü değildir, mesela Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarıdır da.)

Erdoğan’ın vereceği savaş emri yasadışıdır. Ortada bir “casus belli” durumu yoktur. Amacı iktidarının ömrünü uzatmaktır. Bu amaçla “savaş” çıkartmak yalnız suç değil vatana ihanettir.  

O halde generaller “istifa” etmek yerine, Erdoğan’ın yasa dışı emirlerine başkaldırmalı, bu emirleri uygulamamalıdır. Yurttaşlar ise “çakma savaş” selası okununca, “sela senin için okunuyor Erdoğan, defol” diyerek seferber olmalıdır.

Bu arada Millet İttifakı da yukarıdaki filmin figüranı olmamak için, TBMM’ye gelecek “savaş tezkeresine” “hayır” demelidir.

Demezse ne olur?

Elinin körü olur…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.