- Ey yüce Peygamber; sahaben Caban El Kurdî’nin milleti, yüzyıllardır özgürlüğünden mahrum bırakıldı. “Müslüman kardeşim” diyenler, ülkelerini dört parçaya böldü, dillerini ve kültürlerini yasakladı.
HAFIZ AHMET TURHALLI
Milletlerin ve dini kesimlerin kurtuluş günleri vardır. Bu günlerde sevinç ve mutluluk paylaşılır. Müslümanların ise iki bayramı vardır. Ramazan, 30 gün tutulan oruç farizasının tamamlanmasının ardından Şevval ayının ilk üç gününde kutlanan bir bayramdır. Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicretinden sonra kutlanmaya başlanmıştır. Müslümanların huzur ve yardımlaşma amacıyla kutladığı Ramazan Bayramı, Kur’an'ın nuzulünü barındıran bir ay olma hasebiyle oruçlar tutularak ruhi arınmanın gerçekleşmesi hedeflenir. Zulmün, kötülüğün ve zararlı davranışlara karşı verilen mücadelenin, bu ayda şuura çıkarılarak yaşama dönüşmesi sağlanır. Ramazan'da tefekkür ve iç hesaplaşma zirveye taşınır. Cehalete karşı bilginin, egoizme karşı paylaşımın, her türlü zulme karşı adaletin oluşturulmasını sağlamak amacıyla Ramazan’da çaba sarf edilir.
Toplumun muhtaç ve fakir kesiminin de bu sevinci yaşayabilmesi için sevindirildiği, her şahısla sevincin paylaşıldığı günlerdir bayramlar. Ramazan'da fitre, zekat, sadaka gibi mali yardımlaşmaların dışında, bireysel eğitim olan oruç, namaz, okuma ve kendini yeniden inşa etme sağlanır. Şahsi ve toplumsal inşanın tamamlandığı aylık çalışmalardan sonra Ramazan Bayramı kutlanır.
Kurban Bayramı ise Zilhicce ayının 10. gününde başlayan ve dört gün süren Hac farizasının eda edilmesinden sonra kutlanıyor. Hac ibadeti, Hz. Muhammed’den (sav) önce de yapılan bir ibadetti fakat bu ibadet müşrikler için bir ticari faaliyet, Mekke muktedirleri için ise bir güç gösterisinin ötesine geçmiyordu.
Tarihçe olarak Hz. İbrahim’e (as) dayandırılan ve oğlu İsmail’e bağlılığından dolayı imtihana tabi tutulan İbrahimi gelenek olarak aktarılıyor. Bu hikaye ile tanrılara kurban edilen insanlar, kurban olmaktan kurtulmuş, bir besin maddesi olan ve herkesin ulaşamadığı hayvan etiyle muhtaçların gözetilmesi hedeflenmiştir. Arafat diye bilinen bir tepe ve etrafındaki alanda o gün bulunma şartıyla insanlar toplanır. Zengin-fakir, kadın-erkek, bilgili-bilgisiz, kral-hizmetli, siyah-beyaz, Arap-Arap olmayan herkes aynı nakaratı tekrarlar. Bütün peygamberlerin bu nakaratı tekrarladığı söylenir. Telbiye olarak bilinen ve Türkçe anlamı "Rabbim, davetine sözüm ve özümle tekrar tekrar icabet ettim, emrine boyun eğdim. Rabbim senin davetine icabet, boyunumun borcudur. Senin eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Bütün bunlarda eşin ve ortağın yoktur senin."
Arafat’ta mahşer sahnelenir, insanlar arasında eşitlik sağlanır. Bu durumun insan yaşamında oluşması için insandan söz istenir. Örneğin; İhramlı insan avlanamaz, bir böceği öldüremez, ota basamaz, ağaç kesemez, kötü düşünemez, kötü konuşamaz, kötü ve zararlı işler yapamaz. Bu uygulama, bir yaşam felsefesi inşa eder. Sonra olgun bir savaşçı gibi, sembolik bir savaşa girişir. Kötülük diye isimlendirilen İblis taşlanır. İnsanın içinde ve kendi nefsinden olan kötülüklerden uzaklaşmak için bu sembolik taşlama yapılır ve “Benim doğamda olmayan çevrenin bana enjekte ettiği, yalanı, iftirayı, arkadan konuşmayı, çalmayı, zulmü kabalığı İblis'e geri veriyorum” denilir. Sonra bir kurban kesilerek insan oğluna ikramda bulunulur. Allah, kurbanlarınızın ne etinin ne de kanının Allah’a ulaşmadığını söyler. “Sizden Allah’a ulaşacak olanın sorumluluk anlayışı ve sorumlu davranmanızdır” der. Sonra sembolik olarak saç traşı yapılır. Gerçeğinde ise insanın maddi ve manevi kirlerden temizlenmesi istenir. Hac farizası yerine getirildikten sonra Hac Bayramı gerçekleştirilir.
Biz Kürtler, “Cejna Heciyan” deriz. En doğru ve yerinde isimlendirme Kürtlerin Cejna Heciyan isimlendirmesidir. Kurban bayramı isimlendirmesi ise yetersiz bir isimlendirmedir. Bu isimlendirme ile Hac farizası ve onun insanlığa katmak istediği yaşam prensipleri gölgede bırakılır. Kurban ise sadece ihtiyaç sahiplerine bir besin maddesi olarak yardımlaşmadır.
Peygamberimiz sadece bir kez Hac yapmış ve meşhur veda hutbesi ile insanlığa ve Müslümanlara şu çağrılarda bulunmuştur: “Ey insanlar! Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Bütün insanlar Adem'dendir, Adem de topraktan. Beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük takvadadır. (sorumluluk bilincidir)
Ey insanlar! Mekke nasıl mukaddes bir şehir ise bu gününüz ve bu ayınız nasıl dokunulmaz ve saygın ise kanlarınız, mallarınız, şeref ve haysiyetiniz de aynı şekilde saygındır, dokunulmazdır.
Bilin ki! Müslüman Müslümanın kardeşidir.
Müslümana gönül rızası olmadan malı helal değildir.
Kimseye haksızlık etmeyin ve kimseden haksızlık görmeyin.”
Ey yüce Peygamber; Kur’an aracılığıyla getirmiş olduğun din, günümüzde tanınmaz bir haldedir. Bugün birbirimizin kanını dökmekteyiz, birbirimizin mallarını ganimet olarak talan etmekteyiz ve birçok müslüman milletin vatanlarını işgal etmiş durumdayız. Senin sahaben Caban El Kurdî’nin milleti, yüzyıllardır özgürlüğünden mahrum bırakılmış ve hakiki bir bayram yaşayamamıştır. Hep kurban edilmiştir. Kendilerine Müslümanım diyen Arap, Fars ve Türk kardeşleri tarafından ihanete uğramış, şeref ve haysiyetleri payimal edilmiştir.
Kendilerine “Müslüman kardeşim” diyenler, onların ülkelerini dört parçaya böldüler, dillerini ve kültürlerini yasakladılar.
İslam’ın kardeşlik, adalet ve birlikte yaşam prensiplerinin yerine, maddi gücü, zulmü ve parçalanmışlığı koydular.
İnsanları eşit gören, yardımlaşmayı ve adaleti dert edinenlerin Hacılar Bayramı kutlu olsun.