Bir ihtimal daha var, acaba ne? Seçim, iç savaş, darbe mi dersin? 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

8 Ağustos 2021 Pazar - 23:00

  • “Seçim” olursa, Erdoğan düşmemek için tıpkı 15 Temmuz gibi, bu defa “kontrollü” ya da “çakma” iç savaş çıkaracaktır. Seçimden iç savaşa, iç savaştan da darbeye sıçrayacaktır. Kendisi bu hengamede devrilse bile yerine Akar gibi meş’um bir şahıs ikinci Erdoğan olacaktır.

Türk ordusu Kürt halkına karşı savaşıyor.

Güney Kürdistan’da, Irak Dışişleri Bakanı Türkiye ile Irak topraklarına girme konusunda bir anlaşma yok dediği halde, Barzani yönetiminin PKK’ye karşı “savaş hali” ilan edercesine  verdiği destekle 70 küsur yerde üs bölgeleri kuruyor.

Türk milleti ordusuyla gurur duyuyor. Ordusuna sonsuz “güveniyor.”

Türk milleti ordusuna böyle sonsuz “güvenirken”, bu ordunun başındaki Türk Harp Bakanı Akar aynı orduya “güveniyor mu?”

Ne güvenmesi, Akar kendi ordusundan “korkuyor.”

Geçtiğimiz gün “bordo bereli” denilen ve Kürt’ün üstüne sürülen birliğin yeni mezunlarıyla ilgili yapılan törende, Akar kürsüye çıktı. Arkasında iki “bordo bereli” güvenilir asker hazırolda, ellerinde uzun namlulu tüfekle yer alıyor.

O da ne? Kahraman ve güvenilir Türk askerinin ellerindeki tüfeklerde şarjör yok. Resimde görülüyor. Tüfekler mermisiz.

Demek ki Akar kafalarına mor bereler giydirdiği ve Kürt’ün üzerine sürdüğü orduya güvenmiyor. Onları bile “şüpheli” birer “suikastçı” olarak görüyor. Bilindiği gibi Erdoğan’ın hazır bulunduğu Anıtkabir törenlerinde, bırakalım “mor bereli” eratı, generallerin tabancalarındaki mermiler bile polis tarafından toplanmıştı.

Şimdi korku Cumhurbaşkanından Harp Bakanına, ordunun sözde başındaki Genelkurmay Başkanına kadar bacayı sarmış.

Korkunun başka örneği de var. Geçtiğimiz aylarda kendi ordusundan korkan Erdoğan bir kanun çıkarmıştı. Buna göre toplumsal bir patlama durumunda Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ve MİT’in ordudaki bütün ağır silahlara el koyacak. Bunun anlamı, savaşa sürülen orduya böyle bir iç kargaşada güvenmemek, ondan korkmak.

Pelikancı troliçe Hilal Kaplan geçenlerde “tuhaf kıpırdanmalar var, darbe hazırlanıyor” gibisinden bir yazı yazdığında bu korku ve güvensizliği dile getirmişti. Tam o sırada Muğla ve Antalya yanmaya başladı. Ne oldu? Erdoğan ordunun kışlalardan çıkıp yangına müdahale etmesini önledi. Oysa her kışlada yangın söndürme araç ve gereçleri olan bölümler var. Helikopterler hangarlarda bekletildi. Mor bereliler kışladan çıkarılmadı.
Neden?

Yangın CHP’li seçmenin büyük bir çoğunlukta olduğu yerlerde çıktı. Ordu yangına müdahale etse bu seçmenleri bir heyecan saracak. Sivil yangın uçakları hangarlarda çürürken ordunun yangına müdahalesi bu seçmenin bilincinde “iktidara da müdahale et” çağrışımı yapacak. “En büyük ordu bizim ordu” avazeleri yükselecek. Al sana darbe zemini.

Bütün bunlar böyleyken Türkiye’de bir darbe olabilir mi? Olur. Akar, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve bir de MİT karar verdiği zaman darbe olur. Sorun bunların karar vermesi. Nasıl karar verirler? Kafamızda canlandıralım:

Seçim olmuş. Erdoğan ve kafadarları kaybetmiş. Kaybetmiş ama “kaybetmedim” demiş. Peker’in ifşa ettiği gibi, AKP’nin “silahlı kolu” ile SADAT harekete geçmiş. Derken Soylu’nun “ordusu” alana girmiş. Kan gövdeyi götürmeye başlamış. İç savaş…

Ordunun bu gibi durumlarda ne yapacağına dair simülasyonlar, senaryolar çok önceden hazırlanır. O gün Ordu zirvesi ve MİT toplanır. Darbeye karar verir. Emir komuta zinciri içinde darbe yapılır.

Hemen anlaşılacağı gibi darbe Erdoğan rejimine karşı yapılmaz. Seçimi kazanan muhalefete karşı yapılır. Zaten sandıklar tutuşmuştur. Oylar Muğla gibi yanmıştır.

Bu durumda Erdoğan ne yapar?

Adam ordunun “başkomutanıdır”. Karar alınırken katılsın ya da katılmasın, o anda, tıpkı üstündeki “Milli Görüş Gömleğini” çıkarttığı gibi, “Cumhurbaşkanı ve AKP Başkanı gömleğini” de çıkarıp, Mareşal gömleğini giyer ve Akar’la Fidan’ın arasındaki yerini alır, Soylu’yu çarmıha gerek, bütün partileri kapatır, iç savaşla suçlayacağı bütün siyasileri toplama kampına gönderir, vatandaşa “beş yıl sonra seçim” sözü verir. Sonrası Allah Kerim…

Denebilir ki, Akar Erdoğan’ı da indirir.

İndirirse ne olur?

Türkiye’nin HDP dışındaki bütün muhalefeti Akar’ın etrafında toplanır. AKP’nin yönetimi tasfiye edilse bile bu parti mevcut muhalefetle birlikte Akar’ın “reisliğinde” Milli Koalisyon’da birleşir. Birleştiği gün resmi bayram ilan edilir.

Bu aşırı karanlık tabloyu neden çiziyorum? Şundan:

Birincisi “seçim” olursa, Erdoğan düşmemek için tıpkı 15 Temmuz gibi, bu defa “kontrollü” ya da “çakma” iç savaş çıkaracaktır. Seçimden iç savaşa, iç savaştan da darbeye sıçrayacaktır. Kendisi bu hengamede devrilse bile yerine Akar gibi meş’um bir şahıs ikinci Erdoğan olacaktır.

O halde “seçim gelecek, yonca bitecek, dayan eşeğim” diyen Hoca Nasreddin gibi milleti oyalamayın. Bugün harekete geçmeyen bu “seçim, iç savaş, darbe” mekaniğinin kurbanı olur.

Nasıl harekete geçmeli? Bunu halk gösterdi. Yüzbinler sosyal medyada “istifa” diye haykırdı. “Tamam” diye bağırdı. Şimdi bu istifa talebini iç savaş kışkırtıcısı Soylu’ya ve iç savaşı bastırma bahanesiyle darbe yapacak olan Akar ve Fidan’a kadar genişletmek gerekir.

Onları ifşa edelim ki, bütün bu öngörümüz gerçekleştiği zaman, daha darbenin ilk günü halk “darbeye karşı” sokaklara çıkabilsin.

Evet, bu yazdıklarım yalnızca bir öngörü, tahmin.

Ama yabana atmayın. Çünkü “demokratik bir seçim” ihtimalinden çok daha muhtemel…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.